image
Rojhat Amedi Niviskar
image

Kürdistan bağımsızlık referandumuna karşı çıkan tarafların bazı ortak özellikleri var. İstisnasız hepsi Filistin’in devlet olmasından yanadır. Ama Kürtler söz konusu olunca ‘halkların kardeşliği’ veya ‘ümmetçilik’ adına ulus-devlete karşı olduklarını çekinmeden dile getiriyorlar.

Daha birkaç gün önce KCK Yürütme Konseyi Üyesi Kasım Engin, ANF'ye verdigi açıklamanın bir bölümünde şöyle diyor:

“Devlet tek kelimeyle ifade edilecek olursa insan eliyle oluşturulmuş, dünyanın en kirli yapısıdır. Devlet inşa edilmiştir. Amacı ise zapturapt altına aldıkları insanları, toplulukları, halkları sömürmedir. Emeklerini çalmadır. İradesizleştirmedir. Kırmadır. Kişiliksizleştirmedir. Dolayısıyla zoraki zapt ettikleri insanları sonuna kadar kendi bendeleri haline getirmedir.”

KCK adına yapılan bu açıklama, sadece Kürtlere yönelik bir açıklamadır. Aynı şeyi Filistinliler için söyleyemezler. Bu görüş, aynı zamanda İran’ın da resmi siyasetidir. Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti’nin yaklaşımı da böyledir. Radikal İslamcıların çoğu da aynı görüşü savunmaktadır. Dünyanın en ücra köşelerinde bulunan, bilimum komünist ve anarşistler de pek farklı düşünmüyor.

Yani Filistin Devleti’ne evet, ama Kürdistan’a hayır!

Bu görüşü savunanlar, Filistin Devleti’nin kurulması için ellerinde bulunan bütün imkanları seferber etmeye hazırdırlar. Hatta bazıları 80’li yıllarda olduğu gibi, şimdi de Filistin uğruna İsrail’e karşı savaşmaya hazırdırlar.

Yahudilere tahammülü olmayan tarafların ve radikal İslamcıların Filistin uğruna İsrail’e karşı savaşmaları anlaşılır bir durum. Ancak, ‘Kürdistan ulusal kurtuluş mücadelesi’ adına yola çıkan bir hareketin, bu görüşü savunmasını anlamak mümkün değildir. Uluslararası dayanışma adına olsa bile, anlaşılır bir durum değildir. Kendi cenazesine sahip çıkamayanların, başkasının cenazesini kaldırma çabası komiktir.

80’li yıllarda İsrail’e karşı savaşırken yakalanan bazı solcu Kürtler, İsrail askerleri için resmen alay konusu olmuşlardı. Duruma bir türlü anlam veremeyen İsrail askerleri bu cahilliğe rağmen yakalanan Kürtlere iyi davranmışlardı.

Bu görüşü savunan Kürt tarafların Kürt siyasetinde bulunmalarından bu yana yaklaşık 35 yıl geçti. Bu süre zarfında devletsizlikten dolayı;

En azından 300 bin Kürt katledildi, bunun 200 bini yanlız Güney’de,

Yüzbinlerce tutuklama ve işkence vakaları,

Belleklerden hiç çıkmayan faili meçhullar,

İran’da hâlâ devam eden idamlar…

Milyonlarca roman sayfasına sığmayan bu korkunç tabloya rağmen bağımsızlık referandumuna karşı duranlar, sömürgecilerin belleklere yerleştirdiği ‘demokraside her şey çözülür’ veya ‘zamanı değil’ gibi mide bulandırıcı nakaratları tekrarlamaya devam ediyorlar.

“Devlet dünyanın en kirli yapısıdır” propagandasını yapanlar, aslinda ‘Kürtlerin devlete ihtiyaci yoktur ve biz bunu bütün gücümüzle engelleyeceğiz’ demek istiyorlar.

Ancak aynı şeyi Filistinliler için söyleyecek cesaretleri yoktur. Kürt halkı hayalinde bile göremeyeceği ‘devlet olma firsatını’ yakalamışken, sol lafazanlar bu firsatı elinin tersiyle itiyor ve bağımsızlık isteyen Kürtlere, özellikle KDP ve Başkan Barzani’ye meydan okuyorlar.

Kürtlere devletsizliği dayatanlar, bu vesileyle sömürgeci devletlerin siyasetine alet olanlar, Filistin gerçeğini göremeyecek kadar kördürler.

Filistinlilerin kendi toprakları dışında kimliklerini koruyabilecekleri, kendi dil ve kültürleriyle yaşayabilecekleri, dinleri ile sorunsuz ibadet edebilecekleri 20 tane Arap ülkesi bulunmaktadır.

Oysa Kürtlerin böyle bir şansı yoktur. Kürtler, kendi topraklarında Türk, Acem veya Arap olarak yaşamak zorundadırlar. Ancak bu kimlikleri kabul ettikten sonra o ülkenin asıl vatandaşı olarak yaşayabilirler.

Dolayısıyla Kürtlerin devlet olmaya Filistinlilerden çok daha fazla ihtiyacı vardır. Bu hakkı göremeyen Kürtlerin, Kürt siyasetinde yer almaları ise büyük bir talihsizliktir.

Ancak herşeye rağmen Bağımsızlık kervanı bütün gücüyle yürümektedir, hesabı kitabı gayet iyi bir şekilde yapılmıştır ve kimse buna engel olamayacaktır.

Ulusların bağımsızlık tarihinde hiç bir millet Kürtler kadar ‘bağımsızlık statüsüne destek sözü’ almamıştır. Daha şimdiden Kürdistan’ın bağımsızlığını tanıyacak 37 tane devlet mevcuttur.

Batı dünyasının en güçlü yeni devleti İsrail bile, bağımsızlığından önce sadece Britanya’nın destek sözünü almıştı. ABD ve Stalin, her ne kadar ‘İsrail’i tanımayacağız’ beyanında bulundularda da, İsrail’i ilk tanıyan yine Stalin ve ABD olmuştur.

90’lı yıllarda Yugoslavya için söylenenleri tekrarlamaya gerek yok. İstisnasız herkes Yoguslavya’nın parçalanmasına karşı çıkmıştır. Ancak kimse parçalanmanın önüne geçememiştir.  

Sykes-Picot anlaşması iflas etmiştir, geçerli değildir. Irak diye bir devlet kalmamıştır, Suriye’nin eski statüsüna kavuşması ise bir hayaldir. Böylesi bir dönemde Irak veya Suriye’nin bekçiliğini yapmak, Kürtlerin görevi değildir.

Bağımsızlığı desteklemiyorsanız bile hiç olmazsa engel olmayın, aksi taktirde tarih sizi affetmeyecektir...