image

PeyamaKurd - Amerika Dış İlişkiler Bakanlığında  uzun yıllar görev yapmış ve Pensilvanya Üniversitesi Öğretim Görevlisi Peter Galbrait katılıdığı bir televizyon programında soruları yanıtladı. 

Peter Galbrait, ABD seçimlerinden sonra Donald Trump iktidarının gideceğini ve yeni bir iktidarın Kürtlerle daha yakın ilişki içinde olacağını söyledi. ABD seçimlerinden hemen sonra Kürt meselesinde yeni bir söylem ve eksenin doğabileceğini dile getiren Galbrait, Kürt dostu John Biden’ın kazanacağını ve Kürtlere daha çok yardım edileceğini söyledi. Ayrıca Kürdistan'ın bağımsızlığının desteklenmesi gerektiğine de vurgu yaptı. 

Kürdistan Bölgesi Başkanı Neçirvan Barzani ve Demokratik Suriye Güçleri (DSG) Komutanı General Mazlum Abdi'nin beraber çalışmalarını sevindirici bulan ABD'li diplomat, “Bu yakınlaşmanın sonucu Kürdistan’ın iki tarafında ilişkilerini geliştirilmesine önayak olacaktı. Kürtlerin Bağımsızlığı er yada geç gelecek. Ama PYD bağımsızlık istemiyor, Rojava’da bir özerklik bekliyor" dedi. 

ABD'li Peter Galbrait, Rudaw TV'de yayımlanan programda Dilbixwîn Dara'nın sorularını şöyle yanıtladı:  

Dr. Peter siz Kürt meselesini yakından takip ediyorsunuz ve Kürtleri iyi tanıyorsunuz. Şu an Kürtlerin iç meselelerini nasıl değerlendiriyorsunuz ve Kürtlerin bölgedeki durumuyla ilgili ne düşünüyorsunuz?

Her şeyden önce keşke şu an evimde değil de stüdyoda olsaydım. Koronavirüs seyahatleri kısıtladı ve hepimizin hayatını zorlaştırdı.  Bence Kürdistan Bölgesi’nin süreci Irak’tan daha iyi yönettiği yorumu doğrudur. Türkiye ve İran’dan da daha iyi diyebiliriz, tabi ki Amerika’dan da. Virüs her şeyi değiştirdi. Bu durumun Kürdistan Bölgesi’ni etkilediğini de biliyorum. En belirgin etkilerinden biri de ekonomideki dalgalanma oldu.

Petrol fiyatlarının düşmesi bu dalgalanmayı tetikleyen nedenlerden biri oldu. Talep olmayınca fiyat düştü. Petrol fiyatlarının düşmesi de Bağdat ve Kürdistan Bölgesi’nin gelir seviyesinin düşmesine sebep oldu. Irak Kürdistan’ı sakin bir süreçten geçiyor. 2017 yılında bağımsızlık referandumunun ardından dramatik olaylar yaşandı. O süreçten bu yana bir ateşkes söz konusu. Halihazırda yönetimde iki farklı Başbakan var. Bence Irak’ın yeni başbakanı Kürdistan Bölgesi’nin yeni başbakanı ve Kürdistan Bölgesi başkanıyla çalışmak istiyor. Bu konuda bir ilerleme var, ancak Kürdistan halkının bağımsızlık arzusu da bitmiş değil. Bana göre er ya da geç bağımsızlık gelecektir.

Dr. Peter daha önce farklı zaman ve farklı yerlerde Kürtlerle birlikte çalıştınız. Sizce Kürt partileri arasındaki çekişmeler geçmiş yıllara kıyasla nasıl? Çekişmeler daha mı derin ? Siyasi partilerin ilişkilerden bahsediyorum?

Ünlü bir laf vardır, “Kürtlerin dağlardan başka dostu yoktur.” Ben devamlı bu cümleye birkaç kelime daha ekliyorum, o da şu; Kürtlerin düşmanı çok ama ne kötü düşmanı yine kendileridir. Kürt siyasi partileri arasında yaşanan çekişmeler nedeniyle Kürdistan büyük zarar görmüştür. Siyasi çıkarları için milli ve ulusal çıkarları kurban etmeye hazırlar.

Bunun örneğini 16 Ekim 2017 olaylarında gördük. Eğer ortak ve birlik içerisinde bir cephe olsaydı Kürdistan Bölgesi Kerkük ve diğer bölgeleri muhafaza edebilirdi. Birlik olsalardı belki de bugün Kürdistan bağımsız olurdu. Bence asıl sorun burada yatıyor.

