image

PeyamaKurd- Bir yıl geriye dönelim… 25 Eylül 2017'de Kürdistan'ın Bağımsızlık Referandumu ve 16 Ekim 2017'de ihanetler sonucu Irak'ın, Kerkük'ü ele geçirmesi ABD'nin ulusal güvenlik çıkarları açısından feci bir gerileme oldu. Washington Yakın Doğu Politika Enstitüsü’nden Michael Knights tarafından Kürdistan Referandumu, Kerkük ve ABD’nin politikasına ilişkin derin bir analiz kaleme alındı. Knights, ABD’nin Referandum sürecindeki tavrı yanlış olduğunu ve özellikle Kerkük krizinden ders çıkarılması gerektiğini belirtti.

“Kürtler, ABD’ye karşı güvenlerini kaybetti”

Kürdistan Bölgesi, Amerika'nın terör örgütü IŞİD savaşında en önemli müttefikleri idi. Savaş alanında birbirleriyle savaşmış olan bu ortaklar, tartışmalı cepheleri boyunca askeri faaliyetlerini koordine edemediler ya da isteksiz davrandılar. Bu çalkantıdan faydalanan güçler ise Kerkük’ü rahat bir şekilde ele geçirdiler. Neden mi? Çıkarlar…

KYB, Kerkük'te Kürt kanını döken gruplarla işbirliği yaparak hem Kerkük’ü hem de Kürtleri riske attı. Barzani liderliğindeki Kürdistan Demokratik Partisi (KDP) ise, politik hamleler ile KYB içindeki bazı kesimlerin olaylara müdahale etmesini sağlayarak, kardeş kanının dökülmesini ve Kürt meselesine ihanet etmelerini engellemeye çalıştı.

Kürtlerin ABD’ye güven kaybetmesi gayet normal idi. Çünkü Kürtler, referandum ve Kerkük krizine sessiz kalmasından dolayı ABD’ye kin tuttular.  Kürt yanlısı Pentagon, üniformalı askeri liderler ve ABD Ulusal Güvenlik Konseyi bile, Washington’un bu krizlerden sorumlu olduğunu iddia ettiler.

“ABD’yi kusurlu gördüler, derin bir kopma yaşandı”

Yine de ABD’deki herkes aynı fikirde değil. Bazı kongre liderleri ve düşünce-kuruluşları (hatta ABD hükümet yetkilileri) ABD’yi bir müttefiğini terk etmesinden dolayı büyük ölçüde kusurlu görüyorlar. Bu fikirsel ayrılıklar, bugüne kadar devam eden Irak politikasında (merkez siyasette) derin bir kopma yarattı.

Kimin doğru ya da yanlış olduğunu bir kenara bırakarak, bu felaketten bir şeyler öğrenmeliyiz. Geçtiğimiz yıl boyunca, ABD’nin Kerkük ve Kürdistan politikasını kıdemli ve çalışma seviyesi yüksek yetkililere sordum.  Bu görüşmelerden farklı sonuçlar çıktı. Yani kısacası ilk dersin, suçlama ritüeline son vererek ve ABD hükümetinin gelecekteki politikalarında temel dersler çıkarması için bir çaba içine girmesi konusunda ortak fikirde olduğumuzu söyleyebiliriz.

“Önlem, tedaviden daha iyidir.”

Krizlerin ikinci bir dersi ise, Birleşik Devletlerin, olayları şekillendirmek için yeterince erken zamanda yeterli çabaya nasıl odaklanacağını daha iyi öğrenmesi gerektiğidir. Eylül ve Ekim 2017 krizleri, atasözü olanları net olarak kanıtlıyor “Önlem, tedaviden daha iyidir.”

Söz konusu kilit aktörlerin çoğu, referandumun hiçbir zaman gerçekleşmediğini ya da referanduma Kerkük'ün tartışmalı olarak dahil edilmeden gerçekleşmiş olmasını tercih ederdi. 

