image

PeyamaKurd - Din konusu milletlerin en önemli olgularından bir tanesidir. Toplumlar ideolojik olarak ayrışıp birleştiği gibi, din sekmesinde de bir araya gelip birlikte hareket edebilmektedirler. Kürtler, İslamı en temiz yaşayan milletlerden bir tanesidir. Kürtlerin, Müslümanlığı birçok alim ve din insanı tarafından da takdir gören bir biçimdir. Bu bağlamda Türkiye’de özellikle son yıllarda “Milliyetçi muhafazakar” tanımının Kürtlerde nasıl bir karşılığı var? Türk İslamcıları ve Kürt sorunu hangi aşamada…? Bu soruların yanıtını araştırmacı yazar Sedat Doğan PeyamaKurd’e değerlendirdi. Sedat Doğan: “Klasik Kürt medreselerinde, tarihi milli bir rolleri de olan Kürt mollaları arasında yer yer klasik bir Kürt milliyetçiliğinden söz edilebilir” diyor. 

Türk İslamcılarının Kürtlere ve Kürt sorununa genel bakışı nasıldır? Kürtlerin şu andaki durum ve konumu nedir?

Bu konuyu bir cümle ile özetlersek: İster dindar, ister seküler olsun Türklerin büyük çoğunluğunun zihin ve pratik dünyalarında Türklerden bağımsız, ayrı bir Kürd ferdi, Kürdistan diye bir vatan toprağı falan yoktur. Yolunu şaşırmış, bunun için de bir an önce Türkleştirilmesi gereken ve her şeyi ile Türklüğe ve onun son devletine Hammal olmaktan başka bir seçeneği ve şansı olmayan gelişmemiş yurttaşlar vardır. Bu topraklarda Türkler ile Kürtlerin son 150 yıllık yaşamları ve belki de daha fazlası sadece bunu gerçekleştirebilme ameliyesidir.

Milliyetçilik olayında Türk ve Kürt dindarları arasında nasıl bir fark göze çarpıyor?

Milliyetçilik olgusunda, Türk dindarı, tarihte kurdukları devlet ve imparatorlukların da verdiği şevk ile ”Necip Kavim ”gibi üretilmiş bir söylemden yola çıkarak Devlet, Vatan, Toprak, Bayrak gibi milli mefhumları “Şehitler Ölmez, Vatan bölünmez, bayrak inmez” gibi sloganlarla dindarlıklarının vazgeçilmezleri arasında sayarken. Bunu Türklük şemsiyesi altında bütün Müslümanların tek ütopyası olarak da propagandaya dönüştürüyor. 

Klasik Kürt Dindarları, büyük çoğunlukla bu mefhumları ve onların üretimi Sloganları bir inhiraf ve sapma, yani dinden çıkma olarak algılıyor. Bunların yerine, yukarıdaki sloganların mimarları tarafından hala ütopik ve gerçek hayatta çok büyük oranda artık hiçbir karşılığı olmayan bir “Bütün Ümmetin Tek Halifesi” ve “Tek Müslüman Devleti ”şeklinde söylemlerle avutuluyorlar.

Bu söylemleri somutlaştırırsak Türk Dindarının,” tam bir kutsiyetle savunulması gereken, uğrunda ölünmesi gereken somut bir devleti” vardır. Kürt Dindarının ise arkaik, muhayyel bir asr-ı saadet özlemi, bir Medine Devleti, somuta inemeyen, reel hayatta somut bir karşılığı artık kalmamış, sadece İslam tarihi ve kültürünün bir mirası olan “bütün ümmeti temsilen tek bir Müslüman Devlet ütopyası” vardır. 

“Milliyetçi-Muhafazakâr” tanımının Kürtlerde nasıl bir karşılığı var?

