image

PeyamaKurd - Dicle Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Siyaset Bilimleri Öğretim Üyesi Hüseyin Şeyhanlıoğlu, “Türkiye, Kürtlerin hamisidir. Türkiye olmazsa Erbil’in ayakta kalma şansı yoktur. Şu da bir gerçek Erbil olmazsa Türkiye’nin de Ortadoğu’da ayakta kalması çok zordur” dedi.

“Osmanlı Kürtlerin sayesinde 3 kıtaya hükmeden bir imparatorluğa dönüştü” diyen, Şeyhanlıoğlu, Başkan Mesud Barzani’nin 2013 yılındaki Diyarbakır ziyaretinde, “Yavuz Sultan Selim ve Şeyh İdrisi Bitlisi gibi Recep Tayyip Erdoğan ve Mesud Barzani büyük bir ittifak yapsınlar”şeklindeki sözlerini hatırlattı.

Süleymaniye’nin neredeyse tamamen İran’a bağımlı durumda olduğunu savunan Hüseyin Şeyhanlıoğlu, “KYB’nin Barzani’ye yakın bir tavır alması lazım. Gerek Pavel Talabani gerekse Goran ve Yeni Nesil Hareketi olsun, KDP’nin rolü Kürtler açısında daha doğrudur” ifadelerini kullandı.

Şeyhanlıoğlu, “Yeni bir çözüm sürecinin olmayacağını düşünüyorum.Bence Kandil operasyonu da çok uzak değil. Bir süredir yumuşatma hava harekatı yapılıyor. Şengal operasyonu olma ihtimali de var. Bağdat ile ilişkilerini iyi hale getiren Türkiye, Süleymaniye ve Erbil üzerinden bu bölgelerin boşaltılmasını istiyor”

Hüseyin Şeyhanlıoğlu, Rûdaw’ın sorularını yanıtladı...

Bildiğiniz gibi bağımsızlık referandumunun ardından Ankara-Erbil ilişkilerinde de bir tıkanma yaşandı ancak daha sonra taraflar arasındaki ekonomik ve diplomatik ilişkiler tekrar düzelmeye başladı. Gelinen aşamada gelişmeleri nasıl değerlendiriyorsunuz?

Türkiye ile Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi (IKBY) arasında ekonomik, sosyal, siyasal ve askeri ilişkiler en azından son 20 yılda bölgede, Türkiye ve Irak’ın lehine olacak şekilde önemli gelişmelere sahne oldu. Fakat 25 Eylül 2017’de yapılan referandumdan sonra bu ilişkiler de siyasi anlamda bir kopma oldu. Hatta düşmanlık diyabileceğimiz noktaya gelindi. Askeri tatbikatlar yapıldı. Yaptırımlar uygulandı hatta savaşla tehdit edildiği bir noktaya gitti. Bunun sebebi şuydu; IKBY ön referandum yaptı buna karşı da Türkiye, İran, Bağdat arasında bir blok oluştu. Şunu belirtmekte yarar var iki taraf bibirine sınırsız denilecek şekilde bağımlıdır. Irak, özellikle de IKBY, Türkiye’nin Irak’a olan ihracatının içerisinde yüzde 90’lık bir paya sahiptir. Resmi olarak Almanya’dan sonra ikinci ihracat kapısıdır.

Bu konuda Dicle Üniversitesi olarak bir saha çalışması yapmıştık. Bu konuda çok önemli ve somut bulgulara ulaşmıştık. Özellikle Doğu ve Güneydoğu’daki ekonomik kaynakları net olarak büyük oranda buraya bağımlıydı. Son iki aylık sürece baktığımızda bu kırılganlığın ve çatışmalığın dostluğa dönüşmesi ve kaldığı yerden devam etmesi için çok önemli adımlar atıldı. Başta Türkiye’nin Bağdat Büyükelçisinin Erbil’e ziyareti, Irak’ta DEAŞ tehditinin ortadan kalkması, İran tehdidinin azalması, Haşdi Şebi’nin Kerkük’e girdikten sonra Erbil üzerindeki tehdidin artması… Gelinen aşamada bize şunu gösteriyor; Türkiye ile Erbil birbirlerine muhtaçtır. Birbirlerinden ayrılamayacak derece muhtaçtır.

