image

PeyamaKurd - Röportaj Zerrin EFE

Kürtlerin kendi kaderlerini tayin hakkını eline aldığı tarihi referandum, bölgesel ve uluslararası güçlerin tüm tehdit ve caydırma çabalarına rağmen gerçekleşti.

Kürtler,kendi iradelerini ortaya koydu ve bağımsızlık isteklerini tüm dünyaya duyurdu.

Bölgede krize sebep olan bu referandumun ardından,başta Irak merkezi yönetimi olmak üzere komşu ülkeler Kürdistan yönetimine olan tepkilerini daha da sertleştirdi. Bazı uluslararası aktörler ise bölgeki gerilimi düşürmeye yönelik adımlar atıyor.

Referandum sonrası bölgedeki gelişmeler, bölgesel ve uluslararası güçlerin yaklaşımları ve Kürdistan’ın geleceği ile ilgili sorularımızı, Duhok’taki Kürdistan Amerikan Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölüm Başkanı Dr. Arzu Yılmaz’a sorduk.

Referandumunardından Kürdistan yönetimi üzerindeki baskı ve tehditler devam ediyor.Sizce Bağdat ile Erbil arasında bu sorun nasıl çözülür, diyalog nasıl gelişir?

Bu soruya cevap verebilmek için bence öncelikle sorunun nasıl ortaya çıktığını konuşmak lazım. Haziran ayında referandum yapılacağı ilan edildiğinde Abadi “Biz Kürdistan’la sorunlarımızı diyalog yoluyla çözeceğimize inanıyoruz” ve “Tankları Kürdistan’a sürecek değiliz ya” gibi gayet ılımlı açıklamalarda bulunmuştu. Irak Parlamento Başkanı Selim Cuburi’ninise “Referandum Kürtlerin hakkıdır” gibi son derece ılımlı açıklamalar yaptığını bir hatırlatalım. Aynı şekilde Türkiye’de, medyadaaslında alttan alta“hükümetin zaten Barzani ile arası iyi, dolayısıyla destekliyor” yorumlarının yer almasına neden olabilecek kadar ılımlı bir tutum takınmıştı.İran’ın Bağdat Büyükelçisi Erbil’e gelmiş ve “Biz sınırları kapatmayacağız” demişti. Referandumdan beş gün önce de Urmiye ile Erbil arasında direk uçuşlar başladı. ABD’de “Kürtlerin kendi kaderini tayin hakkına saygı duyuyoruz. Fakat biz Irak’ın toprak bütünlüğünü destekliyoruz” gibi son derece ılımlı açıklamalar yaparken, birdenbire referanduma 10 gün kalaişin rengi değişti. Şimdi, peki bu iş niye böyle sarpa sardı?

Burada birşeyin altını çizmek isterim. Bu referandum meselesi gündeme geldiği andan itibaren yaygın olarak Türkiye medyasında ve uluslararası medyada ciddi bir yanlış okuma var.Herkes bu referandumu Barzani’nin, Irak Kürdistanı içindeki siyasi otoritesini güçlendirmek ya da siyasi anlamda yaşadığı zorlukları aşmak için bir manevrası olarak gördü. Oysa bu böyle değildi. Bir kere şunu söylemekte fayda var: Her ne kadar meclis çalışmıyor olsa da vediğer Kürt partileriyle arasında sorun olsa da, Barzani’nin kendi iktidarını zorlayacak bir muhalefet, Irak Kürdistanı’nda yok.Şimdi tamamen objektif koşullarda bakalım;Barzani, ister demokratik, ister değil, ama son tahlilde kendi iktidarını zorlayacak bir muhalefet yokken, bütün dünyayı karşısına almasına neden olabilecek bir referandumu,iktidarını pekiştirmek için yapıyor demek öngörüsüzlüktür, analiz yoksunu olmaktır. Birinci yanılgı buydu. ‘Referandumu Barzani kendi iktidarı üzerindeki gölgeyi kaldırmak için yapıyor’ öngörüsü yanlıştı.Gerçek olan şu ki, eğer mevzuyu Barzani’nin kişiliği üzerinden yorumlamak gerekirse; Barzani, Kürdistan’ın bağımsızlığını hayattaki varlık nedeni olarak gören biri.Yani bunu bir tarihsel misyon, hayattaki varlığının nedeni olarak görüyor. Bu doğru. Ama öbür taraftan Kürdistan’ın bağımsızlığınaIrak ölçeğinde bakıldığı zaman, zaten bu bölgeBağdat’lakültürel, siyasi ve ekonomik, hiçbir ilişkisi olmayan bir bölge. Bu sadece Kürtler için de geçerli değil. Bağdat merkezli düşünecek olursak,Irak toprakları üzerinde yaşayan halkların birlikte yaşama iradesi diye bişey yok. Diğer halkların bu iradesi olmadığı gibi, bu iradenin yerine koyabilecekleri bir projeleri de yok. Ama Kürtlerin bir projesi var. “Biz birlikte yaşamak istemiyoruz.Bizim bir projemiz var” diyorlar.Bu yanlış okumayı bir kenara koyalım.

