image

Yasaklanmış, hor görülmüş, yok sayılmış bir coğrafyanın kaderiydi Dengbêj ŞakiroYasaklı bir dil ile Serhad ülkesine hayat verirdi. Sîpanê Xelat’dan Zagros Dağları’na kadar sulamıştı her yeri. O kutsal sesi ile.

Mezopotamya’nın yüreğinde doğmuştu o. Serhad ülkesinin Agirî şehrinde. Görkemli Ararat‘ı izleyerek. Yıllarca dik bir şekilde yasaklı bir dili haykırması belki bu yüzdendir. Ararat’ı örnek almıştı. Başı dikti ama her zaman dertli ve dumanlıydı. Belki de Ararat onun sayesinde ayaktaydı, Ararat ona imreniyordu. Kim bilir?

Dedik ya o Serhad ülkesinde doğdu. Keder ve hüzün ile doğdu. Keder ve hüzün Kürtler’in alınyazısıydı. Dengbêj Şakiro, işte bunu dillendiriyordu, kimsenin görmediği bu alınyazıyı kutsal sesi ile birleştiriyordu. Bazen dilinden anlamadığı birine zorla verilen kıza bakıp “Dewrê Dewranê“, bazen halası tarafından öldürülen Mihemedê Elî Beg‘e bakıp “Hey Lo Mete“, bazen aynanın karşısında kendi alınyazısını okuyarak “Esmera Şukrî” bazen de dört parça coğrafyaya ayrılan Kürdistan‘a dalıp “Axao Hey Limin” diye haykırıyordu.

Eğer o Antik Yunan‘da dünyaya gelmiş olsaydı sesin tanrısı olurdu. Kilamları Olimpos Dağı‘nda yankılanır, Kral Tanrı Zeus önünde eğilir ve hayranlıkla onu dinlerdi. Yunan halkı güzel sesin onun yapmış olduğu bir cömertlik olduğuna inanırdı.

Eğer o Eski Mısır‘da yaşamış olsaydı Ra‘nın hüküm sürdüğü toprakları sözü ile ele geçirirdi. Sözün tanrısı olurdu. Görkemli heykeli bütün ihtişamıyla Nil‘in en güzel kıyısında yer bulurdu ve Nil‘in bereketini ona bağlarlardı.

Eğer o Uzak Doğu’da yaşamış olsaydı insanlar onun sesine tapardı. Güzel sesli birini gördüklerinde onun reankarnasyon ile o bedene girdiğini dile getirirlerdi.

   

Ama o hüzün coğrafyasında doğdu. Yasaklı bir dil ile söze başladı. Yasaklı olduğu için bulunduğu zaman diliminde pek değerli değildi. Sözün değeri ancak sözün sahibi gidince anlaşılırdı ve öyle de oldu. Onun değerini bizden ayrılınca anladık.

Sesi, sözü, kilamları hâlâ Serhad ülkesinde yankılanıyor. İnsanlar hâlâ “Kekê Qiyasedîn” dinlerken gözyaşı döküyor, genç aşıklar “Wey Dil” kilamını dinleyince sevdalarını hatırlıyor ve yetişkinler “Lê Lê Xezê” ile hâlâ senden ders alıyorlar.

Artık ölümsüzdü o. Kilamları dilden dile dolaşmış ve ölümsüz olmuştu. Bu yüzden Şakirê Nemir deniyordu ona.

O söze başladığında bütün canlılar susar, melekler diz çöker ve cinler sesine kulak verirdi.

O söze başladığında Dicle ile Fırat sakinleşir. Behra Wanê aşkıyla taşardı.

O söze başladığında Lokman Hekim misali hastalara şifa olur, Sîyabend Xecê‘sine kavuşur ve Mem û Zîn tekrar dirilirdi.

O söze başladığında Ararat’ın görkemi sona erer ve Sîpanê Xelat, Evdalê Zeynîkê‘yi hatırlardı.

Büyük Üstad nazik bedenin yabancı diyarlarda toprak ile karışsa da sesin ve avazın ilk gün ki gibi canlılığını koruyarak kıyamete kadar yankılanmaya devam edecek.

Kewê Ribat
Şakir’e Bedih
Şakirê Nemir
Şakirê Mezin
Şahê Dengbêjan Dengbêj Şakiro 
ruhuna…

 

Yücel Emrah

19.09.2020

 


(℗) PeyamaKurd

Bu makale yazarın görüşlerini yansıtmaktadır. PeyamaKurd'un yayın politikası ve editoryal paradigması ile her zaman uyumlu olmak zorunluluğu yoktur.