image

PeyamaKurd - Türkiye’de gündem her gün farklı bir mecradan okunuyor. Yine Türkiye gündem değiştirme konusunda başta gelen ülkeler arasında yer alıyor. Partilerin çalışmaları, iktidarın Kürtlere bakış açısı, Ayasofya ve yeni partilerin Kürtlere yönelik çalışmaları hakkında Gazeteci  ve Araştırmacı Yazar İlhami Işık, sosyal medya üzerinden yayın yapan ve Zeynep Cağer’in sunduğu Netew TV’de sorulara yanıt verdi. 

Barış süreci neden bozuldu? 

Barış süreci, Türkiye’nin iç politikasından dolayı bozulmadı, barış süreci Türkiye’nin dışındaki gelişmelerin, Türkiye’nin iç politikasına yansıması sonucu heba edildi ve kısa sürdü, değerliydi. Bize nasıl davranacağımız konusunda çok şey öğretti. Çözüm noktasında davranış şekillerimizin kodlanması noktasında son derece faydalı ve kıymetli bir şey oldu. 

Suriye’deki gelişmeler, Türkiye’deki gelişmelerin kıymetini ikincil dereceye soktu. PYD açısından elde etmiş olduğu mevzi, Türkiye’nin Suriye’ye müdahil olma pozisyonunun yaratmış olduğu durum barış sürecinin bu ülkede sürdürülemez olduğunu ortaya koydu. Onun için de hendek denilen facia yaşandı. Hiç yaşanmaması gereken bir şeydi.  

Saadet Partisinin Kürtlere yönelik bir kazanımı var mı, siz oluşum içerisinde yer aldınız bu konuda ne düşünüyorsunuz? 

Ben Saadet Partili değilim, sadece yerel seçimlerde itirazımı dile getirmek adına Saadet Partisi’nde Batman Belediye Başkan adayı oldum. Saadet Partisi ile var olan ilişki boyutum o 72 günlük Batman’daki seçim çalışmalarıydı. Aday olurken de bu düşünce ile aday oldum. Ben mevcut iktidarın Kürt meselesine, Kürtlere, Türkiye’nin sorunlarına bir itirazımı dile getirmek ve bunu bir alan olarak bulundum. 

Gazetelerden, televizyonlardan kovulmuşuz ve hiçbir yerde yazamıyoruz ve öyle bir fırsat doğdu. Bu fırsatı değerlendirme adına Batman’da aday oldum. Kürt meselesinin çözümü konusunda Saadet Partisi’nin düşünceleri nettir. Kürtlerin hak ve özgürlükleri konusunda genel Başkanın konuşmalarında pozitif baktıklarını düşünüyorum.  

Gazetecilik sürecinde önemli olaylara imza attınız ama gazeteciliğiniz bir anda durdu, neden? 

Bugün ki yaşadığımız durumdan ötürü itirazımı dile getirdim, yanlış giden bir şeylerin olduğunu dile getirmeye çalıştım. Bir süre tahammül ettiler. Bu ülkede sadece benim gibi düşüneceksiniz, benim gibi konuşacaksınız, benim gibi yaşayacaksınız ya düşman ya hainsiniz durumunun kabul edilebilir bir şey olmadığını dile getirmeye çalıştım. Bu insani, ahlaki ve vicdani bir durum da değildir. Tek renk ya da tek ses doğaya aykırıdır. Mevcut iktidar ise kendi açısından bunun bir tehlike olduğunu algıladı ve yazı yazmamızı, televizyonlara çıkmamızı engellemeye çalıştı. Kürt meselesine de bakış açımız da buydu. 

Türkiye Cumhurbaşkanı referandum sürecinde ABD’de bunun Irak’ın iç meselesi olduğunu, kendi meseleleri olmadığını ifade etti. Ama aradan birkaç sene sonra, meseleyi bir düşmanlık olarak algılayınca, bunun doğru olmadığını söylemeye çalıştık. Bu coğrafyada Kürtler kimseye düşmanlık yapmamıştır, tarihlerinde olmamıştır. 

İlk ‘Balıkçı’ kitabını yazdığınız, herkes bu balıkçıyı merak ediyordu, bu kitabı yazarken neler hissettiniz? 

İki ceberut bir yapı var. Biri, devlet herkese düşman gibi bakan, diğeri PKK. İkisinin de silahları var, güçleri, imkanları olan iki yapı. İkisi de senin dünyana yabancı. Sen herkes önce gelmişsin bu topraklara, 10 binlerce yıl önce gelmişsin ve burada size yabancı muamelesi yapılıyor. Ama bunun yolu birbirini yok etmekten geçmiyor. 

Her yok etme düşmanlığı daha da arttırıyor. Mağdurlar daha çok artıyor. Mağdurlar sana ön yargılarla bakıyor. Böyle olunca da sorunlar çözülmüyor. Böyle olunca da bir balıkçıya ihtiyaç duyuldu o dönem. Bir balıkçı da kendi gücü ve konumuyla elinden geleni yaptı.

İktidarın Kürtler üzerindeki baskılarını nasıl değerlendiriyorsunuz. Geçmişten, günümüze süreci nasıl değerlendiriyorsunuz? 

Bunun adı baskı değil, bu baskı ile ifade edilecek bir şey değil. Türkiye’de şu an şöyle bir durum var. Ya bendensiniz, ya da kara toprağın. Yaşıyorsanız, her türlü aşağılama ve ötekileştirmeyi mubah gören bir ahlak anlayışı var. Bu ölümden beter bir anlayıştır, bunun adı baskı değildir.