Havalimanlarının açılması, Barzani’nin geçen hafta Bağdat’a yaptığı ziyarette gündeme geldiği gibi Kerkük-Erbil ve  Kerkük -Süleymaniye ve Musul arasında kurulan 3 gümrük kontrol noktasının ortadan kaldırılması ve bu ziyaret esnasında gerçekleşen görüşmeler de hakikaten son derece önemli gelişmelerdir. Şunu belirtmekte yarar var, Irak’ta son 3 yılda en başta DEAŞ tehdidi, ardından Haşdi Şabi’nin Bağdat’ı daha fazla İran’ın kontrolüne çeken politikası da Türkiye ve Erbil’e geri adım attırdı. Şunu net olarak söyleyebilirim. Türkiye ve Erbil, bölgede karşılıklı irbirlerine kenetlenmesi ve destek olması gereken çok önemli iki güç noktasıdır. Birinci sebebi İran tehdidi, ikinci sebebi ise bölgesel olarak Ortadoğu’da yaşanan son çatışmalarda IKBY ve Irak’a açılan neredeyse tek kapı olma durumuna gelmesidir. Türkiye için ekonomik, sosyal ve askeri açıdan da çok önemlidir. Tabiki terör tehditi var. PKK’sından tutun da Haşdi Şabi’sine ve diğer tehditlere..

Bölgede yaşanan uyuşmazlık ve çatışmaların sonlanması mümkün mü?

Şu çok önemli; eğer bölge halkları arasında bir ittifak yapılırsa uluslarüstü bir yapılanma veya yeni bir Ortadoğu birliği olarak tabir edilecek bir örgüt –Avrupa Birliği’nde olduğu gibi- kurulursa, yani insanlar, mallar, sermayeler, sınır kapılarının korunması şartıyla düşük vergilerle yapılarak Avrupa tarzı bir sistem kurulursa o zaman bu çatışmaların da hiçbir mantığı kalmaz. Çünkü taraflar birbirlerine muhtaçtır.

Türkiye, Kürtlerin hamisidir. Türkiye olmazsa Erbil’in ayakta kalma şansı yoktur. Şu da bir gerçek Erbil olmazsa Türkiye’nin de Ortadoğu’da ayakta kalması çok zordur. Evet Türkiye büyük devlettir fakat Kürtler Türklerin tabii bir uzantısıdır, birlikte var oldular. Bin 500 yılında İdrisi Bitlisi ve Yavuz Sultan Selim örneğinde olduğu gibi birlikte kuvvet doğuyor. Osmanlı Kürtlerin sayesinde 3 kıtaya hükmeden bir imparatorluğa dönüştü. Bu aynı zamanda Kürtlerin ‘altın çağlarını’ yaşamalarına da sebep oldu. Hatta son 300 yıldır bu barışın ekmeğini yiyiyoruz.

Mesud Barzani’nin 2013 yılındaki Diyarbakır ziyaretinde de şunu söylemiştim. “Tekrar bir Yavuz Sultan Selim yani Recep Tayyip Erdoğan, tekrar bir İdris Bitlisi yani Mesud Barzani Diyarbakır’da büyük bir itifak yapsınlar.” Herşeyden önce Müslümanlar arasındaki çatışmayı ortadan kaldırsınlar. Ortadoğu’da Kürtler ve Türkler arasında sağlanacak bir yakınlaşma terör tehdidinden tutun en olumsuz tehditleri ortadan kaldırdığı gibi en olumlu pozitiv imkanları da ortaya çıkaracaktır. Ortadoğu şu anda bir cehennem gibi, bu süreci Avrupa’da yaşadı, birlik oldukları gibi sıkıntılardan kurtuldular. Peki bizim bunu yapma şansımız var mı? Biz buna mecburuz. Yapmazsak bugün Irak’ın ve Suriye’nin içine düştüğü durum Türkiye’nin de başına gelebilir.

ABD, 5 Kasım itibariyle İran’a bir ambargo daha uyguladı ve bu ambargoda İran’da, 5 bin dolar maaş alan ülkedeki üst düzey bir elemanın maaşı 700 dolara düştü. Bu yarın Türkiye’nin başına gelebilir, Ağustos’ta geldi de. Mehmet Akif’in şiirinde dediği gibi “Kurtlar, eşeklerin etrafında dolanıyor bizde otlamaya devam ediyoruz.” Biz bunu kabul etmiyoruz. Biz kendi aramızda bir blok kurup kendi aramızda sosyal, siyasal, ekonomik ve askeri anlamda işbirliği yapalım. Çatışmalardan artık uzak duralım. İster Mesud Barzani’nin referandum kararı olsun, ister Türkiye’nin savaş tehdidi olsun, u durumlar uç noktaya varmadan kardeşçe halledilmesi gerekiyor.

KYB’nin PKK’ye yakın parti ve kuruluşları kapatma kararı Kürdistan Bölgesi ile Türkiye ilişkilerini nasıl etkileyecek?

