image

PeyamaKurd - Bir mayıs işçi bayramı, emekçi sınıfın günü olarak kabul edilse de durum böyle değildir. Çünkü bu günde emekçiler işlerine gitmek zorunda ve devlet tarafından özel bir tavır ile karşılaşmamaktadır. Türkiye’deki makro işçi problemleri devam ederken mikro manada Kürt işçilerin sorunları da aynı şekilde vücut bulmaktadır. Türkiye genelinde Kürt işçilerin yaşadıklarını Köln Üniversitesi Orta Doğu Çalışmaları Bölümünden  Sharo Ibrahım Garip Peyamakurd’e değerlendirdi.


Garip “Kürdistan’daki kolonize etme savaşı milyonlarca Kürt köylüyü toprağından yerinden yurdundan etmiş, savunmasız bir şekilde Türkiye’de metropollerin kıyılarına sürüklemiştir” diyor. 


Türkiye’deki işçi sorunları nelerdir ve yasalarda işçilere tanınan haklara ne kadar riayet edilmektedir?

Öncelikle Türkiye’deki endüstrileşme batıdaki gibi bir gelişim gösteremedi. Daha fazla gasp edilmiş mülkler ve devlet koruması altında palazlanan bir sermaye ve sermayedarlardan bahsetmek gerekiyor. Yani bir ölçüde üretimin daha verimli olması için demokrasi veya özgürlükleri tanıyan bir devlet ve burjuva yok. Bir montaj sanayisinden bahsetmek lazım, korsan bir kapitalizm var.  Yağma var. Emek, çevre ve kaynaklar çok fazla talan ediliyor. Örneğin bunu inşaat sanayisinde görebiliriz. 

100 yıllık bir modern devletten bahsediliyor, ama ortada ciddi bir sivil toplumdan ve kuruluşlarından bahsedemeyiz. Bu bağlamda sendikalar da Türkiye’de problemlidir. Batıda hükümetleri şekillendiren dönüştüren güce sahiptirler, fakat Türkiye’de işçi sınıfın önünde değil arkasında yürüyorlar. 1950’lere kadar tek parti rejimi sonrasında her 10 yılda bir darbelerle yönetilen bir ülkede işçi hakkını bırakın, insanın hakkından bahsetmek mümkün değil. 

Onlarca insanın, çocuğun kaçak çalıştırıldığı ve iş kazalarının trafik kazalarını geçtiği bir korsan düzen. Hangi savcı kamu sağlığına aykırı olan bir işyerini kapatabilir? Yapılan tek iş 10 zabıta bir işportacı yakalama marifeti.  


Kürt işçiler, Türkiye’de işçi sınıfının yüzde kaçını oluşturuyor? 

Bu sorunuza net cevap vermek mümkün değil, çünkü Türkiye cumhuriyetinde 1960’ tan bu yana etnik sayım yapmak yasak! Hal böyle olunca işimiz zor, ayrıca devletin ve ulusun konseptine uygun olarak da sendikalarda böyle bir sayım yapmazlar/yaptırmazlar. Çünkü onların da hesabına gelmiyor. Kürt işçilerinin (ki işçi denilebilir mi emekçileri diyelim) büyük bir bölümü mevsimlik işçi ya da inşaat ve restoran gibi sektörlerde kaçak olarak çalıştırılmaktadır.

Kürdistan’da sadece 1990’dan sonra yerinden yurdundan edilen 4 milyona yakın insandan bahsediyoruz, bunların sadece yarısının batıya yerleştiğini varsayalım, bir de 90 öncesi ekonomik nedenlerle göç edenleri hesaba kattığımız zaman devasa bir rakam ortaya çıkar. Ama bunların halet-i ruhiyesi de işçi sınıfı değil bir sömürge proletaryasıdır. Bire bir analojiden bahsedilmeyebilir, ama Afrika’dan Amerika’ya getirilen kölelerin durumuna benzer. Buradan zoraki bir Türk işçi sınıfı yaratmak ne kadar sağlıklıdır. Çünkü bunlar özgür işçiler değil köksüzleştirilmiş yurtsuzlardır.


İşçilerin sömürülmesi konusunda Kürt ve Türk işçiler arasında ne gibi farklar var? Ya da böyle bir durum söz konusu mu? 

Kürt işçinin katmerli sömürüldüğünü söyleyebiliriz. Bunun nedeni Kürtlerle Türkler arasındaki kolonyal bir ilişki olmasından kaynaklı. Osmanlı’dan beridir sistem bir savaş ekonomisi üzerine kuruludur. Kürdistan’daki kolonize etme savaşı milyonlarca Kürt köylüyü toprağından yerinden yurdundan etmiş, savunmasız bir şekilde Türkiye’de metropollerin kıyılarına sürüklemiştir. Çoğu bugün mülkü değersizleşmiş yoksul yığınlara dönüştüler. Bu bilinçli bir politikaydı, deyim yerindeyse barut ve kurşun gene Kürt sırtından ucuza yeniden üretiliyordu.

