image

PeyamaKurd- Foreign Policy dergisinde Sinan Ülgen’in Türkiye’deki seçimler ve sonrası için kaleme aldığı analiz yazıda, “Türkiye’nin seçimlerden sonra ortaya çıkan durumda MHP’nin yeni konumu sonucu Türkiye’nin dışarıda daha agresif bir politika izleyebileceğini” belirtti.
“Yeni sistem, politika üzerinde etkili olacak”

Recep Tayyip Erdoğan, oyların yüzde 53'ünü alarak Türkiye'nin halk tarafından seçilmiş ilk icracı başkanı oldu. Bundan sonra politika oluşturulmasında tümüyle ve ayrıcalıklı sorumluluğa ve bir dizi özel yürütme yetkisine sahip olacak. Başbakanlığın dış politika belirleme yetkisine sahip olduğu önceki sistemden farklı olarak dış politikanın yürütülmesinden de sorumlu olacak.

Sistemdeki bu dönüşümün dış politikanın yürütülmesi üzerinde büyük etkileri olacak. Türkiye'nin yüksek itibarlı dışişleri teşkilatı uzun yıllardır Türkiye'nin dış politikasını uygulayan ve yönlendiren kariyer diplomatlardan oluşuyordu. Dışişleri Bakanlığı bu nedenle iktidar partisine olan bağlılıklarından ziyade ulusa olan bağlılıklarıyla anılan kurumlar olan ordu ve Maliye Bakanlığı ile birlikte devletinin üç temel dayanağından biri olarak görülüyordu.  

Türk diplomasisi için yakın dönemdeki zorluk, dışişlerinin dürüstlüğünü ve performansını tehlikeye atmadan, diplomatik saflarda bu siyasallaşma sürecini yönetebilecek yeni bir kurumsal kültürün şekillenmesi olacaktır. Bu yapısal dönüşümün yanı sıra, Türk dış politikası başka bir seçim sonucundan da etkilenecek.

“Kürt sorunundaki manevralar kısıtlanacak”

AKP'nin meclisteki yeni müttefiki, seçim partneri olan aşırı milliyetçi Ulusal Hareket Partisi (MHP). Ancak bu ittifak meclis işleri ile sınırlı olmayacak. MHP, “kral yapıcı” konumunu güçlendirecek ve tüm politika şekillenmesi üzerinde etkili olacaktır. MHP ile yapılan bu sıkı ittifak Erdoğan için dış politikada yeni bir dizi güçlük yaratacak.

MHP ile olan ittifak  Erdoğan'ın Kürt sorununda manevra alanlarını da ciddi bir şekilde kısıtlayacak çünkü güvenlik odaklı seçenekleri öne çıkaracak. AKP iktidarının, Kürt sorunu için geçmişte sarf ettiği övgüye değer çabalar, muhtemelen artık sadece çok eski bir anı olarak kalacaktır . Bu durum ayni zamanda Türkiye'nin Suriye'yi Kürt etkisini kısıtlamaya yönelik görme eğilimini de  arttıracaktır. Türkiye, Suriye'de anayasal tanınırlığı olan özerk bir Kürt bölgesinin ortaya çıkmasını engellemek isteyecektir. Bu önemli hedef, Türkiye'nin ABD ile ilişkilerini de etkileyecektir. MHP etkisinde bir dış politika Suriye’deki Kürt gruplarına yönelik ABD desteğiyle ilgili olarak daha da çatışmacı hale gelecektir. 

“Avrupa ilişkisi karmaşık bir hale gelecek”

Türkiye'nin Avrupa ile ilişkisi de daha karmaşık hale gelecektir. MHP, Türkiye'nin Avrupa Birliği yolculuğuna son derece kuşkuyla bakıyor. Seçim kampanyası sırasında MHP liderliği üyelik hedefine son verilmesi çağrısında bile bulundu. Erdoğan hükümeti AB üyelik müzakerelerini sona erdirmeyi istemiyor dahi olsa, parlamentodaki partnerinin geniş çaplı bir reform planına yönelik destek ve kararlılık yoksunluğu nedeniyle zorlanacaktır. 

AB ile sürecin ilerlemesi şu anda demokratik reform ve hukukun üstünlüğünün tam olarak yeniden tesis edilmesine bağlı  Bu şartlar altında, Türkiye-AB ilişkileri, ortak değerler üzerine kurulu olmaktan ziyade yalnızca mülteci anlaşması gibi sadece birkaç ortak ilgi alanlarını kapsayan ve yalnızca işlevsel bir niteliği olan bir hal alabilir.  

Batı'dan tamamen uzaklaşmanın bedeli, uluslararası fonlara büyük ölçüde (yılda 250 milyar dolar kadar) bağımlı olan bir Türk ekonomisi için de oldukça kısıtlayıcı olacaktır. Türkiye'nin büyümesi Batı pazarlarına erişim ve doğrudan yabancı yatırım ve teknoloji girişlerine de yakından bağlı.

Türkiye’nin Batıdan ayrılması, kesin bir sonuç değil; Türk dış politikası üzerinde büyüyen MHP etkisinin muhtemel bir sonucu. Nihayetinde  uzlaşmaz bir MHP, Erdoğan yönetimini parlamentoda yeni ittifaklar aramaya zorlayabilir.