image

PeyamaKurd - Röportaj Zerrin EFE

Kürdistan’da 25 Eylül’de yapılacak ve Kürtler için tarihi öneme sahip bağımsızlık referandumuna destek verenler ve karşı duranlar görüşlerini açıklamaya devam ediyor.

Geçtiğimiz günlerde, Orta Doğu siyaset sahnesinin ana gündem maddelerinden birini oluşturan bu referandumla ilgili önemli bir gelişme yaşandı. ABD Dışişleri Bakanı Rex Tillerson, Kürdistan Başkanı Mesud Barzani’yi telefonla arayarak 25 Eylül’de yapılması planlanan referandumun ertelenmesini istedi.

Referandumun ertelenmesini isteyenler, ABD’nin bu talebini referanduma karşı bir tavır olarak yorumlarken, PeyamaKurd ekibi olarak ABD’nin Kürt politikasını ve referanduma bakışını değerlendirmek istedik. Sorularımızı ise İngiltere’deki Leicester Üniversitesi, Tarih, Siyaset ve Uluslararası İlişkiler Bölümü’ne bağlı Kürt Siyaseti ve Uluslararası İlişkiler dalında öğretim üyesi olan Dr Marianna Charountaki’ye yönelttik.

Uluslararası İlişkiler ve dış politika analizlerinden Orta Doğu uluslararası İlişkiler’e kadar geniş bir alanda araştırmalar yapan Charountaki, aynı zamanda “ABD Dış Politikası ve Kürtler: 1945’ten İtibaren Orta Doğu’da Uluslararası İlişkiler” kitabının da yazarıdır.

Iraklı Kürtler 25 Eylül’de yapılacak bağımsızlık referandumuna hazırlanıyor. Siz bu referandumun Kürtleri yeni, bağımsız bir ülkeye götüreceğini düşünüyor musunuz?

Kürdistan  Bölgesel Yönetimi’nin tek taraflı bağımsızlık referandumu ilanı, Irak ve Kürt hareketi tarihinde çok önemli bir dönüm noktasını oluşturuyor. Bununla birlikte, bu beklenmedik bir olay değil, aksine 2003’te başlayan Irak Savaşı’nı takip eden iç karışıklıkların tırmanması, hükümetin birleşik Irak’ın kontrolünü yeniden nasıl ele alabileceğine ilişkin gerçek bir planının olmayışı, 2010 yılının Aralık ayında Arap Baharı protestolarının patlak vermesiyle durumun daha ağırlaşması ve  2011 yılının Aralık ayında ABD güçlerinin bölgeden çekilmesinin bir sonucudur.

Öte yandan savaşın ardından demokratik ve federal Irak’ın kurulmasında Kürtlerin merkezi rolü, Kürdistan Bölgesel Yönetimi’ne tanınan ve önemli bir varlık olarak Kürt otoritesini sağlamlaştırma fırsatı verdi.

Referandumun sonucu bağlayıcı değil, ancak herhangi bir devlet olma biçiminde ulusların kendi kaderini tayin hakkı iddilarının uzun yolunu kesin olarak sona erdiren bir gelişmedir.

Bu tarihi noktaya ulaşmak için yüzyılların geçtiğini dikkate alırsak, bağımsızlık hemen uygulanamaz. Orta Doğu’nun siyasi sahnesindeki mevcut karışıklıklar göz önüne alındığında, bunun için belirli bir süreye ihtiyaç var. Bu sürenin kısa, net olması ve belirli bir 'taktiksel strateji' içermesi gerekir. Bu nedenle barışçıl bir uzlaşma sağlanabilmesi için, atılacak her adımın karşı hamlelerin önüne geçebilmesi gerekir.

Kürtlerin bağımsızlığı, Orta Doğu'da yaşanan bir dizi olayın teleolojik (amaca uygun) bir sonucudur. Daha da önemlisi ABD’nin Orta Doğu politikasının yaşama geçirilmesinin bir sonucudur. Bu, 11 Aralık 2002’den itibaren ABD’nin Orta Doğu Ortaklık Girişimi’nin dayattığı bir seçimdir. [ABD yönetimi, 11 Eylül’ün ardından Orta Doğu ülkelerine yönelik 2002 yılı sonunda Orta Doğu Ortaklık Girişimi adı altında bir program başlatmıştır. ABD’nin Orta Doğu’daki stratejisinin temel aracı olarak sunduğu bu program siyasi, ekonomik ve eğitim reformu ile kadının durumu konularını kapsamaktadır.]

Kürt sorunuyla ilgili olayların gelişimi ve bölgesel ve uluslararası açıdan  Orta Doğu haritasının yeniden şekillendirilmesi (Yarbay Ralph Peters tarafından hazırlanmış ve Haziran 2006’da Amerikan Silahlı Kuvvetler Dergisi tarafından yayınlanmıştır) ihtiyacına dayanan teşvikler, Irak’ta bir Kürt Devleti’nin kurulmasını işaret ediyor. Bu gelişme aynı zamanda, Kürdistan Bölgesel Yönetimi'ninhukuki bir özerklikle tanınmış bir statüye sahip olmasının ve Bağdat'ta mevcut bağımsızlığı cesaretlendiren, hassas iç siyasi manzaranın doğal bir süreci olarak görülmelidir.  Ancak Bağdat’la müzakereler sonucunda varılacak bir uzlaşma, Irak'ta herhangi bir yeni siyasi geçiş sürecinin tesis edilmesi için zorunlu olacaktır.