Başkan Neçirvan Barzani ile Başbakan Mesrur Barzani KYB’li liderlerle oturarak ayrışmaları çözmeye çalışıyor. Kürdistan Bölgesi’yle Suriye’nin Kuzey Doğusundaki (Rojava) yönetim arasında da bazı çekişmeler yaşandı. Hatta bu çekişmeler bazen zirveye kadar ulaştı. Öyle ki sınırları kapatacak aşamaya kadar gelindi. Ancak diğer yandan Başkan Neçirvan Barzani ile General Mazlum’un beraber çalıştığını görmek memnuniyet vericidir. Bu yakınlaşmanın sonucu Kürdistan’ın iki tarafında ilişkilerini geliştirilmesine önayak olacaktır.

Dr. Peter örneğin Kürtlerin Irak’ta durumları farklı. Bir dönem Kürtler Irak’ta karar mercilerinden biriydi. Şimdi ise Irak’tan yarım maaş talep ediyorlar, fakat Bağdat onu da vermiyorlar. Sizce genel anlamda Kürtlerin durumu nasıl?

Birinci husus petrol fiyatlarının düşmesi Irak’ın gelir seviyesini sınırlandırdı. Irak yönetimi söz konusu sınırlandırılmış geliri dağıtıyor, dolayısıyla da hiçbir zaman Kürtlerin hakim olmasını istemiyor. Irak kendisini bu şekilde görüyor ve tıpkı eskiden anayasada “Irak bir Arap devletidir” yazdığı gibi kendisini tanımlıyor. Halbuki Kürtler Arap değiller. Kürtler hiçbir zaman Irak’ın birinci derece vatandaşları gibi muamele görmedi.

Bu nedenle eğer Kürdistan’ın Irak’ta eşit bir hakkı olsaydı bütçe kesintisi de eşit olacaktı. Kürdistan yine de kendi yüzde 17’sini alırdı. Ancak durum şu anda böyle değil. Şimdi daha da dramatik, 2014 ile 2017 yılları arasında bunun örneğini gördük. IŞİD’in büyük bir tehdit olduğu dönemde Irak’ın eski başbakan ne yaptı? Kürdistan Bölgesi’nin bütçesini kesti. Hem de Kürdistan Bölgesi IŞİD’e karşı savaşan tek güç olmasına rağmen.

Irak, Kürdistan Bölgesi’ni kendi toprağı gibi görmediği gibi Kürtleri de kendi vatandaşları gibi görmüyor. Sanki farklı bir ülkeyle muamele ediyormuşçasına Kürdistan ile muamele ediyorlardı. Bence temel sorun da buydu. Kuşkusuz harcamalar konusunda Kürdistan Bölgesi’nin payı verilmeli.

Bazı kamu harcamalarında kısıtlamaya gidilebilir ancak Irak hükümetinin egemenlik için ayırdığı harcamamalarında Kürdistan’ın da payı vardır. Örneğin orduya ayrılan harcamalar. Burada muhakkak Peşmerge’nin de harcamaları vardır. Kürdistan Bölgesi’nin payından Irak ordusuna verilmemeli, aksine Peşmerge’nin payı verilmeli. Kürdistan’ın yurt dışında diplomasi temsilcilikleri var onların harcamalarından kısıp Irak’ın temsilciliklerine aktarılmalıdır. Onların da harcamalarını ödemeli.

Irak Anayasası’nın yazıldığı süreçte siz bir danışman olarak katılmıştınız. Kürtlerin Anayasa’da belirlediği 54 madde şu ana kadar yerine getirilmedi. Ammar Hekim Anayasanın ve yönetimin başarılı olmadığı kanaatinde! Irak Anayasası yanlış mı ya da uygulamasında mı bir sorun var?

Anayasada bir sorun olduğunu düşünmüyorum, uygulamasına bir problem var. Doğrusu Pennsylvania Üniversitesi’nde öğretim görevlisi Brandn Oleri ile birlikte bir çalışma yaptık ve Irak Anayasasında uygulanmayan 54 madde tespit ettik. Bazı maddeleri diğerlerinden çok daha önemli. Anayasa bil fiil yerine getirilmiş olsaydı ya da gerçek ortaklık söz konusu olsaydı şu an yaşanan sorunlar yaşanmazdı. Bir kez daha temel hususlara değindin. Anayasa taslağı hazırlandığı süreçte Kürtler güçlü ve birleşik Irak’ı desteklemiyorlardı.

