image

“Ben önce o kavşakta keşif yapmıştım, sonra Mesud Barzani’nin geçişini haftalarca bekledim. Sonunda beklediğim an gelmişti. Mesud Barzani’nin geçiş anından birkaç saat önce elimdeki uzaktan kumanda ile bekledim. Tam geçiş esnasında kendimi yargıladım ve…”  


PeyamaKurd - Kürtler arası var olan sorunların daha fazla derinleşmemesine özellikle dikkat etmek gerekiyor. Kürtlerin birbirleriyle uğraşması Kürtlerin elini zayıflatıyor, düşmanın elini de güçlendiriyor. Bu gerçeğe rağmen bazen siyasi taraflar karşıtlarını yenebilmek için düşmanıyla ilişki kurmayı inatla tercih ediyor. İşte burada sessiz kalmak olmuyor.

Kürt siyasetinin arkasından yürüyen Kürt kamuoyunu gelişmelerden haberdar etmek gerekiyor. Hiç kimsenin, hiçbir örgüt veya partinin Kürt milletinin kaderiyle oynamaya hakkı yoktur. İktidar kavgası uğruna “Benden sonrası tufan” misali diğer Kürtlerin mezarını kazanların tehlikeli oyun ve planlarını kimseye hakaret etmeden deşifre etmek gerekiyor.

Konumuz PKK’nin, KDP politikasıdır.

*****

KDP, PKK ile sorunlar yaşanmasın diye yıllarca sessiz kalırken, PKK ise KDP’nin etkisizleşmesi için hep çaba sarf etti, asparagas haberlerle KDP’yi, Kürtlerin gözünde düşürmeye çalıştı ve bu durum da kuzeyli Kürtleri aldatmaya fazlasıyla yetti.

KDP’nin finanse ettiği basın organları da PKK’nin asparagas haberlerini çürüteceğine, “Tarafları küstürmemek” adına çoğu kez Erdoğan iktidarı ve PKK’nin propagandasını yapar duruma düştü.

Kürtlerin ulusal çıkarları ve devletleşmesini esas alan “tarafını” görmezden geldi, sadece haber yapmakla yetindi. “Evcilleştirme” adına PKK, YNK ve GORAN’dan transfer ettikleri “Gazeteciler” hazırladıkları özel programlarda değneğin ucunu KDP’ye gösterdi.

Başkan Barzani’ye “Sen de kim oluyorsun, köşene çekil” diyecek kadar seviyesini düşürdü. Kısacası görevini yapmadı.

PKK basını görevini eksiksiz sürdürdü. Öyle bir noktaya gelindi ki, PKK’nin asparagas haberleri karşısında KDP bir “canavara” dönüştü. Bütün “kötülüklerin mimari” oldu. Ve gelinen aşamada, sömürgeci Türk devletine yenilen ve her gün daha çok mevzi kaybeden PKK, Türk devletinin oyunlarını boşa çıkaran hamleleri atma yerine, KDP’ye karşı olan radikal tutumunu sürdürmeye inat ediyor. Sanki KDP, PKK’nin yenilgisinden sorumluymuş gibi…

*****

PKK’ye ilişkin birçok konu ve iddialara ilişkin bilgiler PeyamaKurd’e gönderiliyor. Ama biz PKK, kendini bir noktadan sonra düzeltir düşüncesi ile çoğu şeyi yayınlamamayı tercih ediyoruz. Fakat görüyoruz ki PKK, “Benden sonrası tufan” tutumuna devam ediyor ve yer yer şiddet kullanımından da uzak durmuyor. 

Şunu bilmenizi isteriz ki hiç duymadığınız ve bilmediğiniz birçok done elimizde mevcut. Kürtler arasında olası bir infial durumu yaşanmasın diye bunları kamuoyuna sunmamayı tercih ediyorduk. Lâkin PKK tarafının her geçen gün daha da KDP ve Barzani düşmanlığını körüklediğine şahit olunca ki buna son günlerde daha fazla şahit oluyoruz bundan dolayı bazı olayları sizinle paylaşmayı seçtik. 


Bu kapsamda çok önceden tarafımıza ulaşan ama yayınlamayı tercih etmediğimiz bir metni (çoğunun isimleri değiştirilerek) olduğu gibi sizlerle paylaşıyoruz. 