KYB hem IKBY’de hem Türkiye ile ilişkilerde ikircikli, rahatsız edici bir rol oynuyor. Süleymaniye’de PKK’ya yakın olan büroların kapatılmasına yönelik süre verilmesi -Tabi PKK da bunu reddetti- ilişkilerin düzeltilmesi için önemli bir adımdır. Olması gerekende budur. PKK’nın Ortadoğu’dan gitmesi lazım. 40 yıldır savaş, çatışma, kan gözyaşı dışında hiçbirşey getirmedi. Kak Mesud’un dediği gibi; “500’e yakın Kürt köyünü mahfettiniz, bir milyon Kürt’ün köylerinden gitmesine sebep oldunuz ne kazandınız?” Hiç birşey! Türkiye’de de onbinlerce Kürt genci ve Kürt köyüne onbinlerce insanın malına hayatına mal olan bir çatışmaya dönüştü. Sonunda da çukur savaşı oldu. Sonuç bir hiç.

Ayrıca KYB’nin PKK bürolarını kapatması sadece Süleymaniye hava sahasının açılmasıyla da yeterli değil. Süleymaniye neredeyse tamamen İran’a bağımlı durumda. KYB’nin Kerkük’ü Bağdat’a bırakma ihanetindeki rolü de gözönünde. Süleymaniye ziyaretimde “Hocam burada büyük bir İsrail üssü var” dediler. Başka pozisyonlar var mı yok mu bilmiyorum. Ama kendi içlerinde Erbil’e yakın bir pozisyon almaları lazım. Yani Barzani’ye yakın bir tavır almaları lazım. Pavel Talabani de Goran ve Yeni Nesil Hareketi de. Çünkü KDP’nin rolü Kürtler açısında daha doğrudur. Hataları olsada Kürtlerin kaderi açısından rolleri daha doğrudur. Nitekim son seçimlerde 111 sandalyeli mecliste 45 sandalye alarak birinci parti olmalarında bu durumu net olarak gördük.

Süreçle birlikte sadece Süleymaniye hava sahası değil, Hakkari’den de bir sınır kapısı açılsın. İran ile sınır ticareti çok önemlidir. Kaldıki Süleymaniye geçmişten gelen yapısı gereği daha çok İran’a yakın gözüktü. Süleymaniye’nin sadece İran’a bağımlı olması Kürtlerin zararına, Türkiye ile de ilişkilerinin olması gerekiyor. Türkiye ile ilişkilerini güçlendirmesi ellerini Bağdat’ta da güçlendirir. PKK bürolarının orada –Süleymaniye- ve Şengal’de kapatılması o bölgenin geleceği açısından da çok önemlidir.

Peki söz konusu bölgeler de oluşacak boşluk nasıl doldurulacak?

Mutlaka bölgeler üstü bir toplantı yapılması gerekiyor. Bölgedeki tüm aktörlerin katılacağı bir toplantı. Türkiye, Bağdat, Süleymaniye, Erbil ve mümkünse İran ve diğer ülkelerin de buna dahil olup, doğru dürüst yeni bir yapı oluşturması lazım. Sykes-Picot’un düzeni bölge halkını ortadan ikiye bölmüştür. Bunu her yerde görebilirsiniz. Bizim bunu etkisizleştirmemiz lazım. Biz bunu etkisizleştiremezsek bugün PKK, yarın başka bir örgüt deriz. Haşdi Şabi deriz, DEAŞ deriz. Bu yara sürekli mikrop üretir.

Dolayısıyla bizim pozitiv bir sistem gerçekleştirmemiz lazım. Bu yarayı mikroplardan arındırmamız gerekiyor. Buna mecburuz. 3-5 yıllık değil. En az 50 yıllık bir terör süreci var. 50 yıl daha devam eder. PKK şu anda bürolarını kapatıyor olabilir ama evlerde faaliyetlerini sürdürür. Bu sorunun çözümü değil. Ben Süleymaniye’deyken Türkiye’den uçaklar sağı solu bombalıyordu. Sivillerde köylüler de bu işten zarar görüyordu. Buradaki en büyük zararı Türkiye görüyor. Her bir uçağın kalkış maliyetini hesaplamak başka birşey. Kandil’den geçenler o bölgeden geçiyor. Oradan gelip buradaki-Türkiye- insanlara karşı terör uyguluyor. Bölgede kimse kimseyi terör üssü olarak görmemeli.

Şengal’de, Kandil’de ya da Fırat’ın doğusunda Türklere karşı olan şey Kürtlere de karşıdır. İkinci aşamada da Amerika ve İran’ı buraya çağırmaktansa 500 yıl önceki gibi Türkiye ile kardeşçe geçinmek lazım. Aksi halde dün Kerkük gittiyse yarın başka bir yer de gidebilir.  Tek tarih, coğrafya ve inanç çerçevesinden baktığınız zaman Kürtler için Türkiye en önemli kapıdır. Umarım Türkiye’deki yetkililerde bu konuda hassasiyet gösterir.

 Çözüm süreci yeniden başlayabilir mi?

