image
Rojhat Amedi Yazar
image

Seçim dönemleri siyasal süreçleri anlayabilmek ve siyasetçileri iyi tanıyabilmek adına insanlara mükemmel fırsatlar sunar.

Çünkü siyasilerin ve temsil ettikleri partilerin tek bir hedefi vardır:

Bedeli ne olursa olsun iktidar olabilmek ve milleti istedikleri şekilde yönetebilmek...

Bu dönemlerde iktidar olabilmek için ve bazen de sadece milletvekili olabilmek uğruna bütün değerler ve prensipler ayaklar altına alınır.

Bu yaklaşım, demokratik yönetim ve hukuk sisteminin işlemediği Ortadoğu ülkelerinde ise daha da göze çarpar. Çünkü Ortadoğu ülkelerinde zaten demokrasi veya hukuk devleti prensiplerinden söz etmek mümkün degildir.

Türkiye Cumhuriyeti de kuruldugu günden bu yana demokratik bir ülke oldugunu iddia etse de, bunun böyle olmadığı tarihsel bir gerçeklik olarak karşımızda durmaktadır.

…..

Türkiye’deki mevcut yapıyı değiştirme ve hukuk devleti olma iddiasıyla yola çıkan Recep Tayyip Erdoğan ve AKP geniş kitlelerin, özellikle de Kürt halkının büyük desteğini aldı.

Fakat bir süre sonra Erdoğan, Türkiye’ye baskanlık sistemini getirebilmek ve ülkenin tartışmasız lideri olabilmek uğruna, kendi ekibini dahi tasfiye ederek bütün değerleri ve prensipleri ayaklar altına aldı.

Erdoğan, daha önce bir araya gelmeleri mümkün olmayan MHP lideri Devlet Bahçeli gibi kafatasçılarla birlikte yürümeye başladı.

Kürt meselesine yaklaşımını değiştirdi ve çözüm sürecini kendi deyimiyle ‘dondurdu’.

Oysa Erdogan, Kürt meselesinde HDP veya PKK’nin yaklaşımının ötesinde, çözüme yönelik adım atmalıydı. Çünkü devlet veya hükümet olmanın sorumlulugu, bir örgüt olma sorumlulugundan çok daha farklıdır.

Kaldı ki, Kürt meselesinde çözümsüzlüğün sorumlusu PKK veya HDP değil, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin kendisidir. İktidar da bu gerçeği göz önünde bulundurarak ‘devlet olma sorumluluğuyla’ hareket etmek zorundadır.

Erdoğan ve AKP iktidarı bu sorumluluğu almak yerine, kendi siyasi çizgisinde ısrar etti.

Başkan olabilmek uğruna herşey feda edildi…

Peki Erdoğan’ın bu kadar radikalleşmesinin tek sorumlusu kendisi miydi?

Türkiye Cumhuriyeti’nin geçmişten gelen siyasal ve toplumsal sorunları ayrı bir tartışma konusu…

Biz burada Kürtlere düşen sorumluluğu tartışmak zorundayız;

 

‘Seni Başkan Yaptırmayacağız’

Dedik ya seçim dönemleri çoğu kez dönüm noktası oluyor diye…

Bir önceki seçimlere bir göz atalım.

Bilindiği gibi HDP, 7 Haziran 2015 seçimlerinde %13,12 oy oranı ile muazzam bir başarı elde etmişti. Öyle ki daha önce Kürtler adına yola çıkan hiçbir siyasal parti yasal zeminde böyle bir başarı elde edememişti.

Bu başarı aynı zamanda HDP’ye, AKP ve Erdoğan ile her türlü pazarlık yapabilme fırsatını da sunmuştu.

HDP, MHP ve AKP’nin ortaklığını önleyebilirdi.

AKP’nin MHP’ye mahkum olmasının önüne geçebilirdi.

Barış süreci daha hızlı ilerleyebilirdi, zira HDP artık hükümetin bir ortağıydı.

Böylelikle,

İran’ın bir projesi olan hendek savaşının önü kesilmiş olacaktı ve 7 bin Kürt gencinin hendek siyaseti sebebiyle hayatını kaybetmesi engellenecekti.

Cizre, Şırnak, Nusaybin ve Sur yerle bir olmayacaktı.

Milyonlarca Kürt, topraklarını terk etmek zorunda kalmayacaktı.

Büyük bir  olasılıkla Türkiye’nin Afrin operasyonuna da gerek kalmayacaktı,

Ancak durum böyle olmadı…

Bazı çevreler Recep Tayyip Erdoğan’ın otoriter yaklaşımına "Seni Başkan Yaptırmayacağız" sloganı ile cevap verdi ve bunun için HDP’yi devreye sokacaklardı. 

