image

PeyamaKurd- Cumartesi Anneleri, kaybedilen çocuklarının akıbetini sormak talebiyle 25 Ağustos günü Galatasaray Meydanı’nda 700. kez bir araya gelecek. Avukat Eren Keskin Cumartesi Anneleri, 700. kez düzenlenecek olan eyleme ilişkin PeyamaKurd'e değerlendirmelerde bulundu.

Cumartesi annelerinin 700 haftalık eylemine karşın hiçbir yargılama yapılmama halini nasıl tanımlayabilirsiniz?

Cumartesi anneleri bu coğrafyanın belki de en istikrarlı sivil itaatsizlik eylemi. Bu eylem istikrarlı ama devlet politikaları da istikrarlı, bunu unutmamak gerekiyor.

Türkiye'de yaşanan kayıplar ve faili meçhuller kaç yıldan bu yana süre geliyor. Bu konuda hangi bilgileri paylaşabilirsiniz?

Devletin bu kaybetme politikasının başlangıcını 1915'lere kadar götürmek gerekiyor. Ermeni soykırımı ve Süryani soykırımı dönemlerinden itibaren ele almak gerekiyor. Çünkü bu Türk İslam sentezci yapı o tarihlerden bu yana gözaltında kaybetmeyi muhaliflere karşı bir yöntem olarak kullanıyor. İlk kayıplar 1915 yılındaki kayıplardır sonraki dönemlerde bu politikalar devam etti. 90'larda yine en üst seviyesine ulaştı. Bu bir devlet politikası. Eğer bu devlet politikasındaki devamlılık oluşmasaydı Türkiye Cumhuriyeti devleti Birleşmiş Milletler uluslararası gözaltında kaybetmelere karşı sözleşmeleri imzalardı.

Sizce Türkiye Devleti bu sözleşmeyi imzalamayı neden reddediyor?

Bu sözleşmeyi Türkiye devleti imzalamıyor. Eğer bu sözleşmeyi imzalarsa artık gözaltında kaybetme olaylarında zaman aşımı geçerli olamayacak. Birleşmiş milletler sözleşmesine göre bu suç süresiz bir biçimde soruşturmaya açık bir suç. Türkiye kaybetme olaylarında 20 yıllık öldürme cezasının zaman aşımını uyguluyor. Bizimde baktığımız birçok dosya var. Zaten 20 yıl boyunca gereksiz bir takım yazışmalar dışında hiçbir işlem yapılmıyor. 20 yıl sonra da bütün dosyalar zaman aşımı gerekçesi ile kapatılıyor. o nedenle bunu bir kere adını koymak gerekiyor bu bir devlet politikası.

Erdoğan 2002’de ilk başbakan olduğu dönemde. Bizim dönemimizde beyaz toroslar gidecek, faili meçhullerin failleri bulunacak annelerin yüzü gülecek" şeklinde bir değerlendirmede bulunmuştu. Gelinen aşamada bu söylemi nasıl değerlendiriyorsunuz?

İktidarda olan yapı yıllar önce dedi ki "Bu dönem beyaz toroslar dönemiydi artık bu dönem bitti". Ve o zaman Başbakan olan Cumhurbaşkanı Erdoğan kayıp aileleri ile bir toplantı yaptı ve dedi ki "Biz bütün anneleri mutlu edeceğiz. Tüm faillerini ortaya çıkaracağız. Bizim dönemimizde bir daha kayıp olmayacak" ama buda gerçekleşmedi. Bugün 90'lar döneminin kaybetme politikalarından sorumlu olan Mehmet Ağar ve Tansu Çiller'i AKP mitinglerinde görüyoruz. Demek ki devlette bir devamlılık var. Bu konuda devletin gözaltında kaybetme politikasından vazgeçmediğini ve de bu failleri aramadığını gösteriyor. Ancak cumartesi annelerinin zaten fazladan yapabilecekleri bir şey yok. Sadece bunu gündemde tutmaya devam ediyorlar ve bunu da başarıla yapıyorlar

Cumartesi annelerinin eylemlerinin bir istikrar eylemi olduğunu belirttiniz. Sizce yeterli ilgiyi görüyor mu?

Cumartesi anneleri eylemi gereken ilgiyi görüyor mu? Tabi ki hayır. Türkiye'de kendilerini muhalefet kesiminde tanımlayanlar dahi Türk İslamcı yapıyla özdeşleşmiş durumdalar. Son derece kayıtsız kalıyorlar, insanların çeşitli korkuları var ve kayıtsızlar. O nedenle eğer bir milyon kişi kayıplarımızı istiyoruz diye yürüyebilirse bu coğrafyada devlet bunu için çalışmak zorunda kalır. Ama biz bunu başaramıyoruz. Ve her etkinlik 100 en fazla 150 kişi ile devam ediyor ve tabi bu sayının çoğalması gerekiyor. Talep edenin çoğalması gerekiyor.

 700'üncü haftanın önemine binaen neler söyleyebilirsiniz?

700'üncü hafta sayısal olarak sürenini ne kadar uzun olduğunu göstermek bakımından öne çıkarılıyor. Çok uzun süredir bu insanlar mücadele ediyorlar. Daha önce 500'üncü ve 600'üncü hafta da öne çıkarılmıştı. Yani bu sürenin uzunluğunu sayısal olarak insanlara bir kez daha hatırlatmak için bir anlatım tarzı.

700 haftadan bu yana süren ve hiç bir şekilde sonuç alınamayan bir eylem geleneği var.  İnsan Hakları Savunucusu olarak sonuç almak adına bir alternatif vardır diyebilir misiniz?

Bunun için her şeyden önce ifade özgürlüğünün sağlanması gerekiyor. Çünkü bizim her yaptığımız eleştiri devlete hakaret, cumhurbaşkanına hakaret olarak algılanıyor. Düşünce ve ifade özgürlüğü sağlanmadan bir yol almak mümkün değil. Düşünce ve ifade özgürlüğünün sağlanması, yargının bağımsız hale gelmesi gerek. Burada kayıp failini çıkaracak yüreklilikte bir savcının olduğuna inanmıyorum. Bu nedenle demokratikleşme çalışmalarının başlaması gerekiyor bu olmadığı sürece yol alınamayacak. Şu anda çok uzağındayız biz ancak kendi sesimizi duyurmaya çalışabiliriz bunun dışında bir yaptırım gücümüz maalesef yok.