image

 PeyamaKurd - HDP Eş Genel Başkanı Mithat Sancar, gazeteci ipek Özbey’in “Bugün Türkiye’de HDP kilit bir parti ama kimse sizinle açıktan ittifak yapmıyor, yapamıyor. Kandil ve İmralı etiketiyle ilgili değil mi bu?” sorusuna, “Bizimle diyalog kurmak en sağlıklı yoldur. Bu diyaloğu, bizim her konuda haklı olduğumuzu iddia edeceğimiz bir yol olarak da görmüyoruz.

Böyle bir diyalog oluşmadığında sonuç şuna varıyor: İktidar bir çerçeve yaratıyor ve HDP’yi bu çerçeve dışında tartıştırmak istemiyor. Muhalefet de maalesef bu çerçeveye mahkûm oluyor” yanıtını verdi.

Mithat Sancar, Cumhuriyet'ten İpek Özbey'in sorularına verdiği yanıtların bazıları ise şöyle:

Eleştiriler üzerinden gidelim o zaman... HDP, tersine Türkiyelileşme yaşıyor mu?

Türkiye partisi olma, Türkiyelileşme, HDP’nin kuruluşundaki temel noktalardan biri. Neden “partinin kuruluşu” diyorum, çünkü 30 yıllık geleneğimiz içerisinde daha önce kurulmuş başka partiler de var. Bu geleneğin büyük bir kısmını devraldık ama biz yeni bir partiyiz. HDP, mesela HADEP veya BDP ile aynı değildir; içerisinde geleneğini devraldığı partilerden elbette unsurlar var; ama farklılaştığı noktalar da.

Türkiyelileşmeye nasıl bağlayacaksınız?

Asıl farklılaştığımız noktaysa şu: Bundan önceki partiler görece daha homojen, Kürt siyasal geleneğine dayalı partilerdi ve bu partiler ihtiyaç dahilinde seçimlerde ittifaklara giriyorlardı. HDP öncesinde geçici ittifaklar ile ilerleyen ilişkiler, HDP ile bileşen hukuku çerçevesinde kalıcı hale geldi. HDP, Türkiye’nin Kürt siyasal geleneği ile sol, sosyalist, demokrat, muhafazakâr demokrat geleneklerini ve bağımsız bireyleri kendi örgütsel yapısının birer unsuru haline getirdi. Türkiyelileşme mevzusunda bu yeni model çok temel bir göstergedir: Türkiye’nin bütün halklarının ve inanç gruplarının kendilerini bizatihi var ettikleri, ülkenin tamamında faaliyet gösteren ve Türkiye’nin tüm sorunlarına çözüm üreten bir parti olmak... Bunlar bizim yola çıkışımızda çok önemli noktalardır.

Mesela biz gazeteciler de aslında size Türkiye’nin başka sorunlarını sormuyoruz. Hepimiz sadece Kürt meselesinde kapınızı çalıyoruz, ama siz de bu algıyı yıkmak için bir çaba içinde misiniz?

İçindeyiz tabii ki. Sağlık politikalardan örnek verebiliriz. Pandeminin ilk üç ayında yayımladığımız çok sayıda rapor var. Bu konuda pek çok çalışma yürüttük, halen de yürütüyoruz. Keza ekonomi için de aynısını söyleyebiliriz. Son derece ayrıntılı bir bütçe programı hazırladık ve geçen hafta bu programı kamuoyuyla paylaştık. Eksiklerimiz elbette olabilir, ama biz bu çalışmaları düzenli bir biçimde yürütüyoruz. Fakat ne dersek diyelim bu çalışmalar maalesef gündeme gelmiyor. Bunu anlamıyor da değilim. HDP özellikle iki nedenle öne çıkmıyor… Bize göre bu ülkenin en can alıcı sorunu Kürt sorunudur. Kürt sorununun demokratik çözümünü, HDP kadar önüne hedef olarak koymuş bir başka parti yok. Bu nedenle bizimle en fazla bu konunun konuşulması anlaşılır bir durum. Ama şüphesiz tercihimiz, bu konunun kriminalizasyon yöntemiyle değil, çözüm önerilerimizi ifade edebildiğimiz barışçıl bir ortamda tartışılması… Türkiye’nin diğer meseleleriyle ilgilenmediğimizi söylemek haksızlık.

Açık konuşalım: Bugün Türkiye’de HDP kilit bir parti ama kimse sizinle açıktan ittifak yapmıyor, yapamıyor. Kandil ve İmralı etiketiyle ilgili değil mi bu?

HDP’yle ilgili değerlendirmeler yapılırken iktidar temsilcilerinin, medyasının açıklamaları ve yorumlarını esas almak büyük yanlışlıktır. Bizimle diyalog kurmak en sağlıklı yoldur. Bu diyaloğu, bizim her konuda haklı olduğumuzu iddia edeceğimiz bir yol olarak da görmüyoruz. Böyle bir diyalog oluşmadığında sonuç şuna varıyor: İktidar bir çerçeve yaratıyor ve HDP’yi bu çerçeve dışında tartıştırmak istemiyor. Muhalefet de maalesef bu çerçeveye mahkûm oluyor.

Muhalefetten ne bekliyorsunuz?

