image

PeyamaKurd - HÜDA PAR Genel İdare Kurulu Üyesi Sait Şahin, NETEW TV’de Zeynep Cager’in gündeme ilişkin sorularını yanıtladı.  Şahin, “Siyaset, medya ve toplum ile iletişim konusundaki kanalları kullanma noktasında bizler biraz geç girdik bunu kabul edelim” diyor. Şahin ayrıca Kürdistan referandumunda Başkan Mesud Barzani ve Kürdistan’a haksızlık yapıldığını ifade ederek, "Bu konuda sert tepkiler gösterdik. Biz bir çok siyasi partiden daha fazla tepki gösterdik."

Avrupa’da bir sürgün hayatı yaşıyorsunuz, orada yaşam nasıl?  

Nisan ayının ortasındayız ve Enfal katliamının yıldönümünü yaşıyoruz. Kürt tarihinde acı bir önemi olan ve 200 bine yakın insanımızın can verdiği, insanlık tarihinde trajik günleri yaşıyoruz. Hayatını kaybedenleri rahmetle anıyorum. Allah bunu Kürtlere yapılan bu zulmün bitmesine ve Kürtlerin kurtuluşuna vesile kılsın ve zalimleri de lanetle yad ediyoruz. Ben de Kürtlerden zulme uğramış biri olarak Avrupa’dayım. Kürt oluşumuzdan kaynaklı yaşadığımız bir zulüm değil ama bunun da bir payı var. İlticaya başvurduk, onunla ilgili de henüz bir gelişme olmadı. İnandığımız değerler üzerine mücadele vermeye çalışıyoruz.   

HÜDA-PAR’ın program ve tüzüğü açıklar mısınız? Programınızda Kürtlere dair neler var?  

Türkiye’deki mevcut Kürt partiler içerisinde Kürtleri en yüksek şekilde programına almış olan tek partiyiz. Kürdistan coğrafyasını Batıda, Doğuda, Güneyde ve Kuzeyde tayin etmiş, sınırlarının ne olduğunu, bu coğrafyada yaşayan Kürt halkının tarih itibari ile yerini tayin etmiş ve bu şekilde programa yer verdiği bu konuyu da programından 7 tanesinden 1 tanesini yapmıştır. Bizim programımız 7 temel başlıktan oluşuyor. Bir başlığımız ise Kürt meselesidir. Kürtlerin mazlum bir halk ve coğrafyasının 4 parçaya bölünmüş olduğunu, bu sınırların çok büyük mağduriyet oluşturduğunu, Kürtlerin haklarının gasp edilmiş olduğunu bu 4 parçada hakların 100 yıla yakındır yöneticiler eliyle dövüldüğünü, varlıklarının inkar edildiğini, haklarının hala verilmediğini ve aynı zamanda en temel haklarının gaspa uğramış olduğunu ve bu halin devam ettiğini programında yer vermiş olan bir partiyiz. 

Bir konuda eksik değil misiniz? Sizin çevreniz sizi takip ediyor ama dışa dönük çevreler bu konuda sizi takip etmiyor. Konuda size ulaşılması için ne yapmak gerekiyor? 

Şunu bir kere kabul edelim biz bu alana biraz geç girdik. Siyaset, medya ve toplum ile iletişim konusundaki kanalları kullanma noktasında bizler biraz geç girdik bunu kabul edelim. Bu geç girmemizin nedeni de yaşadığımız coğrafyanın konjonktür ve şartlarından kaynaklı olarak gerçekleşti. Tekelleşmenin gerisinde gölgesinde kaldık. Bir tarafta devlet tekelleşti, bir tarafta da belli bir güce ulaşanlar tekelleşti. Bu tekelleşme bizler ve başkaları için baskı ve dışlama oldu. Algı operasyonları ile yaftalama, karalama oldu ve halkın gözü önünde itibarsızlaştırmak için bir operasyona tabi tutulduk. 

Fakat son dönemlerde bunu kırıyoruz. Medyaya çıkıyoruz, kapıları aşındırıyoruz, dört bir tarafa ziyaretlerde bulunuyoruz. Fakat Türkiye’de tekelleşme hala kırılmış değil. Bir taraftan güce sırtını dayayanlar, bir taraftan silahlı güce sırtını dayayanlar tekelleşmelerini devam ettikleri için bizler de bu tekelleşmenin gölgesinde kalabiliyoruz. 

Size ümmet kardeşliğini sormak istiyorum. Yani biz hiçbir devletin halkıyla düşman değiliz. Kürtler her kesime destek vermesine rağmen kimse Kürtlere destek vermedi ama biz hala ümmet ve halkların kardeşliği diyoruz. Yani sizce ümmet kardeşliği dendiğinde nasıl olmalı, nasıl algılanmalı? 

Evet bunun altını açmamız lazım. Yani Kürt olduğumuz için değil, diğer milletler tarafından bize yakıştırılan bir övgü ve takdir olarak dile getirelim, “Millet-i Sadıka” diye tarihe ve kayıtlara geçmiş necip bir milletiz. Biz ırkçı değiliz, fakat bizim tarihimiz geçmişte kardeşliğin tarihidir, tarihimiz sadakatin tarihidir. Ama maalesef bir kısım İslam devletlerinin başına geçen bazı idareciler, bazı geliştirilen anlaşmalar çerçevesinde sınırların tayin edilmesi ile oluşturulan devletlerin, kardeşliği ihanete uğramış bir milletiz. Sadakati, ihanetle sonuçlanmış bir milletiz ve bizler her şeye rağmen yöneticileri ve halkları birbirinden ayırıyoruz. Oynanan oyun halklar üzerinden çatışmalar çıkarmak, bunlar üzerinden düşmanlıklar üretmek, halklar üzerinden savaşlar çıkarmaktır. 