******

2001 senesinin Haziran ayının erken saatlerinde telefonum çaldı. Cevap verince, karşımdaki kişinin PKK’den yeni ayrılan ve yeni tanıştığımız Azad olduğunu fark ettim.

Çok telaşlıydı…

Bana, “Hemen görüşmemiz gerekiyor” dedi. 

Ben de fazla uzatmadan Azad ve diğer arkadaşlarımın bulunduğu Hannover’e doğru yola çıktım. Kısa bir süre sonra yanlarına ulaşınca Azad ve arkadaşım Musa’nın yanında daha önce hiç karşılaşmadığım İsmet’i gördüm.

Kısa bir sohbetin ardından, “Buyrun, sizi dinliyorum” dedim.

Azad, bana telefonda söylemek istemediklerini anlatmaya başladı: 

“Bu gördüğün İsmet arkadaşımızı, PKK beni öldürmesi için görevlendirmiş. İsmet, bunu yapmak istemediği için beni haberdar etti. Bundan ötürü PKK’ye geri dönemeyecek ve dolayısıyla Almanya’da iltica etmesi gerekiyor. Eğer ona, iltica işlemlerinde yardımcı olursak, PKK hakkında anlatacağı çok şey var.” 

Ben de İsmet arkadaşa karşılıksız yardım etmemiz gerektiğini ve onun PKK’nin sırlarını bize anlatmak zorunda olmadığını izah ettim ve tepki gösterdim. 

Bunun üzerine Azad bana, “İsmet arkadaşın anlatmak istedikleri, tedbir alma açısından çok önemli. Eğer onu dinleyip Güney’i bilgilendirmezsek korkunç suikastlar meydana gelir.” dedikten sonra, ben de onların beni görmeden önce her şeyi konuştukları kanaati oluştu ve ben, “O halde İsmet’i dinleyelim” dedim.

İsmet anlatmaya başladı: 

“Benim adım İsmet, kod adım İsa. Öcalan’ın yakalanmasından sonra kurulan ‘APO’nun Fedaileri” yapılanmasının önde gelenlerinden biriyim. Güney için hayati önem arz eden bazı bilgileri anlatmak istiyorum. Eğer iltica işlemlerim sonuçlanır ve ben seyahat etme imkânına sahip olursam, birlikte Güney’e gidip gerçekleştirdiğimiz ve henüz gerçekleşmeyen eylem noktalarını göstermek istiyorum.

Başarılı olmadığımız bir eylem de KDP Politbüro üyesi Franso Hariri’yi öldürmekti. Ama olmadı, Hariri yaralandı ve başarılı olmayan arkadaşlarımız şu anda Erbil hapishanesinde tutuklu.”

Söz konusu eylemden dolayı tutuklu olanlar, zamanın Kürdistan içişleri Bakanı Kerim Sincarî ile yaptığımız telefon görüşmesinde teyit edilmişti. Franso Hariri’yi öldürme ihalesi, başarılı olamayan PKK’den alınmış, ‘Ensar ûl İslam’a’ verilmişti ve onlar Franso’yu katletmişlerdi. 

*****

İsmet anlatmaya devam ediyordu: 

“Henüz gerçekleşmeyen eylemlerden biri de yola döşediğimiz uzaktan kumandalı bombalardır. Bu bombalar, ‘Mesud Barzani’yi öldürmek için’ Sipîlik kavşağına döşenmiştir. Eğer seyahat etme imkânına sahip olursam bu yerleri de göstermek istiyorum.”

Bu anlatılanların karşısında eli kolu bağlı kalmak elbette olmuyordu ve biz Almanya’da bulunan Dilşad Barzanî’yi bilgilendirdik. Onun önerisi üzerine bir gün sonra Almanya’nın Hannover kentinde bir araya geldik. 

Dilşad Barzanî, hazırlıklı gelmişti. Yanında 2003 yılında ABD’nin Saddam Hüseyin’e savaş açtığı dönemde ağır yeralan ve şu anda hayatını felçli olarak sürdüren Vecih Barzanî’yi de birlikte getirmişti. Sipîlik kavşağına ve çevresine ait büyük bir harita getirmişti. 