Herşey ılımlı devam ederken, bu mevzuyureferanduma on gün kala krize dönüştüren ikinci neden ise Brett McGurk’ün, “ikinci Henry Kissinger” vakası olarak Kürdistan tarihine geçmesidir.Artık bunu Brett McGurk’ünkendi diplomasi beceriksizliğine mi bağlamak lazım, yoksa ABD’nin Ortadoğu’daki dış politika tercihlerine mi bağlamak lazım, o ayrı bir tartışma konusu. Ama en son tahlilde bu mevzunun bir krize dönüşmesinin en önemli nedeni,aslında Bağdat’la Erbil arasında pekala arabuluculuk yapabilecek olan ABD’nin,mevzuyu krize dönüştürmesinde yatıyor. ABD referandumdan bir gün önce “Çok ciddi sonuçları olur” diyecek kadarişi ileriye götürdü. Aslında bu açık bir tehdit de içeriyordu. Ne zamanki böyle oldu, yani ABD bu konudaki tonunu sertleştirdi, işte o zaman Türkiye’de, İran’da, Bağdat’da ortalığı karıştırdı. Bana sorarsanız bu işi kim kriz haline getirdidiye, ben ABD diplomasisi getirdi derim. Burada da doğrudan Brett McGurk diye işaret ediliyor.

Ancak ABD, referandumdan sonra tonunu değiştirdi. Bu durum bize ABD’nin de referandumu doğru okuyamadığını gösteriyor.Genel algı,‘Kürt Yönetimi’nin ABD’nin dediğinin aksine bir tavır takınamayacağı’ değil miydi?Öyle anlaşılıyor ki, ABD’de buna inanmış. Ama Kürt yönetimi, ABD’nin bile aksine bir tavır takındı ve bu referandumu yaptı. Böyle olunca da ABD, referandumdan önce takındığı sert tutumda da yumuşama işaretlerini de vermeye başladı.

Ama “Referandumu tanımıyoruz”dediler...

Referandumun sonucunu tanımamak diye bir şey yok. Yani bir kere uluslararası hukuk açısından şunu bir netleştirelim: Kürdistan Bölgesel Yönetimi’nin referandum yapmasını ya da bağımsızlığını ilan etmesini gayrimeşru kılacak hiçbir hüküm yoktur. Bu mevzunun gayrimeşru ilan edilmesinin nedeni siyasidir, hukuki değil. Ayrıca da madem gayrimeşruydu, neden Kürdistan Bölgesel Yönetimi’ne “Erteleyin” deniyordu. Kimse “Referandum yapmak gayrimeşrudur, iptal edin” demiyordu.

Bundan sonra ne olacak?

Bundan sonra olacak olan şu;ABD, Fransa ve Rusya şu anda öne çıkan uluslararası aktörler. Bu aktörler Bağdat ve Erbil arasındakibu gerginliğin yumuşatılması yönünde ciddi girişimlerde bulunuyorlar. Bu girişimlerden hangisi sonuç verecek, bunu zaman içinde yaşayıp göreceğiz. Ama bugünden görünen o ki,bir kez Bağdat ve Erbil diyalog masasına döndüğünde İran ve Türkiye’de bu çatışmanın bu kadar önde giden tarafları olma halinden vazgeçeceklerdir ya da vazgeçmeleri rasyoneldir.

Krizi ABD büyüttü demiştiniz, ABD mi çözmeli?

Irak sahasının dominant aktörü ABD’dir. Öncelikli beklenen,ABD’nin kendi eliyle çıkardığı bu krizi çözmesidir. Ancak ABD bu konuda bir zaafiyet gösterirse,ön açıcı bir hamlede bulunmazsa, bu boşluğu en başta Rusya’nın dolduracağını beklemek mantıklı olur. Zira biz bunu Suriye’de de tecrübe ettik. ABD’nin çekinceli Suriye politikasında, bir de baktık ki Rusya, Suriye denklemine girdi.

“Rusya, ABD’nin Kürt meselesini yönetmedeki beceriksizliğini de fırsat bilerek Irak sahasına girmeniyetinde gibi görünüyor”

Rusya’nın pozisyonu nedir? Referandumdan sonra bir açıklama yaptılar. Referandumdan önce Rosneft anlaşması ve sonrasında Putin’in Türkiye’ye gidişi... Bütün bunlar bir tesadüf mü?