Yeni bir çözüm sürecinin başlayıp başlamayacağı belli değil ama oldukça zor görünüyor. Yeni bir af çıkması da zor. Olmaz gibi düşünüyorum. Ama düşünülebilir. Çünkü zamanında halkın yüzde 95’i sürece destek verdi. Barzani ve Talabani bölgesi de, Güneydoğu  ve İstanbul’da… Herkes “analar ağlamasın kimsenin gözyaşı dökülmesin” dedi.

 Başkan Barzani ile Türkiye Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın yeniden yakınlaşması gerektiğinden söz ettiniz. Türkiye’deki mevcut konjonktür ve özellikle de AK Parti tabanı da bu duruma sıcak bakacak mı?

AK Parti ile MHP ittifak yaptı ve malum önümüzde yerel seçimler de var. Bu sürece sıcak bakmasa bile bir kesimden ciddi bir beklenti olduğunu biliyorum. AK Parti’nin içinde de bu beklentinin olduğunu biliyorum. Türkiye’nin Erbil’e yakınlaşması her şeyden önce iki tarafın menfaatine yöneliktir. Kardeş çatışmasında üzüntüden başka birşey çıkmaz. Bu durum hepimizi üzer, mahfeder. Mesud Barzani’nin Bağdat ziyareti ve Neçirvan Barzani’nin Ankara’da protokole davet edilmesi önemliydi. Gerekli mesajların da verilmesi gerekiyor. Mevcut durumda Erbil’de durum tekrar normelleşti. Kerkük petrolü tekrar Türkiye üzerinden ihracat ediliyor. Ekonomik ilişkilerin gelişmesine yönelik temeller atılıyor. Bölgede ekonomik canlanmadaki bu pastayı Türkiye’nin kaçırmaması lazım. Telafer bölgesinde Ruslar 200 milyarlık konut projesi almış durumdalar. Bu projeyi neden bir Türkiye firması yapmasın?

Kardeşler arasında tartışma oldu bitti, biz yeniden işimize bakalım. Tekrar 25 Eylül referandumu öncesine gidelim. Türkiye’nin ihracatında birinci ülke olan IKBY ile çalışmalara devam edelim. Eğitim, sağlık ve petrol konularında IKBY’deki insanlar içinde çıkış kapısı Türkiye’dir. Hepimizin sonu Suriye’ye benzemeden Türkiye’nin ağabey rolüyle referandum öncesi Neçirvan Barzani’ni Kürdistan bayrağıyla karşıladığı gibi davet ederek, tekrar bir kapı açarak kardeşçe Cumhurbaşkanımız Erdoğan bence Barzani’yi Ankara’ya davet etmeli.

Sizce 90’lı yıllarda olduğu gibi Kürdistan sınırları PKK’ye yönelik askeri bir operasyon gerçekleşir mi?

Türkiye şu anda Kandil ve Fırat’ın doğusuna operasyonu konuşuyor. Bence Kandil operasyonu da çok uzak değil. Bir süredir yumuşatma hava harekatı yapılıyor. Şengal’de de operasyon ihtimali var. Bağdat ile ilişkilerini iyi hale getiren Türkiye, Süleymaniye ve Erbil üzerinden bu bölgelerin boşaltılmasını istiyor. ABD’nin de PKK’lı üst düzey yetkililerin başına ödül koyması bir taktikten ötürü değil. Kandil ve Şengal’in tamamiyle boşaltılıp, Fırat’ın doğusuna çekilmesine yönelik operasyon yapılabilecek mi? Türkiye açısından kolay birşey değil. Amerika ile bu bölgede savaşı göze almamız gerekiyor. Şu ana kadar kesin bir sayı veremezsek de silah sevkiyatı yaptı. Arabistan bile PYD/PKK’ye yardım yapıyor. Türkiye’nin bunlara operasyon yapması zor değil. ABD’de buna yeşil ışık yakar.

Peki ABD, Fırat’ın doğusuna yeşil ışık yakar mı?

Bence yakmaz. O zaman Türkiye birşey kazanmış olmuyor zaten. Kandil’de 3 bin kişi olduğu söyleniyor. Belki de boşaltılmıştır… Büyük riskleri göze alıp Fırat’ın doğusunda hatta Musul’a yakın bölgede operasyon yapabilecek mi? Asıl sorun bu. O da kolay görünmüyor. Birşey de elde edileceğini sanmıyorum. Çünkü söz konusu bölgelerde 100 bin kişilik Demokratik Suriye Güçleri (DSG) adı altında örgütlendirilmiş aslında PYD olan ve ABD’nin kontrolünde olan bir örgüt olduğu müddetçe Türkiye’nin Şengal’e operasyon düzenlemesi sorunları çözmeye çokta yardımcı olmaz. Belki dağlık alanlarda sızmayı engeller fakat uzun vadede çözüm getirmez.

Rûdaw