Kürt toplumu, şehirleşmenin çok geç başladığı bir tarım ve hayvancılık toplumudur. Bu nedenle klasik Orta Doğu dindarlığı ve muhafazakârlığından fazlası ile etkilenmiş bir toplumdur. Bu toplumda yaşanan bunca çalkantıya rağmen muhafazakârlık ve dindarlık hala çok baskın bir davranış biçimidir. Modern anlamlı milliyetçilik kavramı bu toplumda hala tam olarak bir karşılık bulamamıştır. Son yıllarda Avrupa’ya doğru gelişen politik ve ekonomik göçler sonucu Kürtlerin seküler kesimlerinde modern bir milliyetçilik olgusu gelişmiştir. Ayrıca klasik Kürt medreselerinde, tarihi milli bir rolleri de olan Kürt mollaları arasında yer yer klasik bir Kürt milliyetçiliğinden söz edilebilir. 

Ahmedê Xani, Mellayê Ceziri, Fekiyê Teyran, Seyid Abdulkadir’e Nehri, Seyid Riza, Şeyh said, Melle Mustafa Barzani, Qazi Muhammed… gibi Kürt şahsiyetlerin hemen her biri birer dini âlim, tasavvuf mürşidi, aynı zamanda klasik Kürt milliyetçiliğinin ilk nüvelerini atan birer liderdirler…

Tarihe baktığımızda Kürt ulusal dava liderlerinin örneğin Mele Mustafa Barzani, Şex Said ve daha birçok ismin dindar ve âlim insanlar olduğunu görüyoruz. Ama bugün bazı Kürtlerin dindarlığı bahane edip Kürt milliyetçiliğine karşı çıkışlarını nasıl okumak lazım?

Bunu Devletin Kürt toplumuna dayattığı asimilasyon, inkâr ve şiddetin farklı bir yansıması olarak okumak mümkün. Kürt toplumu daha düne kadar dindar/muhafazakâr kodlarla yaşamlarına yön veriyordu. Bu gün bile bu kodları büsbütün terk etmiştir, diyemeyiz. 

Dün Şeyh Said kıyamına, Dersim ve Ağrı isyanlarına kadar bu topluma öncülük ve önderlik eden kesimler bu toplumun aristokrasisi ve feodalitesi yani Şeyhi, mollası, alimi, aşiret veya kabile reisi, toprak ağası, büyük tüccarı idi.

Ve bu adamlar büyük çoğunluğu ile Kürt milletine ve toplumuna karşı dürüst idiler. Sahip oldukları her şeylerini ortaya koyarak toplumla birlikte bir ölüm kalım savaşı veriyorlardı. Bu zatların çoğu zaten yaşamlarını ya savaş meydanlarında, ya idamlarla, ya hapis veya sürgünlerle bu uğurda ortaya koyarak şehid oldular. Ancak Cumhuriyetin ilk dönem isyanlarından sonra devletin çok acımasız bir kıyımla bu kesimlerin üzerine yürümesi, bu kesimi telafisi zor bir kıyım, başkalaşım ve dejenerasyona uğrattı. Bu sınıf ikiye ayrıldı. Bir kısmı bu baskıya dayanamadı. Bu ülkeyi terk edip darmadağın hale geldi. 

Bir kısmı ise yine bu baskılar sonucu bu işleri tamamen bıraktı. Âdeta tarihten ve misyonlarından silindiler. Bir kısmı ise adını koymadan, kendilerini devletin arka bahçesi olarak konumlandırdılar. Siyaseti, devlet ile ilişkiyi, şeyhlik ve mollalık gibi olguları, geçmişteki miraslarından da faydalanarak çeşitli unvan ve sıfatları olan ama hiçbir bedel ve riski olmayan bir çeşit rant kapısına çevirdiler. Bu bağlamda ağalar ve aşiretlerin büyük bir kısmı toplum içindeki eski statü ve konumlarını korumak için sırtlarını devlete dayadılar. 

Bu katmanların çok büyük bir kısmı babaları, ataları, dedeleri gibi topluma doğru bir rehberlik ve önderlik yapabilecek rol ve misyonlarından bütünüyle uzaklaştılar. Kürt toplumu, devletin dayattığı orantısız şiddet, inkâr, imha ve asimilasyon politikaları sonucu çok ciddi bir sosyolojik ve psikolojik kırılma yaşayıp dejenerasyona uğramış oldu.

Kürtlerin son yüz, yüz elli yılı incelendiğinde bu toplumun temel kodlarında yaşanan başkalaşım ve değişimlerin ana sebebinin bu şiddet ve dayatma olduğu çok net olarak görülecektir.