image

PeyamaKurd - İran destekli Irak’ın milis gücü Haşdi Şabi Başkan Yardımcısı Ebu Mehdi el-Mühendis ile İran Devrim Muhafızları Ordusu’na bağlı Kudüs Gücü Komutanı Kasım Süleymani’nin ABD tarafından öldürülmesinin yankıları devam ediyor. Gerek İran gerekse Irak kanadı ABD’ye yönelik intikam alacaklarını ifade ediyorlar. İslami isimlerin iki ülkede de etkili olduğu yönetimde İran tarihinde ilk defa kırmızı bayrağı (savaş anlamı taşıyor) göndere çekerken, Irak Meclisinde ise bugün yapılan olağanüstü oturumda, oy çokluğuyla ABD ve diğer yabancı güçlerin ülkeden çıkarılmasına karar verildi. 


İran ve ABD Kasım Süleymani’nin öldürülmesinden önce de gerilimli bir atmosferde siyasal manada ilişkiler kurmaktaydı. Fakat Süleymani’nin Bağdat’ta öldürülmesi İran’ı, ABD’ye karşı farklı bir konuma getirerek ‘misilleme skalasına’ doğru itti. İran tehdit içerikli türlü türlü açıklamalar yaparken şu ana dek herhangi bir faaliyet ise icra edilmedi. Bunun yanı sıra Bağdat kanadı ise bugün mecliste olağanüstü toplanarak ABD güçlerinin ülkeden çıkarılmasına karar verdi. Gözden kaçmış olabilir fakat asıl mevzu bu noktada başlıyor. 

‘ABD ve Irak arasında yapılan anlaşmalar mevcut’ 

Bilindiği üzere Amerikan Güçleri 20 Mart 2003 yılında askeri bir harekat ile Irak’a girdi. ABD ve Irak arasında devam eden çatışmalar, 15 Aralık 2011 tarihinde sona erdi. Fakat bu savaşın sona ermesi kuru bir anlaşma sonucu değil, ABD ile Irak arasında imzalanan opsiyonlu anlaşmaya dayanıyordu. 

Taraflar arasında 2007 senesinde bir anlaşma yapıldı. Bu anlaşmada, “Eğer ABD kuvvetleri kendi isteği dışında ülke dışına çıkarılırsa Irak tarafı, ABD kanadına 1 trilyon 220 milyon para ödemek zorundadır” maddesi konulmuştu. Savaştan 3 yıl önce söz konusu anlaşmaya ek bir madde daha eklenerek, “ABD, Irak topraklarında istedi 16 fiziki noktada askeri üs kurma hüviyetine sahip olacaktır. ABD aynı zamanda Irak’ta hem kara hem de hava güzergahını kullanma hakkına sahiptir” ibaresi eklenmişti. ABD, Irak kanadını şunu açıkça ifade etmişti, “Eğer bu anlaşma maddelerinden cayar ve münferit olarak hareket ederseniz anlaşmada bahsi geçen tüm rakamların tarafımıza ödenmesi zorunludur.” 

Bunun dışında ise Irak, Saddam Hüseyin’i ülke içinde devirmesi ve terörizm adı altında bölgeye geldiğinden dolayı ABD’ye 1 trilyon 220 milyon borçludur. Bu meblağ, ABD’nin sadece, Irak’ta Saddam’a yönelik yaptığı operasyonların başarıya ulaşması masrafına karşılık gelmektedir. Hatırlancağı üzere Donald Trump’ta son zamanlarda sık sık ‘İran ve Irak’a milyar dolarlarca yardım ettik, Orta Doğu’da gereğinden fazla durduk şimdi artık onları geri almanın zamanı” şeklinde açıklamalarda bulunuyordu. Söz konusu bu açıklamalar keyfi değil, ABD’nin Başkan Bush ve Baracak Obama zamanındaki Irak ve bölge politikasının hikmetindendir. 

‘Irak bu kararla Amerikan güçlerini çıkarabilir mi?’ 

Washington ve Bağdat arasındaki ilişki bu şekildeyken akılara şu sorunun gelmesi gayet doğaldır, ‘Irak Meclisi bugün aldığı kararla Amerikan güçlerini topraklarından çıkarabilir mi?’ Bu pek olası görünen bir seçenek değil. Çünkü siyasetin kendi gerçeklikleri, coğrafyada yaşanan gerçekliklerden çok çok farklı bir boyuttur. Yani Irak’ın aldığı bu karar, Tahran’ın üst düzey tehdit çıkışları vs… bunlar yaşanan gelişmede genellikle toplumun gazını almak veya dini/milliyetçi duyguları harekete geçirerek ülke içi infial durumunun yaşanmasını engellemeye yöneliktir. 

Kasım Süleymani İran ve bölge için ne kadar önemli bir isimse ABD içinde bölgede katliamlar yapan ve Washington’a tehdit bir adamdı. Ki ABD, Devrim Muhafızları ve onlara bağlı örgütleri 8 Nisan 2019 tarihinde terörist ilan etmişti. Bu noktada düşünülmesi gereken şudur, “ABD, nasıl oluyor da Kasım Süleymani’nin kontrolündeki mıntıkada hiçbir dünya ülkesine haber vermeden sadece Beyaz Saray’dan birkaç ismin yönetiminde onu öldürüyor?” Bu noktada İran’ın ABD’yi tehdit etmesi ya da Irak’ın Amerikan güçlerini çıkaracağız demesi açıkçası kulağa abesle iştigal geliyor. 

ABD’nin bölge ülkelerdeki askeri üsleri hali hazırda İran’ın etrafını çevirmiş durumda. Trump, dün gece Tahran’a yönelik bir açıklama daha yaparak, “Saldırı durumunda 52 rehineye karşı 52 hedefinizi vururuz” dedi. Sizce ABD, Tahran’dan gelecek bir misillemeyi düşünmemiş midir? Elbetteki düşünmüştür. Ve buna görede en üst düzey önlemler çoktan alınmıştır bile. Kısacası İran destekli Bağdat Hükümetinin, ABD güçlerini kendi başına o topraklardan çıkarması felan mitolojik bir hikaye gibi duruyor. Bir meclis elbetteki toplanıp ‘Ülkemizde yabancı güç istemiyoruz’ diyebilir. Fakat bu talepler sadece isteğe değil, taraflar arası yapılan anlaşmaların geçerliliğine bakan doğrulardır. 

Bölgede neyin olacağına, nelerin yaşanacağına hatta gündemde dönen üçüncü dünya savaşının çıkıp çıkmayacağını şu an kestiremeyiz ama Irak ve İran’ın ABD’ye karşı işlerinin kolay olmayacağını tahmin edebiliriz.