image

PeyamaKurd- Kürtlerin hangi ülkede yaşadıkları önemli değil. Merkezi hükümet tarafından atanan yöneticiler olsun ya da olmasın Kürtlerin iradesi göz ardı edildi.  Kürtler için Kürdistan'ın dört parçasında zor bir yıl oldu. The Arab Weekly haftalık analizini yayınladı. Bu haftaki konusu ise Kürtler ve yaşadıkları süreçler idi.

“Erdoğan’ın tehditleri ve Referandum”

Kürdistan Bölgesel Yönetimi tarafından Kürt halkının kendi toprakları üzerinde yaşamlarını özgürce sürdürmesi için yapılan bağımsızlık referandumu ve 25 Eylül 2017'den sonra bölgede yaşanan gelişmeler… Bu talepler ileride Kürtlere ne olacağının bir göstergesi.

Türkiye’de Referandum öncesinde hükümet yanlısı Türk gazeteleri, Mesud Barzani'yi kendince uyardı: “İsrail Barzani'yi kurtaramaz”; “Referandum geçersiz” gibi gündemler oluşturdular.

Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, bağımsızlık sonuçlarına yönelik öfkeli açıklamalarda bulundu. Erdoğan, Kürt kontrolündeki bölgelerden petrol taşıyan büyük bir boru hattının kapatılması konusunu dahi gündeme getirdi.

Erdoğan, “Boru hattının kontrolünü elimizde tutuyoruz, bakalım benzinleri kimin satacaklarını görelim” ifadelerini kullanmıştı. “Bir gece ansızın gelebiliriz,” dedi ve Kürtleri askeri operasyonlar ile tehdit etti.

“Efrin operasyonu ve Türk medyası”

Türkiye'nin sol ana muhalefet partisi Cumhuriyet Halk Partisi'nin (CHP) de bu dönemdeki; ırkçı, milliyetçi ve şovenist retoriği Kürtlere sürpriz olmadı.

Referandumdan sonra Türkiye, İran ve Irak'tan gelen tehditler, Irak hükümet birliklerinin Türkiye sınır kapısına konuşlandırılması, Kürtlerin Kerkük şehri üzerindeki kontrolünün kaybedilmesi ve petrol sahaları on yıllarca süren kazanımlarını tersine çevirdi. Bu bir anlamda da Kürtler arasındaki ayrılıkların sonuçları olarak okunuyordu.

Ocak ayında, Türk kuvvetleri ve Suriye’deki radikal İslamcı müttefikleri, Kürt kontrolündeki Efrin bölgesini ele geçirme amaçlı bir operasyon olan “Zeytin Dalı” harekatını başlattı. Türk medyası yine görev başındaydı: “Türk milleti sizi destekliyor,” “Kutsal savaşımız mübarek olsun” ve “hainlere vurun” manşetleri ile yaygara kopardılar.

“Orman yangıları birden patlak verdi”

Efrin’de yüzbinlerce Kürt evlerini terk etmeye zorlandı. Efrin operasyonuna karşı çıkanlar da dahil olmak üzere birçok insan gözaltına alındı ​​ve Türk medyası tarafından açıkça hedef haline getirildi.

Türk savaş uçakları neredeyse her gün Suriye'deki askerlerine destek için Diyarbakır'dan uçaklar kaldırdı. Kürt yerleşim yerlerinin birçok yeri “askeri bölgeler “ olarak ilan edildi ve buradakiler sınır dışı edildi. Her nasıl olduysa Türk ordusunun PKK ile savaştığı bölgelerde birden bire orman yangınları patlak verdi.

Buralarda ne askerlere ne de PKK savaşçılarına ne olduğu bilinmemektedir.  Diyarbakır İnsan Hakları Derneği tarafından hazırlanan bir raporda, 2018'in ilk yarısında bölgede 51 asker ya da polis memuru ve 132 silahlı militanın öldüğü belirtildi.