Biz böyle bir havayı soluyoruz. Ben kendi hakkımı, kendi sorunumu dile getirme konusunda meşru, yasal ve demokratik tavrımı hayata geçirmeye çalışırken ben bu tür şeylerle karşılaşıyorum.  

Sizce Kürtler nasıl bir yol izlemeli ne yapmalı? 

En başta bir yol izleme niyetleri var mı yok mu onu sorgulamak lazım. Siz milyonlarsanız ve siz hala bir yolu bulamamışsanız, sizin sahici bir yol arayışı içerisinde olduğunu söylemenizin bir anlamı yoktur. Siz kime sorarsanız sorun, Kürtler var mıdır deyin evet vardır derler. Maden vardır o zaman bu Kürtler neden dillerini konuşmuyorlar? Eğer siz bir insan gözüyle bakıyorsanız, bir insan konuşur, konuşan insan düşüncesini dile döker. Doğduğu dili konuşamıyorsa, siz onun varlığını kabul etmiyorsunuz demektir. Ben Kürdüm, Kürtçe okumak istiyorum, Kürtçe yazmak istiyorum, Kürtçe konuşmak istiyorum demeli.  

Peki son af yasası kimleri tatmin etti? 

İnfaz yasası aslında Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) tarafından kişiye özel, bir mafya liderini cezaevinden çıkarma adına yapılan bir af yasasıydı, diğerleri ise buna monte edildi. Cezaevindeki mahkum sayısı çoktu, cezaevi dolmuştu. Uyuşturucu satıcıları, dolandırıcılar bu aftan yararlandı ama düşünen insanlara cezaevi yolu gözüktü.  

2023’te Lozan bitiyor. Türkiye’nin bu süreçte ne yapması, nasıl bir tavır takınması gerekiyor? 

Hayır aslında bu propaganda dilidir. Bu tarihin kıymeti harbiyesi yoktur. Lozan bitecek, birçok şey çöp olacak gibi bir dünya yok.

Bu daha çok propagandaya yönelik, şehir efsanesine dönüştürülmüş bir şey. 2023’ü bir hedef olarak koyuyor mevcut iktidar. Cumhuriyetin 100. yılı olarak hedefleniyor. Bu çok albenisi olan bir şey değil.  

Yeni kurulan partiler hakkında ne düşünüyorsunuz, Kürtlere yönelik açılımı ne olabilir? 

Kürtlere yönelik açılım göstermeyen hiçbir siyasi partinin buna MHP de dahil yaşama sansı yok. Bir açılım veya bir pozitif mesaj vermeyenin yarını olamaz. Böyle bir durumdayız.

Kürtlerin varlığı, seçimi belirleyen ana unsurdur. Kürtlere bakış açısı, Kürtlere davranış kodu, Türkiye siyasetinin ana anahtarıdır.

Yeni partiler çok hızlı örgütleniyorlar. İlgi alaka çok mu, evet çok. Çünkü mevcut iktidarın hataları onların yol almasına yardımcı oluyor.  

Peki yeni partilerin, Kürt sorununa karşı çalışmalarını nasıl görüyorsunuz? 

Kürt sorununa karşı her iki partinin de tavrı pozitiftir. Kürtlere dokundukça büyüyeceklerdir. Kürtlere dokundukça Kürtler de kucağını açacaktır. Şu ana kadar ki tavırları açıklamaları Kürtlere dokunacakları anlamına geliyor. 

Siz mevcut siyasi partilerin neresinde duruyorsunuz? 

Mevcut iktidara itiraz noktasında duruyorum. İktidar hayatımızın her alanına nüfuz etti. Türkiye’nin kırılmasız bir döneme ihtiyacı var. Bu kırılmasız dönemde muhafazakar demokrat kimlikli partilerin güçlenmesi taraftarıyım. Çünkü kutuplaşma üzerindeki bir deyişin kırmalı olur.

Muhafazakar kimlikli örgütlemeler güçlenmesiyle bu negatif enerji boşa çıkarılır ve kırılmasız bir değişimin önü açılmış olur. Yakın zamanda bir erken seçime 2021 yılı Kasım ayına kendilerini hazırladıklarına inanıyorum. Ağustos ayı itibari bir erken seçimin bu ülkenin ana gündeminde olacağına inanıyorum. 

Erdoğan Ayasoyfa’yı ibadethaneye dönüştürdü. Bu gelişme Türkiye’nin dış ülkeler tarafından yaptırımlarla maruz kalabileceği anlamına gelebilir mi? 

Erdoğan geçen Ayasofya ile ilgili açıklamasında, bunlar cahilce konuşuyorlar, biz açarsak başka ülkelerdeki camilerimize ne yaparlar, onlar da bize karşılık verirler mi açıklamasını yapmıştı. Daha önce Ayasofya’nın açılmasına karşı çıkmıştı. O gün gerekçeleri sahici gerekçeler değildi.

Ayasofya açıldı, çeşitli yerlerden tepkiler geldi ama bu dünyada camilere yönelik bir saldırı veya camileri kiliseye çevirme gibi bir durum olmaz. Dünyada şu olur niçin ve neden buna ihtiyaç duydunuz bu soru olur. Siz bir dünya mirasına dönüştürmüşsünüz ve bugün bunu yaptınız, bunun izahı verilmiyor.