image
Yüksel Avşar Niviskar
image

Bağımsızlık Irak Kürtleri için hem ana sütü gibi helaldir hem de bu kadar zulüm gören halk için ne lükstür ne de bahşiştir. Bu, doğrudan bir haktır ve kaçınılmazdır.

Kürdistan Başkanı Mesut Barzani’nin referandumla ilgili açıklamaları, komşu ülkelerin siyasi gündemini de hareketlendirdi. Öyle ki Kürtler bir gezegen bulup devlet kuracaklarını ilan etseler, komşu ülkelerden muhalif sesler yükselecek!

Self-determinasyon, Birleşmiş Milletler (BM) hükümlerinde yer alan bir haktır. Referanduma karşı olanlara, öncelikle bu metni okumayı öneriyorum.

Referandum açıklamalarının hemen ardından MHP lideri Devlet Bahçeli yaptığı bir açıklamada, ‘Kürdistan Yönetimi’nin bağımsızlık referandumu düzenlemesinin, bir savaş nedeni sayılması gerektiğini’ vurguladı. Bahçeli, ayrıca Ankara’dan referanduma daha sert bir tepki göstermesini de talep etti.

Halbuki Kürtlerin bir devlet kurmasının kime, ne zararı var?

Hatta bölünmüş Kürtler, diğer komşu ülkelerin yükünü de hafifletir.

Oysa Devlet Bahçeli ve onun gibiler şöyle düşünmeliydiler; Keşke komşumuz bir Kürt devleti olsa ve bu devlet Ortadoğu’da ilk kez demokrasiyi şiar edinen, farklı etnik kimliklere ve dinlere hakkını veren bir devlet olarak tarihe geçse…

MHP lideri Bahçeli, bu yaklaşımıyla ülkeyi doğrudan bir savaşa sürüklemiş olmuyor mu?

Bağımsızlık artık Kürtler için kaçınılmazdır.

Bağdat’la 15 yıldan bu yana devam eden ilişkimiz ise bir kaostan ibarettir.

Öncesi de var tabi ki... Bu halk, yıllarca Saddam Hüseyin’in zulmünü çekmiştir.

Daha önce Yol TV de yapmış olduğum konuşmamda da belirttiğim gibi; “Bağımsızlık Irak Kürtleri için hem ana sütü gibi helaldir hem de bu kadar zulüm gören halk için ne lükstür ne de bahşiştir. Bu, doğrudan bir haktır ve kaçınılmazdır.”

Ayrıca 25 Eylül’de yapılacak referanduma Başkan Barzani tek başına karar vermemiştir.

Her gün görüyoruz, yüzbinlerce Kürt Zaxo, Duhok, Soran ve Süleymaniye’de, bağımsızlık için yürüyor ve haykırıyor…

Yer ve gök birleşti ve de ağladı…

Öte yandan referandum kararı, doğrudan Irak Anayasasına dayanan bir haktır.

Irak federal bir devlettir ve bu federal yapı, 2005 yılında yapılan anayasayla Irak Kürtlerine kendi kaderlerini tayin etme hakkı vermektedir. Ayrıca Irak Yönetimi Kürtlerle yaptığı anlaşmalardan hiçbirini yerine getirmemiştir.

Kaldı ki, Irak Yönetimi ile Kürtler arasındaki sorunu çözmek, yine tarafların kendi iç meselesidir. Kürtlere yapılan zulümler saymakla bitmez. Halepçe, Enfal ve daha niceleri…

Komşu ülkeler;

Kendi ülkelerindeki Kürt sorununa odaklansınlar ve yanlış politikalarından vazgeçsinler…

Başka bir ülkedeki insanlara, kendi anayasalarından doğan haklarını nasıl kullanacakları konusunda öneride bulunacak konumda değiller.

Kürdistan Bölgesel Yönetimi referandum konusundaki kararlılığını net bir şekilde ortaya koyuyor. Bağımsız bir Kürdistan Devleti’ne susayan Kürtler de, devletlerini kurma azmini bırakmama kararındalar.

Çok kıymetli komşu ülkelerimiz, DAİŞ ile mücadele eden Kürdistan’ın durumunu neden görmezden gelirler ki…

Ekonomi durmuş, ülke bir inşaat artığı halinde ve her şey savaşa endeksli!

Bütün bunlar neden ve bu durum ne zamana kadar böyle devam edecek diye sorgulayan yok.

Oysa bu hükümetin izleyebileceği en doğru politika, Kürdistan Yönetimi ile iyi ilişkiler kurmaktır.

Irak Kürtleri’nin, daha Saddam döneminde bile ‘otonom’ bir yapıları vardı. (1970 ve 1974’te imzalanan otonomi anlaşmaları) Bu dönemde Kürtler, binlerce insanın kimyasal silahlarla öldürüldüğü bir soykırıma maruz kaldı. Körfez Savaşı’nın ardından Bağdat Yönetimi’nin kontrolünden tamamen ayrıldı. Saddam rejiminin yıkılmasının ardından yeni bir yapı oluştu ve Kürdistan, eğitimden para politikalarına kadar bir yönüyle özerk bir yapıya kavuştu.

Bugün, resmi yazışmalarda bu bölge ‘Irak Kürdistanı’ ya da ‘Kürdistan Bölgesel Yönetimi’ olarak yazılır. Irak Kürdistanı’nın kendine ait bir ordusu, para birimi, parlamentosu ve merkez bankası vardır. Bağdat Yönetimi ile arasındaki tek bağ petrol gelirlerinin paylaşımıydı, fakat artık bu da işlemiyor.

Bağdat’ın Kürtlere vaat ettiği tek şey, kaos, mezhepçilik, soykırım ve yolsuzluktur. Böyle okunduğu takdirde Kürtlerin bu haklı ayrılma talebini kim sorgulayabilir?

Ankara’ya düşen sorumluluk ise, tarihinde bu kadar acı çekmiş komşusu Kürtleri desteklemek ve referandum sürecinde onların yanında olmaktır. Zira 23 Arap ülkesinden görmediği dostluğu Kürtlerden görme olasılığı, çok daha yüksektir.

Ankara’nın yapması gereken bağımsızlık referandumuna karşı çıkmak olmamalıdır.

Nihayetinde Kürtler mazlum bir halktır ve tarihte de daima Türklere dostluk göstermiştir.

İşte, Malazgirt ve daha niceleri…

Dostluk sırası sizde…