‘Kararı karar alma merci olan hükümet verecek’

Bazılarıbölgedeki durumun halen karışık olduğunu, IŞİD’le mücadelenin henüz bitmediğini ve Kürtlerin bağımsızlığı için zamanın uygun olmadığını düşünüyor. Siz Kürtlerin bağımsızlık için beklemesi gerektiğini düşünüyor musunuz?

Bence bu bir karşı öneri. Ancak nihayetinde kararı, karar alma merci olan hükümet verecek. Evet, bir anlamda IŞİD yeni bir tehdit oluşturuyor, ancak bu olgu, kökeni önceki dönemlere dayanan dini aşırılıkların yeni bir tezahürüdür. Kaldı ki gelecekte daha geniş bir bölgede, benzer radikal ‘dini’ grupların,  siyasi eylemlerinin bir sonucu olarak böylesi olguların, farklı biçim ve türlerde tekrar ortaya çıkması muhtemeldir. Ama siyasette doğru zamanın ne olduğunu ben de merak ediyorum, özellikle Orta Doğu’da.

 

Geçtiğimiz günlerde ABD Dışişleri Bakanı Rex Tillerson, Kürdistan Bölgesel Yönetimi Başkanı Mesud Barzani’yi arayarak referandumun ertelenmesini istedi. Bazı karşıt görüştekiler de referandumun ertelenmesi gerektiğini söylüyor. Siz bu görüşe katılıyor musunuz?

Bu katılma ya da katılmama meselesi değildir. ABD ve Kürtlerin kurumsal bir ilişkiye sahip olması ve karşılıklı destek ortada. Özellikle de IŞİD karşıtı savaşla birlikte Peşmerge güçlerinin bu savaşta ön saflarda yer alması ve dolayısıyla IŞİD karşıtı uluslararası koalisyonun ana ortağı olmasından sonra. Bununla birlikte, Birleşmiş Milletler sözleşmesinin 7. Maddesinin [ulusların kendi kaderini tayin hakkı ve diğer devletlerin iç meselelerine müdahale edilmemesi hakkı]uygulanmasını tüm ulus devletler tarafından eşit olarak güvence altına alınması gerektiğini iddia ediyorum.

‘Mesele ABD’nin Bağımsız Kürt Devleti’ni kabul etmesi değil, Kürdistan halkının vereceği karardır’

ABD’nin bölgedeki en iyi müttefiki Kürtler, ancak görünen o ki ABD, Kürtlerin bağımsızlık referandumunu desteklemiyor, referandumun ertelenmesini istiyor.Yeterince güçlü bir ‘hayır’ olduğunu düşünüyor musunuz?

ABD’nin Kürt politikası 2006 yılından itibaren gerçekten çok açık. Ben ABD yönetiminin bu referanduma karşı olduğundan emin değilim. Benim gözlemim, ABD’nin bu kaygıları büyük ölçüde bölgesel baskılar nedeniyle ifade ettiğidir. Ancak katı, olumsuz bir yaklaşım diye birşey yok. Aksine ABD'nin açıklamaları, Kürtlerin iki temele dayalı, açık bir argümana ihtiyaç duyduğunun işaretlerini veriyor. Birincisi Kürdistan Bölgesel Yönetimi’nin uluslararası toplumun geri kalanın ikna edebilecek bir mottoya ihtiyaç duyduğudur. Çünkü özellikle sosyal medya çağında,  herhangi bir mesajın iletilmesi ve iletilmesinde kullanılan yöntemler çok önemlidir. İkincisi ise ABD, özellikle farklı Kürt partileri arasında varılacak bir uzlaşmayı kabul etmeye hazır görünüyor. Burada mesele sadece dış değil, aynı zamanda iç dinamiklerle de ilgili. Çünkü bağımsızlık tüm Kürt partileri arasında işbirliğini gerektiriyor.

Sizce Kürdistan bağımsızlığı seçerse ABD’nin tepkisi ne olacak? Bağımsız Kürt Devleti’ni kabul edecek ve Kürtleri destekleyecek mi?

Daha önce de belirttiğim gibi, bizatihi ABD’nin Orta Doğu Girişimi mevcut durumu destekliyor. Dahası ABD, dengesiz ve hasmane bir ortamda uluslararası bir dış güç olarak varlığını sürdürebilmesi için her bir müttefikine ihtiyaç duyuyor. Dolayısıyla mesele, ABD'nin kabul edip etmemesi değil, Kürdistan halkının, Kürt vatandaşlarının 25 Eylül'de vereceği karardır. ABD ve Kürtlerin uzun bir süredir çatışmalı bir bölgede stratejik bir ilişki, ortak bakış açısı ve ortak çıkarlara sahip olduğu göz önüne alındığında, ilişkilerinin bozulması çok olası değildir.