Washington'daki düşünce kuruluşu topluluğunun bir üyesi olarak, 2017'de de çok önemli bir ders aldım. Irak'taki Kürtlerin kendi kaderini tayin etme ve devletlik hakkını şahsen destekliyorum, ancak Eylül 2017'de şunu hissettim. Bir referandum için doğru zaman değildi. Daha sonra, ABD'nin, Irak'ı ve diğer oyuncuları aşırı tepki vermemesi için teşvik etmesi gerektiğine, en azından referandumun şimdilik idari bir etkisi olmadığı ve tamamen bağlayıcı olmadığına inandım.

“Mesud Barzani, riskler konusunda kararlı idi”

2017 yaz başında Kürdistan'a geri döndüğümde, “referandumun ertelenmesi” konusunda net bir fikre sahiptim. Çünkü bir sorun vardı. O sorun, krizin aylardır sürdüğü gerçeğinde yatıyordu, bu yüzden ABD liderliğindeki hiç kimse bu konuya gerçekten odaklamadı. Ve Kürtlerle yüz yüze konuşma konusunda umursamaz davrandılar.

Mesud Barzani referandum konusundaki kararlılığıyla, Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'a karşı çıkmak ve İran İslam Devrim Muhafızları Birliği Başkanı Kasım Süleymani’nin açık uyarılarını göz ardı ederek, riskleri alma konusunda kararlıydı.

Barzani için referandumu erteleme politik bedellerinin farkında idi. Referandumu istemeyen kesimler ise, Eylül ayında ne olacağı konusunda derin bir rahatsızlık duyuyorlardı.

Referandumun önlenememesi Süleymaniye, Bağdat, Ankara, Tahran ve Washington için toplu bir başarısızlıktı. Ancak Amerika'ya odaklanan ise Kürtlerin öfkesiydi. ABD’nin yaptığı adil olmayabilir, ama bu bir gerçektir ve muhtemelen gelecekte diğer Orta doğu krizlerinde de böyle olacaktır. Çoğu aktör, ABD’nin tüm olayı engellemesini bekliyordu, bu da olması gereken şeydi. Elbette ABD’liler, Irak’ın referandumdan sonra saldırıya geçmesini beklemiyorlardı.

“ABD’nin bir B planı yoktu!”

Bağımsızlık referandumu, korkunç bir şekilde yanlış gittiği ve kafa kafaya çarpışma ile sona erdi. ABD, Kürtlerin ilerlemesi için sessiz kaldı.

Yetkililer, Kürdistan Bölgesi’nin ekonomik olarak parçalanmalarını önlemek için geri çekileceğini düşündüler. ABD’ye göre bu kriz yavaş yavaş dağılırdı. ABD’nin B planı yoktu.

Fakat İran ve müttefiki Irak, Kerkük'ün askeri fethi için B planına sahipti ve bunu hemen devreye soktular. ABD işgale sadece tepki gösterdi yeterince karşılık vermedi. ABD bu noktada harekete geçebilir ve durumu soğutabilirdi.

“ABD’nin politik başarısızlığı”

Araplar ve Kürtler Kerkük'te birbirlerinin kanını dökene kadar çatışabilirdi. Kürt müttefiklerimizin, Iraklı müttefiklerimiz tarafından öldürülmesinin ABD'nin bir politika başarısızlığı olduğunu hatırlamak önemlidir.

Kerkük krizinden çıkardığım anahtar ders, sorunun ne olduğunu bilmek, çözümü tanımlamak ya da bu görüşlerin ABD’nin politika oluşturma sürecinde Washington’un kalbine enjekte edilmesi yeterli değildir. 

Düşüncelerin gerçekten olumlu bir etki yaratabilmek için, üst düzey liderleri bir konuya ve bir politika çözümlerin krizlerden önce odaklayabilmeniz gerekir ama bu son derece zordur.

| Haberin Türkçe çeviri kaynağı PeyamaKurd’e aittir.