Türkiye’deki metropollere sürüklenen, sığınan yoksul kitleler açlık sınırındaydı ve açlık sınırında ücretlerle en ağır işlerde çalıştırılırlar (bakınız midyeciler, kâğıt toplayıcıları, inşaat sektöründe kaçak çalıştırılanlar, restoran sektöründe karın tokluğuna çalıştırılanlara.)  Bunlara ek olarak bütün bu işçiler sigortasız ve güvencesiz çalıştırılıyorlar, yani çok ucuza geliyor işverene. Buna karşılık Kürdistan’dan gelenler en kötü konutlarda fahiş fiyatlar ödeyerek oturmak zorunda kaldı, bu devasa bir sömürü ve talandır. Hakeza son dönem Suriye’den gelenler de çok ağır şartlara en ucuz ücretle çalıştırıldılar. 


Kürtler arasında işçi sınıfının sorunlarını ele alabilecek ne tür sendika veya kurumlar var ve ne kadar etkililer? 

Devleti olmayanların sendikası nasıl olsun? Bir koloni olan Kürdistan’da endüstrinin gelişmesine izin verilmedi kaynaklar batının gelişimine sunuldu, yani kaynak ve insani talan var. Var olan sendikalar da Türk Sendikaları. Bu sendikalar Kürtlerin kendi sorunlarıyla ilgilenmelerini “etnik” siyaset yapmakla suçlayıp zımni veya alenen zapt ü rapt altına alıyorlar, bunu yaparken de işçi sınıfının Burjuvaziye karşı bölündüğü gerekçesine sığınıyorlar. Örneğin bir Türk işçi sendikada 23 Nisandan, Kurtuluş Savaşından bütün etnik kutlamalarından rahatça söz edebilir, ama bir Kürt kendi kurtuluş mücadelesinden bahsettiği zaman ya sendikadan atılır ya da işçi sınıfının çıkarlarını bölen bir milliyetçi olmakla suçlanır.  

Ayrıca bir ölçüde toplu sözleşme yoluyla Türk sendikaları işçilerin haklarını savunabilir, ama biz biliyoruz ki Kürt işçilerinin çok büyük bir bölümü korsan çalıştırılıyor ya da yapısal işsizler ordusunun içinde bunların ne sendikası ne de bir lobisi var. Bunlar savaşın proleterleştirdiği yığınlar.

Kürtler kendi adına bırakın parti kurmayı sendika kurmayı spor kulübü bile kuramıyorlar; Diyarbakırspor'un başına gelenlere bile baksanız işin vehametini görebilirsiniz. 


Bir Mayıs işçi bayramı olmasına rağmen işçilerin o gün tatil yapmayıp çalışmasını nasıl değerlendiriyorsunuz? 

Bütün dünyada  emek bayramı olarak kutlanan 1 Mayıs Türkiye’de olmadık gerekçelerle hep yasaklandı ya da her şeyde olduğu gibi ismi ve içeriği bile değiştirilmeye çalışıldı “Bahar Bayramı “ denildi. Ama şunu da unutmamak gerekir ki haklar verilmez alınır. Modern toplumlarda bazı günler vardır toplumsal huzura ve barışa hizmet erdemliliklerle doludur. Örneğin Bir Mayıs’ta tüm emekçilere bir ikramiye iki günlük ücret verilebilir. 

Türkiye’de işçi sınıfı bürokrasisi ve sendikaların büyük bir bölümünün tabanla organik bir ilişki kurduğunu söylemek zor. Dolayısıyla işçi sınıfı bilinci Türkiye’de, Kürdistan’da ne kadar oturmuş doğrusu bir soru işaretidir. İşçi şunu söyleyebilmelidir “bugün benim emek bayramım, çalışmam”. Bu emek bayramı Türkiye’de hak mücadelesinin bir arenasından ziyade siyasal partilerin, örgütlerin iktidara ulaşmak için bir gösteri alanına dönüşüyor. 

Örneğin işçi sınıfı bilinci konusunda daha açık bir örnek vereyim: Türkiye’de Suriye Savaşını ya da Kürdistan’daki savaşı protesto edecek kaç tane büyük grev yapıldı? Ama aynı işçi sınıfı Amerikan emperyalizmine karşı bayrakları alıp sahaya koşabiliyor. Bu yüzden işçi sınıfını, sendikaları ve sömürgelerini sorgulamak lazım.