İsmet masaya yatırılan haritada, uzaktan kumandalı bombanın döşendiği yeri gösterdi ve devamında:

“Ben önce o kavşakta keşif yapmıştım, sonra Mesud Barzani’nin geçişini haftalarca bekledim. Sonunda beklediğim an gelmişti. Mesud Barzani’nin geçiş anından birkaç saat önce elimdeki uzaktan kumanda ile bekledim. Tam geçiş esnasında kendimi yargıladım, Mesud Barzani’nin de bir Kürt önderi olduğunu ve onu öldürmenin doğru olamayacağı kanaatine vardım. Son anda düğmeye basmaktan vazgeçtim.” 

Vecih Barzanî, İsmet’in bu anlattıkları karşısında bana bakarak çaktırmadan güldü. Niye güldüğünü sorunca bana, “Sonra konuşuruz” dedi. 

*****

Azad, Musa ve İsmet bizden ayrılarak ikametgâhlarına doğru yola çıktılar.

Ben, Dilşad Barzanî ve Vecih Barzani yalnız kalmıştık. Vecih’te söylemek istediklerini bana bir çırpıda anlattı. 

“İsmet’in, ‘patlatmak istemedim’ dediği bomba, İsmet’in diğer yoldaşları tarafından 2000 yılında patlatılmıştı. 

Başkan Barzani’nin arabasında bulunan sinyal kesici tarzı bir cihaz uzaktan kumandayı etkisizleştirmiş ve Başkan Barzani bu olaydan kurtulmuştu. Ama konvoyda bulunan korumaların bir aracı bombaya denk gelmiş ve birden fazla koruma öldürülmüştü. Aslında o bomba patlamıştı! 

Evet Başkan Barzani’yi öldürmeye teşebbüs eylemi gerçekleşmişti, ama kendisi sağ kurtulurken korumaları öldürülmüştü.  

Affetmek KDP’de bir gelenektir. 

Kim bilir belki de İsmet, eylemi gerçekleştirenlerden biriydi. Ama İsmet misafirimizdi, Musa arkadaşımızın evinde kalıyordu ve biz iltica işlemlerini sonuna kadar takip ettik. 

Bir gün Musa arkadaşımız işyerinden evine dönmüş ve İsmet’in evde olmadığını, mobilya masasının üstünde bırakılmış bir mektup görmüştü. İsmet evi terk etmişti, ama geride o mektubu bırakmıştı. 

Bıraktığı mektupta ise aynen şunlar yazılıydı: 

“Ben hayatımda sizin gibi yurtseverlere rastlamadım. KDP’nin bir canavar olmadığını anladım. Bana yaptığınız bütün iyilikler için teşekkür ediyorum ama gitmek zorundayım.” 

*****

Evet, İsmet gitmişti. 

Sonra öğrendik ki, eğer İsmet dönmeseydi, PKK kız kardeşine zarar verecekti.

Aradan yıllar geçti, "APO’nun Fedaileri’ yapılanmasının kurucularından birisi de PKK’den uzaklaştı ve şu anda Kürdistan’da yaşıyor. 

  • Tabi kimse ona, “Neden Başkan Barzani’yi öldürmek istediniz?”
  • “Neden Franso Hariri’yi öldürmek istediniz?” sorularını sormuyor. 

Kim bilir belki de Güney’in o “muhteşem” politikacı, “tarafsız medyası“ da meselenin farkında bile olmadılar. Onlar ancak “tarafsız kurumları” oluşturmakla meşgul oldular, sanki Orta Doğu’nun cehenneminde değil de ABD ve Avrupa demokrasisinde yaşıyorlarmış gibi, başkan Barzani’nin tasfiyesini hedefleyen “yasaları” oluşturdular.

Yeni nesil Barzaniler de gelişmeleri seyretmekle “hazırlanan çorbaya” tuz katıyorlar. 

PKK’nin, İran’dan aldığı ihale çerçevesinde Başkan Barzani ve Franso Hariri’yi öldürme eylemleri başarısız olmuştu. İran, Franso Hariri’yi öldürme eylemini “Ensar ûl İslam'a” vermişti. 

Aradan 20 yıl geçti… 

PKK, “Benden sonrası tufan” duruşunu esas alarak, İran ve IŞİD'in Şii vizyonu olan Haşdi Şabi örgütü ile çalışmaya başladı ve hala Kürtlüğün yegane kalesi durumunda olan KDP’nin imha edilme planlarına alet olmaya devam ediyorlar…