image

PeyamaKurd - Diyarbakır Barosu Başkanı Tahir Elçi bundan 4 yıl önce hain bir saldırı sonucu öldürüldü. Peki Elçi neden hedef gösterildi? Cinayet neden hala çözülmedi? Bunun altında yatan hukuki ve politik nedenler nelerdir? Tüm bunları Tahir Elçi’nin yakın aradaşı ve aynı zamanda Tahir Elçi Vakfı Başkan Yardımcısı Avukat

Neşet Girasun PeyamaKurd’ e açıkladı. Avukat Girasun, Elçi’nin Türk televizyon kanalı CNNTürk’teki programda sarfettiği sözlerden sonra sosyal, yazılı ve görsel medyada bir linç kampanyasının öznesi haline geldiğinin altını çiziyor. Neşet Girasun, “Tahir Elçi, son çeyrek yüzyılın en önemli hukukçularından, avukatlarından, aktörlerinden ve kanaat önderlerinden biriydi. Cinayeti de son 40 yılın en önemli politik cinayetlerinin başında gelmektedir” diyor.

Tahir Elçi, bundan 4 yıl önce Türkiye de bir takım medyanın hedef göstermesi ile kameralar önünde güpegündüz öldürüldü. Maalesef katiller hala aramızda dolaşıyor. Bize biraz bu 4 yıllık hukuki süreci anlatır mısınız?

İlk günden itibaren Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı ve onun emrindeki kolluk kuvvetleri/emniyet mensupları, soruşturmanın sağlıklı bir şekilde yürütülmesi yani fail veya faillerin ortaya çıkarılması için gerekli özeni göstermedi. Ceza muhakemesine uygun bir şekilde hareket edilmedi. Bu 4 yıllık süreçte yoğun ve sistematik bir şekilde bir dizi hukuka aykırı durum yaşandı.

Delillerin usule uygun bir şekilde toplanmaması, bazı delillerin şüpheli bir şekilde yok olması, olay yerinde silah kullanan polislerin şüpheli sıfatı ile ifadelerinin alınmaması, avukatların taleplerinin çok az bir kısmının yerine getirilmesi gibi. Ancak şunu da göz önünde bulundurmak gerekir, bu tür önemli cinayetler, politik ve toplumsal yönü de olan olaylar ilgili cumhuriyet başsavcılığın iradesini aşacak niteliktedir. Daha üst ve güçlü bir iradenin de istekli ve kararlı olması gerekir. Tahir Elçi kameralar önünde vurulmasına rağmen hala katillerinin bulunmamasını neye bağlıyorsunuz? Buna mani olan karanlık bir güç mü var?

Tahir Elçi, son çeyrek yüzyılın en önemli hukukçularından, avukatlarından, aktörlerinden ve kanaat önderlerinden biriydi. Cinayeti de son 40 yılın en önemli politik cinayetlerinin başında gelmektedir. Aradan 4 yıl geçmesine rağmen hala bu cinayetin fail(ler)i meçhul ise bir takım “karanlık güçlerin” buna mani olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz. Aksi halde emniyet asayiş ve istihbarat birimlerinin kameraları dahil onlarca kameranın önünde, gün ortasında, 30’a yakın polisin silah kullandığı ve 30’dan fazla polisin bulunduğu daracık bir sokakta meydana gelen bir olayın güvenlik birimlerinin sahip olduğu üstün teknolojik imkanları dikkate aldığımızda aradan 4 yıl geçmesine rağmen hala faillerin ortaya çıkarılmamış olmasını nasıl yorumlayabiliriz?

Selahattin Demirtaş cenaze töreninde şöyle demişti: “Tahir’i öldüren şey devlet değil, devletsizliktir” burda devleten kasıt nedir? Acaba bir Kürt devletinin olmayışına mı vurgu yapıyor yoksa Türkiye’nin Kürtlerin devleti olmadığına mı?

Açıkçası sayın Demirtaş hangi saikle bu sözleri sarf etti bilemiyorum. Ancak her iki ihtimali de kastetmiş olabilir.

Peki Tahir Elçi size aldığı tehditler hakkında bir şeyler söylüyor muydu?

CNNTürk’teki programda sarfettiği sözlerden sonra başta sosyal medya olmak üzere, yazılı ve görsel medyada bir linç kampanyasının öznesi haline geldi. Ultra milliyetçi parti ve şahıslar tarafından da hedef tahtasına oturtuldu. Hatta onun deyimiyle yargı kurumu da gözaltı işlemi uygulayarak bu kesimlerin yanında saf tuttu. Bunlar başlı başına büyük tehditlerdi. Tahir Elçi’yi öldürmek için tetikte bekleyenleri cesaretlendirdi. İşlerini kolaylaştırdı. Tüm yaşananların farkındaydı ve bu durumu yakınındakilerle paylaşıyordu.

Türkan Elçi ile beraber Tahir Elçi İnsan Hakları Vakfını kurdunuz? Vakfın ana gayesi ve vakıf kurma süreci hakkında biraz bilgi verebilir misiniz?

Daha öldürüldüğü ilk günlerde vakıf kurma fikrini paylaşmıştık kendi aramızda. Vakfın ana gayesi elbette Tahir Elçi isminin unutulmasını engellemek, yaşatılmasını ve sonraki kuşaklara aktarılmasını sağlamaktır. Bunu yaparken Tahir Elçi’nin hayatında uyguladığı prensipleri esas alacaktır ama bu her durumda Tahir Elçi gibi hareket edecektir anlamına gelmemektedir. Böyle bir durum hem gerçekçi değil hem de mümkün değil. Yapacağı her faaliyeti özenle yapmaya çalışacak, daha çok özgün ve inşa edici faaliyetler yapmaya gayret edecek. yani küçük de olsa toplumsal ve bireysel yaşamda bir etki yaratmaya çalışacak, tribünlere oynamadan ve slogan atmadan makro ölçekte bir şeyleri değiştireceğini iddia etmeden.

Örneğin birkaç gün önce neredeyse 4 yıl aradan sonra “Kürt Meselesi”nin ve özellikle de sokağa çıkma yasakları döneminin ve bugüne yansımalarının konuşulduğu iki adet panel düzenledi 2 gün art arda. Bu bağlamda bir tartışmanın başlamasına zemin hazırlamayı veya bu yöndeki tartışmalara katkı sunmayı amaçladı. Bir diğer örnek, aradan 8 yıl geçmesine rağmen Roboski gibi çok önemli bir katliamı ve davasının hukuki açıdan irdeleyen herhangi bir kitap yazılmadı. Yakın bir zamanda Roboski Davası isimli bir kitabı basacaktır.

Bu özellikle hukuki sürecin bilinmesi ve bellek yaratma açısından önemli bir girişim diye düşünüyoruz. Son Hem edebiyat hem de hukuk-düşünce eksenli Kırık Saat isimli bir derginin ilk sayısının geçen ay çıkarttı. Bu dergiyi 3 ayda bir düzenli bir şekilde çıkartmaya gayret edecek. Henüz 7-8 aylık bir kurum olmasına rağmen bu örnekler genel olarak vakfın çalışma perspektifi ve gayesi hakkında sanırım bir fikir vermektedir. Elbette zaman geçtikçe, vakıf deneyim kazanıp güçlendikçe farklı ve çeşitli faaliyetler yürütecektir.