Daha cesur olmalarını bekliyoruz. Eğer bu iktidarın ülkeyi felakete götürdüğünü düşünüyorsak bu gidişatı durduracak adımları daha cesurca atmalıyız. İktidarın birçok politikasına karşı çıkıp üstelik de çok sert tepki gösterip HDP’yle ilgili söylediklerini sorgusuz kabul etmek ya da kabul eder gibi bir tavır sergilemek büyük bir çelişkidir. Aslında herkes de biliyor ki siyasal ve sosyolojik açıdan HDP ve Kürtler olmadan Türkiye’de demokratik bir dönüşüm mümkün değil. Bizim istediğimiz tam da demokratik bir dönüşümdür. Bunun için bütün gücümüzle çalışıyoruz ve diğer partilerle çalışmaya da hazırız. “HDP’yle yan yana görünürsek, iktidarın açık hedefi haline geliriz” diye düşünenlere hatırlatmak isterim: İktidar yerel seçimlerden önce bütün muhalefeti terörist ilan etti. Üstelik bu yöntemi siyasal olarak tıkandığında bütün iktidarlar kullandı. Terör söylemiyle toplumu rehin almak ve muhalefeti kilitlemek siyasal tarihimizin acı bir gerçeği.

İYİ Parti İstanbul Milletvekili Ümit Özdağ, 31 Mart’ta HDP ile İYİ Parti’nin örtülü ittifak yaptığını söyledi, yaptınız mı?

Hayır, doğru değil. Biz, kimseyle oturup pazarlık yapmadık. Belediye başkan adayı paylaşımı, belediye meclis üyeliği paylaşımı vb. üzerine konuşmadık. Bizim bir stratejimiz vardı. Bu stratejimize göre davrandık. Asıl diyalog tabanlarda oldu.

Geçen gün bir açıklama yaptınız, “AKP’nin milliyetçi, Ergenekoncu, Susurlukçu ve ulusalcı bir koalisyona dayandığını” söylediniz. Ergenekon kumpası bu ülkede hassas bir konu... Dolayısıyla tepki gösterenler oldu...

Benim Ergenekon davasını kastetmediğim çok açık. Bunu anlatmaya gerek bile duymam. Adını anmak istemediğim kişilerin o davalar sırasında gözaltına alınmasına, yargılanmasına hoca olarak da yazar olarak da en net tepkileri vermiş biriyim. Bu davalarda artık başka hedeflerin devreye girdiğini gördüğüm anda yazdığım çok sayıda yazı var. Ancak Türkiye’de faili meçhullerden köy yakmalara ve köy bombalamalara, asit kuyularından helikopterli işkencelere varana kadar pek çok insanlık suçunun işlendiği de bir gerçek. Bunları kimin yaptığını, bu suçların hangi örgütlenmeler ve mekanizmalar içerisinde işlendiğini  açığa çıkarmak insanlık açısından asgari bir talep ve gerekliliktir. O dönemin sorumlularının epeyce bir kısmının bu iktidar döneminde aktif görevlerde tutulduğu da bu suçlarla ilgili açılmış davaların tek tek sonuçsuz bırakıldığı da biliniyor. Benim “Ergenekon” derken asıl kastettiğim buydu. Yoksa daha sonra kumpasa dönüşen, cemaat yargısının kendi hesapları için devreye soktuğu yargılamalar değil... Şimdi ben herkesten adalet adına samimiyet bekliyorum. Aynı hassasiyetleri KCK davaları için bekliyorum. 15 Temmuz sonrası Cumhurbaşkanlığı sitesinde kumpas davaları sıralanırken Balyoz ve Ergenekon davalarının yanında KCK davası da yazılıydı.

Öyle mi?

Evet, bunu da herkes biliyor aslında. Selahattin Demirtaş davası da dahil pek çok eski yöneticimiz ve milletvekilimizle ilgili davaların neredeyse tamamının cemaat yargısınca yürütüldüğü de biliniyor. Kobani protestoları gerekçesiyle yürütülen operasyonların da birer kumpas olduğunu görmek lazım. Olaylardan 6 yıl sonra böyle operasyonlar düzenleniyorsa bunun geçmişteki kumpas davalarını yürüten zihniyetten ve onların kullandığı yöntemlerden farkı ne? Buna neden itiraz edilmiyor?

65 belediyeden elinizde sadece altısı kaldı, son olarak da Diyarbakır’da il başkanlarınız gözaltına alındı... Seçmeninizi bu nasıl etkiliyor?

Sorduğunuz soru “Seçmeniniz seçimlerden soğuyor mu?” ise hayır! Kayyım politikaları böyle bir etki yaratmıyor. Halk bu politikaları kendi iradesine yapılmış bir saldırı olarak görüyor ama kendi oyunu da değersiz görmüyor. Asıl mesajı alması gerekenler bu politikaları uygulayanlardır. Bu politikalarla Kürt halkının iradesini kırmak isteyenler, karşılarında HDP’yi bulacaklardır. HDP, demokratik siyasette sonuna kadar ısrarcı olacaktır. Halkımızın buna destek verdiğinden de şüphemiz yoktur.

Kayyım politikası, AKP’ye oy veren muhafazakâr Kürt seçmeni nasıl etkiliyor?

AKP’nin en fazla oy kaybettiği kesimin Kürt seçmen olduğunu görüyoruz. Bu, kayyım politikası da dahil iktidarın Kürt yaklaşımıyla ilgili. Kürtler kayyım meselesini, kimliğine ve haysiyetine saldırı olarak görüyor. Kobani protestoları gerekçesiyle yürütülen operasyonların da birer kumpas olduğunu görmek lazım.