Kürt Newroz kutlamaları esnasında Kürt direniş sembolü heykelinin yıkımı (Efrin merkezindeki Demirci Kawa heykeli), Kürtlerin öfkesini körükledi.

“Kürt halkı, ittifakın gerçekleşmesini umut ediyordu”

Baskılara rağmen, Türkiye çapında kentlerde Newroz kutlamaları için on binlerce kişi sokaklara çıktı, ancak kalabalıkların coşkusu önceki yıllara hiç benzemiyordu. Newroz konuşmasında konuşmacılar birlik ve dayanışmayı vurguladılar ancak Kürt halkı, Türkiye’de Haziran ayında genel seçimlerdeki Kürt partilerinin ittifakının gerçekleşmesini umut ediyorlardı.

Kürt şehirlerindeki birçok oy verme alanını yeniden düzenlenerek yaklaşık 170.000 seçmenin kendi mahallelerinden ya da memleketlerinden oy kullanmasına engel yarattı.

Halkların Demokrat Partisi (HDP) % 10'luk seçim barajını geçti ve parlamentoya girdi fakat Erdoğan'ın cumhurbaşkanlığı seçim zaferi Kürtlerin hissettiği çaresizliği derinleştirdi. Tecrübeli Kürt siyasetçilerin hapsedilmesi, Kürt partilerinin etkisini zayıflattı ve Kürt halkının siyasete olan güveni de dramatik bir şekilde azaldı.

Geçen yıllarda, Türkiye güvenlik güçleri ve Kürt militanları arasında yaşanan olaylarda Cizre, Nusaybin, Diyarbakır, Yüksekova ve Şırnak'ın ve Sur ilçesi büyük hasar gördü. Binaların hatta yerleşim yerlerinin hepsinin neredeyse yerle bir edilmesine neden oldu. TOKİ; Cizre, Nusaybin, Diyarbakır, Yüksekova ve Şırnak'ta düzinelerce yüksek blok inşa etti.

İnşaat esnasında cesetler bulunmaya devam etti. Bazılarının tespiti için adli tıpa gönderildi, ancak diğerleri ise isimsiz mezarların saflarına katılacaklar.

“Kürtler Türk bayraklarının gölgesinde yaşıyor”

Bazı Kürtler buna “Şehir savaşları” diğerleri “Büyük savaş” ya ‘Hendek savaşı’ olarak adlandırdılar. Kürtler kızgın ve kalpleri kırıldı. Şüphesiz bu kalp kırılması gelecek nesillere aktarılacak ve barış içinde birlikte yaşama olasılığını azalacaktır.

1 Kasım, Türk hükümetinin, başta belediye başkanları olmak üzere Kürt şehirlerini, en önemlisi de Diyarbakır'ı kontrol altına almak için yöneticilerin atanmasının ikinci yıldönümü oldu. Kürtler, Türk bayraklarının, tanklarının ve polislerinin gölgesinde yaşamaya çalışıyorlar.

“Yok olmadığımız için yok olmadık”

Kürt sivil toplum örgütlerinin kapatıldığı, kadın örgütlerinin kapatıldığı, Kürt temsilcilerinin hapsedildiği ve kültür merkezlerinin kaldırıldığı bir yaşamdan söz ediyoruz. Kürt sokak isimleri Türkçeye değiştirildi. Şehirlerin bir kısmı barikatlarla engellendi ve hatta çocukların mezar taşları bile yok edildi.

Merkezi hükümet tarafından atanan yöneticiler olsun ya da olmasın Kürtlerin iradesi göz ardı ediliyor. Hangi ülkede yaşadıklarının önemi yok.

Kürtlerin hikayesi bir asırdır değişmedi. Bu kan, zulüm, acı ve mücadele ile kalıplanmış bir hikaye. Yüzyıllık bir inkâr devam ediyor ama unutmayın yok olmadığımız için yok olmadık.

 

| Haberin Türkçe çeviri kaynağı PeyamaKurd’e aittir.