Peki kimdi bu çevreler?

Çok açık ki Kemalistler, Ergenekoncular, Cemaatçiler, İran ve bilimum Solcular....

Aslında hiçbir ortak noktası olmayan bu gruplar, Erdoğan’ı başkan yaptırmamak için birleştiler.

Bu senaryonun, Türkiye’den görünmeyen bir boyutu daha vardı.

Kemalist, Ergenekon, İran güdümlü GORAN, KOMEL ve YNK’den malum kesimin Güney Kürdistan için hazırladıkları bir plan.

07 Haziran 2015 seçimlerinde Erdoğan’a "Seni başkan yaptırmayacağız " diyenlerin Güney Kürdistan seksiyonu, İran Konsolosluğu eşliğinde 23 Haziran 2015’te Kürdistan Parlamentosunu işgal edercesine gerçekleştirdikleri oturumda;

"Erdoğan’ı başkan yaptırmadık. Barzani seni de başkan yaptırtmayacağız" sloganlarıyla malum çevreden aldıkları görevi icra etmeye çalışıyorlardı.

Ancak Başkan Barzani, Erdoğan gibi davranmadı ve her zamanki sakin üslubunu koruyarak teehlikeyi önlemeye çalıştı.

Türkiye’deki seçimlere geri dönelim…

 

Kürtlerin Bloğu

Kürtler için en önemli konu, 7 haziran 2015’te yapılan hataların bu seçimlerde tekrarlanmamasıdır.

Burada ise görev yine HDP’ye düşüyor.

HDP, 2015 seçimlerinden bugüne kadar ki süreçten sorumlu olduğu gibi, bugünden sonra da Kürtlerin lehine şekillenebilecek bir siyasi ortamın yaratılmasında da kilit rol oynayabilir.

Bunun yolu ise, HDP’nin diğer Kürt partileri ile birlikte oluşturması gereken bir ittifaktan geçer.

Ancak HDP bu noktada da doğru bir yaklaşım sergilemiyor.

HDP, tek bir milletvekili dahi çıkarabilecek gücü olmayan yapılanmalarla bir "Kürt Bloğu" oluşturduğu izlenimini yaratıyor. Ancak HAK-PAR, HÜDA PAR ve T-KDP gibi yapılanmaların bölgedeki gücünü görmezden geliyor.  

HDP’nin bu yaklaşımı, oluşması beklenen bir "Kürt Bloğunun" daha şimdiden sarsıntılı olduğunu gösteriyor.

HDP kendisi dışındaki Kürt partilerine sıcak bakmıyor. Tamamen tasfiye olmuş Türk soluna verdigi önem ve değeri, malesef Kürt partilerine vermiyor.

Aylardır CHP’ye gönderdiği "Birlikte hareket edelim" mesajları da ters tepti.

Bir yandan 24 Haziran seçimlerinde Selahattin Demirtaş’ın Cumhurbaşkanı adayı gösterilmesine karar verilirken, öte yandan Abdullah Gül’ün aday olması halinde durum değerlendirmesi yapılacağı yönünde açıklamalar yapıldı.

Blok çalışmaları adı altında toplantılar, ziyaretler düzenleniyor.

Görünen o ki HDP, "Kürt bloğuna" gereken önemi vermiyor.

HDP, 2015 seçimlerindeki hatalı yaklaşımının bedelini, aynı yıl Kasım seçimlerinde ödedi.

Eğer mecliste bir alternatifi olsaydı, HDP tamamen devre dışı da kalabilirdi.

Sonuç olarak, her ne pahasına olursa olsun "Kürt Bloğunun" oluşması gerek.

Bu bloğun oluşması ise ancak HDP’nin samimi yaklaşımıyla mümkündür.

Bu blok Kürt halkına umut verecek ve bu halk daha fazla milletvekilini meclise taşıyacaktır.

Aksi takdirde Kürtleri malesef tekrar bir yenilgi bekliyor.

Kerkük ve Afrin‘i iç ihanet ve Kürtlerin yanlış politikaları sonucu kaybettiğimizi hatırlayalım.

Umarım Kuzey Kürdistan’da siyasal gücü elinde bulunduran HDP üzerine düşen sorumluluğu yerine getirecek ve Kürt halkı Kerkük ihaneti ve Afrin yenilgisine benzer bir yenilgi ile karşı karşıya kalmayacaktır.

 

Rojhat Amedi

01.05.2018