image

PeyamaKurd - ABD’nin Kudüs Gücü Komutanı Kasım Süleymani’yi öldürmesinin yankıları devam ediyor. Trump yönetiminin, Süleymani’yi öldürmesi ile çalkalanan dünya siyaseti ve kamuoyu yeni bir dünya savaşı mı başlayacak karamsarlığı ile hareket ederken İran’dan da misilleme tehditleri ardı ardına gelmiş fakat ‘ses getirecek’ bir misilleme eylemi gerçekleşmedi.

İran, ABD’nin saldırısına karşılık vermemekle beraber perde arkasından verdiği direktifler ile olaylarlarla alakası dahi olmayan Kürtleri hedef almaya başladı. Bu durumun en açık örneği hem Kasımın ölümünden sonraki gün ABD’yi desteklemesi durumunda vuracaklarını iddia eden İran güdümlü Hizbullahtı. Aynı şekilde iki gün önce de Hizbullah lideri Nasrallah, Başkan Mesud Barzani’yi hedef alarak ve müphem iddialarda bulundu. Nasrallahın açıklaması psikolojide ‘kişisel korkaklık ve iftira’ olarak tanımlanmaktadır.

İran’ın korku imparatorluğu meğerse öyle değilmiş’

Bazı gelişmelerin gerçekliği pratikte yaşanmadan kavranmıyor. İran’da yaşanan gelişmeler gösterdi ki ‘İran korku imparatorluğu’ sanıldığı kadar korkunç değil sadece sözden ibaret bir gücün arkasına sığınma politikasıyla hareket eden bölge devleti imiş. Diğer yandan söylentilere göre ABD’den intikam alamayacağı nerdeyse kesin görünen İran’ın, Kasım Süleymani’nin öfkesini Rojhılat Kürtleri ile Orta Doğu bataklığında istikrar abidesi ve güvenliğin sembolizmi haline gelen Başûr’dan çıkarmayı hedeflediği yönünde.

‘Mesud Barzani bizzat cephede idi!’

Bu bağlamda Hizbullah Lideri Hasan Nasrallah, geçtiğimiz gün yaptığı bir konuşmada 'IŞİD Erbil’e yaklaştığında Mesud Barzani titriyordu ve Süleymani dışında kimse Irak'a yardıma koşmadı' tarzında abesle iştigal sözler sarf etti. Bu sözler İran’ın, ABD karşısındaki vasatlığının bedelini Kürtler üzerinden çıkarmak istemesinin en çirkin ve vasıfsız iftirasıdır. Herkes bilir ki Mesud Barzani, IŞİD ile savaşta başkomutan olarak cephelere gitmiş ve barbar IŞİD savaşını bizzat o cephelerde yönetmiştir.

Nasrallahın bu sözleri tamamen planlı bir kışkırtmanın ürünüdür. Bu yöntemle Başûr’daki istikrarı bozarak onları da kendi kirli dünyalarına çekmenin açık biçimdeki hesaplarıdır. İran’ın, Orta Doğu kasabı Kasım öldürüldü ama Tahran bir fiske bile atamadı, sadece kuru tehditlerde bulundu.

Fakat Kürdistan’ın Mesud’u yaşıyor ve ilelebette yaşayacaktır. Çünkü o bir lider ve sözde bir islamcıdan daha çok Müslüman’dır. Her açıklamasına ‘Yüce Allahın’ adı ile başlayan Mesud Barzani, ne o teröristlerden korkar ne de kudretini bu zatların önünde alaşağı eder.

Aslında bu yaşananlar, bir taraftan da Orta Doğu için büyük bir tehdit algısı yaratan İran’ın ‘vasat’ olduğunu gösterdi. Bu gelişmeler iyi bir sonuçtur. Çünkü belleklerde yer edinmiş ‘İran korku/nükleer rejiminin’ tehditlerinin sadece ağız yolu ile iletildiğini göstermiştir. Burada tüm dünyanın beklentisi yıllardır ‘güçlüyüz imajı çizen’ İran’ın, ABD’ye yapacağı misillemenin ne olacağıdır. Yaşananlar ile alakası olmayan Kürtlere bulaşması değil.

‘Kürtler bu aşamada ne yapmalı?’

Kürtlerin burada kavraması gereken önemli bir husus mevcuttur. Artık ister Türk-İran gibi ülkeler olsun, ister Batı kanadı olsun isterse de Asya’da öncülüğe oynayan Rus-Çin ikilisi olsun… Bunlarla olan ilişkilerini tekrar ve ciddi bir manada gözden geçirerek dünya siyasi mekanizmasında yeni bir tesis inşa etmelidirler.

Kürtler kendileri ile müttefik olan ülkeler ile artık bir müzakere sürecine girmelidir.

Çünkü Kürtlerin geleceğinin önemli bir kısmı Batı ile kuracağı diplomatik ilişkilere bağlıdır. Kürtleri, bu gerçeklikten uzak tutamaya çalışanlar ise ‘Kasım’ın İrancıları’ ve Türkiye’ye sempati duyan oportünist ekollerdir. Çünkü bunlar yıllardan beridir ‘Kasımın İranın’a’ sempati duymuş, Türkiye’ye bağlılık yemini etmiş ve Kürtlere yardım edenleri ‘Kafir ilan edin’ talimatları ile donatılmış kravatlılardır.