100 yıl önce, halklar üzerinde Türk-Kürt düşmanlığı yoktu. Halklar üzerinde Türk-Kürt kardeşliği vardı. Yönetenlerin politikaları sonucunda yaşanan 100 yıllık süreç maalesef halkların arasına düşmanlık olarak indi ve biz buna rağmen bunu uygun bulmuyoruz ve tehlikeli görüyoruz. Biz ümmet kardeşliği derken de din kardeşliğini kastediyoruz. Fakat biz bunu sadece din kardeşliği ile çerçevelendirmiyoruz. Biz bunu bir ayak olarak görüyoruz. Biz bunun üstünde bir şey söylüyoruz, kardeşlik diyoruz. HÜDA-PAR’ın ortaya koyduğu amaçlardan hedeflerden bir tanesi kardeşliktir. Ümmet kardeşliğini din kardeşliği olarak ortaya koyarken, daha üst düzeyde insanlık kardeşliğini de ortaya koyuyoruz. Hz. Ali’nin bu konuda bir sözü var, “İnsanlar iki kardeştir. Dinde kardeşlik ve ademi çocukları itibari ile insan kardeşliği.” bu konuda bizim sorunumuz zalimlerle, zalim yönetimlerledir. Bizim sorunumuz halklarla değil. 

Biz hiçbir halka düşman değiliz ama anayasada 4 maddeyi isteyen bu halktır. Biz düşman değiliz ama halk da bu iktidarları destekliyor. O zaman burada bir çelişki yok mu? 

Burada bir açmaz var, bu işi sarmalayıp tarihin başına geçmemiz lazım. Sorunun oluştuğu tarihin başına geçmek gerekir. Cumhuriyet öncesine gittiğimizde aslında bu halklar, kardeş halklardır. Bu halklar temelinde kardeş halklardır. Bu yönetimler bunları bir şekilde bilinçsizleştirdiler. Operasyonel politikalarla bilinçsizleştirip kırdırdılar. Bu halklar düşmanlıkta ezberler oluşturmuş halklardır ve bizim bunu kırmamız lazım. Bizim tekrardan kral çıplak dememiz lazım. Biz bu mücadeleyi HÜDA-PAR olarak veriyoruz.  

Kendimize sormamız gereken şey şu, Müslüman, Müslümanın toprağını işgal eder mi? Müslüman Müslümanı öldürür mü, hak hukukuna tenezzül eder mi? 

Müslüman olarak Müslüman Kürtlere zulüm ediyorlar ve zalimdirler bunlar. Bunların zulümleri İslam değil, İslam’dan uzaklaşmaktır. İslam’ın adaletlerinin uygulandığı dönemlerde zulüm yoktu. İslam adaletinin uygulandığı dönemde halklar, kardeşçe gönül birliği ile yaşadılar. Ama ne zaman yöneticiler İslam’dan uzaklaştılar, zulüm ettiler, orada halkların arasına fitne girdi, kardeşlik bozuldu. Adları Müslüman ama yaptıkları Müslümanca değil. 

Mezhepçiliği ön plana koyarak iktidar olan devletler var. Bir dönem Kürdistan Bölgesi ve Başkan Mesud Barzani için de ikinci bir İsrail kuruluyor dediler ve bunu söyleyenler Müslümanlardı. Bizim Kürt Müslümanlarımız çok temizler ve hakka hakkaniyetle bakıyorlar. İslam’da mezhepçilik yok ama mezhepler üzerinden seçimlerde yüzde 50-60 oy alanlar nasıl oluyor? 

Referandum döneminde sayın Mesud Barzani’ye ve Kürdistan’a büyük haksızlık edildiğini dile getirdik daha önce. Bu konuda sert tepkiler gösterdik. Biz bir çok siyasi partiden daha fazla tepki gösterdik.

Yani şunu söyleyelim Kandil’in o gün yapmış olduğu açıklama, süreç açısından o devletlerin oraya yapmış olduğundan geri kalır bir şey değildi. Sayın Barzani’nin bu girişimini onursuzluk olarak gören bir açıklama geldi Kandil’den. Bir taraftan Kerkük’te Talabani ailesinin ihaneti yaşandı, bir taraftan operasyon yapan devletlerden geri kalmayan açıklamalar geldi Kürtler içerisinden. Topu dışa atmak değil, içimizi de konuşmamız lazım.  

Kürt dilinin ana dil, eğitim dili olması ile ilgili programınızdaki yeri nedir? 

Bu konuda duruşumuz çok net, programımızda yer verdik. Türkiye’de anayasanın değişmesi lazım. Türkiye Cumhuriyeti’ne vatandaşlık bağı ile bağlı herkes Türk’tür ibaresi ırkçı bir ibaredir. Kürdün inkarıdır ve bunun ortadan kaldırılması lazım. 

Türkiye, dışardaki Türkmenler için soydaşımız diyor. Öyle ise Kürtler nerede kalıyor? Kürdün şunu demesi lazım. Beni soydaş olarak görmüyorsan, devletin bir parçası olarak görmüyorsan, ben neredeyim demesi gerekir. 

Ana dilde eğitimin yapılması gerektiğini ifade ediyoruz. Ana dilde eğitim Kürtlerin en doğal hakkıdır. Temel insani hak ve hürriyetlerdendir. Bu anayasanın değişmesi gerekiyorsa, bu madde değişmesi gerekiyor.