Tek amaçları Kürdistan Bölgesi’nin defakto konumunu korumaktı. Karşılığında Iraklı Sünni ve Şiiler ise çıkarlarını gözetmek kadar bir devletin kurulmasını istemiyordu. Dolayısıyla ortak bir kimliğiniz yok, sizi bu ülkeye bağlayan ortak sorumluluklar da yok bu nedenle anayasada ne yazılırsa yazılsın pek fark edeceğini sanmıyorum. Bana göre anayasa iyi yazılmış ve başarılı ancak uygulanması gerekmektedir. Ona bakarsanız Bağdat yönetimi anayasaya bağlı değil.

Anayasa yazıldığı zaman 140’ıncı maddenin uygulanacağını ve 2007 yılında tartışmalı bölgelerde sorunların çözüleceğini düşünüyor muydunuz? Malumunuz söz konusu sorunlar Erbil ile Bağdat arasında devam ediyor.

Geçici Kuruldaki 58’inci madde daha sonra 140’ıncı madde olarak anayasada yerini almıştı, açıkçası uygulanacağına inanıyordum. Şu şekilde inanıyordum, bana göre 31 Aralık 2007’ye kadar taraflar uzlaşacak ve referandum yapılacaktı. Bu tarifin üzerinde şu an 12 yıl geçti ve Bağdat, Kürtler için önemli olan bu maddeyi yerine getireme iradesine sahip olamadı.

Kürtlerin Irak’ta birinci derece vatandaş sayılmamaları nedenlerin başında yer alıyor. Yeri gelmişken buradan bazı Kürt yetkililerini de eleştireyim, çünkü 140’ıncı madde daha önce Irak Yönetim Konseyi’nin 58’inci maddesiydi, maddede şöyle yazıyor; Üç başkanlıktan biri (Cumhurbaşkanı, Başbakan ve Parlamento Başkanı) Kerkük’ün sınırlarında bir değişiklik yapılması konusunda öneri sunabilir ve daha önce Saddam Hüseyin’in sınırları belirlediği kararların iptal edilmesini talep edebilir. Ki o dönem Celal Talabani başkanlardan biriydi.

Bu adımlar normalleşme sürecinin bir parçasıydı. Irak’taki 3 başkanlığın rıza göstermesi durumunda tarafsız bir arabulucu belirlenerek konu karara bağlanır. Arabulucunun önerilerini onaylamayan taraf konuyu Birleşmiş Milletler Genel Sekreterine taşır. Ancak geçmişte bu adımlardan hiçbiri atılmadı. İfade ettiğim adımların atılmasını önermek Cumhurbaşkanının yetkisindedir. Açık söylemek gerekirse söz konusu maddenin uygulanması için hiçbir çaba sarf edilmedi. Bu nedenle bence Kürtler de bahsi geçen maddenin yerine getirilememesinden sorumludur.

Irak, Kürdistan Bölgesi’nin bütçesini göndermiyor. Petrol ve doğalgaz gelirleri de dahil sınır kapıları ve havalimanlarının da gelirlerini istiyor. Erbil yönetimi, Kürdistan’a düşen payın gönderilmesi karşılığında Irak’ın taleplerini kabul ederse kazançlı çıkar mı?  

Kürdistan’ın en önemli yetkilerinden biri de hava ve kara sınırlarını korumaktır. Kürdistan Bölgesi’nin bu talepleri kabul etmesi demek dünyaya açılan kapılarının kapanması demektir. Bu bir felaket olur. Bence bu hiçbir zaman kabul edilmeyecek bir seçenektir. Bütçeye gelecek olursak; Irak anayasasının en önemli özelliklerinden bir de Kürdistan’a petrol üretim konusunda kontrol yetkisi vermesidir.

İhracat konusu o kadar da önemli değil. Kürdistan’da üretilen petrol SOMO aracılığıyla ihraç edilebilir. Daha sonra gelirleri dağıtılabilir. Bir taraftan petrolü kontrol edip diğer yandan Bağdat’tan para çeki beklerseniz otonominin ve özerk yönetimin anlamı kalmaz. Siz üretirseniz yine siz gelir kaynağı olursunuz, dediğim gibi ihraç etme konusu arka planda kalıyor.

ABD, Irak Anayasanın yazıldığı süreci ve ülkeye yeni bir sistemin gelmesi için öncülük etti, ancak Irak’ın Kürdistan Bölgesi’nin bütçesini kesmesi karşısında sessiz kaldı. ABD’nin bu tutumunu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Irak’taki sorunların Iraklılar tarafından çözülmesini her zaman için doğru buluyorum. Kürtlerle Bağdat yönetiminin birlikte hareket etmesinden bahsediyorum. Dışardaki bir güç sadece sürece yardımcı olabilir ancak dışarıdan bir gücün gelip sorunları çözmesi ihtimali üzerinde durulmamalı.

Başka bir konuya geçmek istiyorum, Sayın Galbret, John Bolton Rûdaw’la yaptığı bir röportajda, “Irak İran’ın hegemonyasından kurtulamayacak. ABD’nin ve bölgenin stratejik çıkarları için Irak’ın dağılması ve ABD’nin bağımsız bir Kürdistan’ı tanıması lazım” dedi. Siz bu görüş hakkında ne düşünüyorsunuz?

Kürdistan’ın bağımsızlığını desteklediği için John Bolton’a katılıyorum. 2003 yılında dönemin ABD başkanı George Bush Irak’ı işgal etti. Irak ve İran’ı kötülük ülkesi olarak nitelendiriyordu. Kuşkusuz bu iki ülke birbirlerinin ezeli düşmanıydı. Saddam ile Ayetullahların düşmanlığından bahsediyoruz. Irak’ın işgal edilmesinin ardından İran’a yakın Şii gruplar demokrasi ve adaletli bir uygulamayla ülkede iktidarı kontrol ettiler.

Bedir Örgütü 1982’de Tahran’da kuruldu. Dava Partisi de yıllardır İran tarafında besleniyor. Halihazırda Bağdat dünya genelinde Tahran’a en yakın müttefik olarak gözüküyor. Ben bunu ne yadırgıyorum ne de eleştiriyorum. Bu Irak’ın çoğunluğunun talep ettiği bir şeydir. Burada hata, kendi kendini yöneten Kürdistan Bölgesi’nin İran’a müttefik olmasını beklemektir. Birkaç nedenden dolayı Kürdistan ABD’ye daha yakındır.

Örneğin Kürt halkının rüyası olan bağımsızlık ABD’nin çıkarınadadır. Kürdistan’ın bağımsızlığı hem Irak hem de Kürdistan için daha iyidir.

Bir gün 2017 yılında yapılan bağımsızlık referandumunun Irak ve Kürdistan’daki sorunları çözeceğine inanıyor musunuz?

Evet, 2017’de yapılan referandum Kürdistan halkının bağımsızlık için verdiği birlik oyuydu. Doğrudan bağımsızlık ilan edilecek bir referandum değildi. Çünkü bağımsızlık Erbil ile Bağdat arasında müzakere gerektiren bir meseledir. Halk bu kararını iptal edene dek bu karar böylece kalacaktır. Kürdistan halkının yüzde 93’ü “Evet” oyu kullanmışken düşüncelerinde bir değişiklik olacağına ihtimal vermiyorum.

Kürdistan gibi bir coğrafyada halkın istemediği bir ülkede yaşamaları için zorlamak imkansızdır. Sovyetler Birliği’ne bakınız, 50 yıla aşkın Letonya, Latvia ve Estonya gibi ülkeleri kontrol etti. 1940 ila 1991 yılları arasında yaklaşık 51 yıl boyunca. Ancak halkın bağımsızlık arzusu hiçbir zaman bitmedi. Sovyetler Birliği zayıfladığında söz konusu ülkeler bağımsızlıklarını ilan ettiler. Ben ABD’nin Hırvatistan’daki ilk Büyükelçisiydim.

Bu ülke de yılar boyunca bağımsızlık mücadelesi verdi, sonunda elde etmeyi başardı. Bence bu örnekler birer belge mahiyetindedir ve er ye da geç Kürdistan’da bağımsızlığına kavuşacaktır. Kürdistan halkının bağımsızlık istediği gerçeğini kimse yok sayamaz. Hiçbir devleti tanrı yaratmadı, buna ABD de dahil. Halkı temsil edemeyen bir ülke neden tek parça halinde kalsın ki?

Kürtler senin bu sözlerini beğeniyorlar. Rojava meselesi hakkında da konuşmak istiyorum. ABD Başkanı Donald Trump güçlerini Rojava’dan çekmek istiyordu. Ancak daha sonra kararından vazgeçti. ABD’nin Kürdistan Bölgesi’ni 1991 yılında koruduğu gibi Rojava’yı koruyacağına inanıyor musunuz?

Her şeyden önce Irak Kürdistanı’nın tamamen korunaklı olduğunu söyleyeyim. Statükosunda her hangi bir değişim söz konusu olamayacak çünkü hem ABD, Avrupa ülkeleri hem de Birleşmiş Milletler tarafından kabul edilmiştir. Bu düşünce beni endişelendirmiyor. Rojava’ya ilişkin ise ABD Başkanı, Erdoğan ile yaptığı telefon görüşmesinde IŞİD’e karşı savaşan Kürtlere ihanet etti.

ABD 5 askerini kaybederken DSG bu savaşta 11 bin kayıp verdi. Bu uğurda verilen kayıplara bile ihanet ettiler. Burada güzel haber şu; Kasım’da yapılacak seçimde artık Trump ABD Başkanı olamayacak. ABD’de destekçileri oldukça az. Anketler Joe Biden’in yüzde 10 önde gittiğini gösteriyor.  Biden, seçimi önemli bütün vilayetlerde önde götürüyor. Öte yandan Joe Biden 1990 yılından bu yana Kürtleri tanıyor. Çünkü ben Celal Talabani, Sami Abdulraham, Hoşyar Zebari ve Necmettin Kerim’i kendisiyle tanıştırdım. O yıl Irak Kuveyt’i işgal etmişti. 1988 yılında da ise Halepçe saldırısı sonrası Kürtlere karşı soykırım girişimlerinin durdurulması için destek vermişti. Bu konu hakkında da 32 yıl öncesine ait bir de ses kaydı var.

Suriye’nin Federal bir sisteme geçmesini ve ileride Rojava’nın da Kürdistan Bölgesi gibi bir Federal bir yapıya kavuşmasını öngörüyor musunuz?

Suriye’de ademi merkeziyetçi sistemi içeren bir çözümün geleceği aşikardır. Bu yapıda Kürtlere özerk yönetim ve yetkiler tanınacak. Suriye için “Federalizm” sözcüğünün kullanılıp kullanılmayacağını bilemiyorum. Esad veya Suriye muhalefetiyle bir anlaşma yapılmasını kestirmek açıkça zor gibi görünüyor. Suriye’de muhalefet ortadan kalktı zaten. Ancak ileride Kürtlere özerklik yetkisi verecek bir çözüm olacaktır.

Suriyeli Kürtlerin durumu Irak Kürdistan’dakilerden farklı. Rojava’ya hakim olan PYD, bağımsızlıktan yana değil. Bölgenin coğrafi konumunu göz önünde bulundurursak bağımsızlık Suriyeli Kürtlerin isteyeceği bir seçenek değildir. Bölgelerinin birbirine bağlı olmamasıyla birlikte farklı etnik kökenleri de barındırıyor. Bana göre en iyi çözüm özerk yönetimdir. Böylece siyasi tecrübelerini devam ettirebilir aynı zamanda cinsiyet eşitliğiyle farklı etnik kökenli grupların birlikte yaşayabileceği bir yönetimle yollarına devam edebilirler.

ABD’li Delta Crescent Energy şirketi ile ABD yönetiminin desteğiyle 25 yılık bir petrol anlaşması imzaladı. Bu anlaşma ABD’nin uzun yıllar boyunca Rojava’da kalacağı anlamına geliyor mu?

 ABD’li Delta Crescent Energy şirketi ile Rojava Özerk yönetimi arasında yapılan bir anlaşmadan bahsediyoruz. Açıkça sözleşme hakkında detaylı bilgiye sahip değilim. Ancak medyadan takip ettiğim kadarıyla bazı petrol kuyularının onarımıyla petrol ihracatı içeriyor. Anlaşmanın tek kazançlı tarafı Rojava halkı ile ABD’li şirket olacaktır. Çünkü geliri elde eden onlar olacaktır. Bu ABD’nin kararı değil çünkü özel bir şirketten bahsediyoruz.

ABD’li bir şirketin bölgede çalışması için tabi ki ABD hükümetinin onayına ihtiyacı vardır. Bu adımın siyasi olarak Trump için önemli olduğunu düşünüyorum çünkü onun için petrol her zaman halktan daha önemli.

ABD’nin yeni iktidarı Rojava’ya karşı daha sorumlu davranacaktır. Çünkü ABD’nin yeni başkanı Kürtleri tanıyor, Kürtleri seviyor ve onların kıymetini biliyor. ABD’nin gelecekte Suriye’nin Kuzey Doğusundaki kazanımlara daha fazla önem vereceğine inanıyorum.