Türkiye ile Rusya ilişkileri Kürdistan bağımsızlık referandumundan başka gündemleri olan iki ülke.Suriye mevsuzu var, ticaret ilişkileri var. Ama bunun tarihi tesadüf müdür, önceden planlanmış mıdır, benim bir bilgim yok. Ama şunu anladık ki, Erdoğan bu ziyareti‘Rusya’nın Türkiye’nin pozisyonuna bir destek ziyareti gibi gösterme’ konusunda ciddi bir gayret içindeydi. Ama aynı anda Rusya Devlet Başkanı Putin’in de bunun bu anlama gelmediğini,diplomatik nezakete uygun bir şekilde,Rus Dışişleri Bakanlığı’nın yaptığı açıklamaya atıfta bulunarakifade ettiğini de biliyoruz. O açıklamada “Biz Irak’ın toprak bütünlüğünü destekliyoruz, fakat Kürtlerin haklarına da saygı duyuyoruz”deniyordu. Zaten referandumdan önce Rusya Dışişleri Bakanı Sergei Lavrov, “Referandum yapılsın, sonuçlarına göre konuşuruz” gibi daha ucu açık bir açıklama yapmıştı.

Şimdi geldiğimiz aşamada bu hikayeyi şöyle özetleyebiliriz; Nasıl ki Rusya ABD’nin derinleştirdiği Suriye krizini fırsat bilip Suriye’ye girdiyse, uluslararası ilişkiler açısından son derece bir başarılı diplomatik manevrayla, ABD’nin bu Kürt meselesini yönetmedeki beceriksizliğini de fırsat bilerek Irak sahasına girme niyetinde gibi görünüyor.

Irak Yönetimi, İran ve Türkiye ortak bir müdahaleden söz ediyorlar. Bu müdahaleye ABD destek verir mi?

‘ABD’nin Irak sahasında böyle bir çatışmaya seyirci kalma ihtimali,sadece tartışmalı alanlarla sınırlı’ diye düşünüyorum. Çünkü eğer Türkiye ve İran’ın ülkesel sınırları üzerinden bir müdahalesi olursa,Suriye krizinden daha büyük bir çatışma alanı ortaya çıkar. Bunu ABD’nin istediğini hiç zannetmiyorum. Fakat tartışmalı alanda böyle sınırlandırılmış bir çatışmaya seyirci kalma ihtimalinin dayanağı da şu: Çünkü ABD’nin şu anda Irak sahasında istediğini yapamamasının önüne geçen iki tane güçlü aktör var. Bir tanesi bu referandum meselesiyle ortaya çıkan Mesud Barzani iktidarı, ikincisi ise İran’ın, ABD’nin çevrelemeye çalıştığı Irak sahasından uzaklaştırmaya çalıştığı, İran’ın Irak’taki eli Haşdi Şabi. Dolayısıyla da tartışmalı alanda Haşdi Şabi ile Peşmerge güçlerini karşı karşıya getirip, kaçınılmaz olarak ikisinin de zayıflayacağı bir çatışmaya ABD neden seyirci kalabilir? Çünkü tam da istediği gibi,Abadi’yi güçlendireceği, Mart ayında yapılacak seçimlerdeAbadi’nin yeniden iktidara gelmesini sağlayabileceği bir başarı hikayesine ihtiyacı var.Irak’ın bütünlüğüne dair hala iddia sahibi olduğunu Bağdat’ın gösterebilmesine ihtiyacı var. Böyle olunca da Haşdi Şabi ile Peşmergeyi birbiriyle çatıştırıp hem bu iki aktörü zayıflatıp hem de öbür tarafta Abadi’yi güçlendireceğiz seçim öncesi. Kısa süreli bir çatışmaya seyirci kalma ihtimalinin olduğunu düşünüyorum. Ama tekrar edeyim, Türkiye ve İran’ın bir sınır ötesi operasyonuna seyirci kalması ya da buna müsaade etmesi hiç rasyonel değil.

Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron Bağdat ve Erbil ilişkilerinde arabuluculuk önerdi…

Fransa’nın Kürt siyasetinde 90’lardan bu yana, hem Kürtler arası çatışma bağlamında, hem de bölgesel ölçekte böyle bir diplomasi deneyimi vardır. Dolayısıyla Fransa’nın bu deneyim üzerinden bugünkü krize de müdahil olma tercihinin, hamlesinin bir zemini var. Buradaki siyasete yabancı değil. Bakalım hangisi olacak? Bu en son tahlilde Fransa’da olsa, ABD’de olsa, Rusya’da olsa şu anlaşıldı; krizin tansiyonu düşürülmeye çalışılacak.

Yani eğer Rusya bu işte öne çıkacak olursa, bu uluslararası alanda ya da bölgesel ölçekte mevzunun evrileceği biçimi, yönünü tayin edecek bir etki yaratır. Ama Fransa da nihayetinde NATO’nun, AB’nin ve Batı bloğunun bir üyesidir. Fransa’nın girişimini ABD’ye alternatif bir girişim olarak yorumlamanın bana kalırsa bir zemini yok. Ama Rusya’nın böyle bir girişimde bulunması,bu üç olası arabulucu arasında‘farkı olan bir arabuluculuk’ olur. Yani bölgesel gelişmeler açısından fark yaratacak bir arabuluculuk olur.

Kürdistan’ın ABD’den destek gördüğü iddia ediliyordu...

Güney Kürdistan,Irak ölçeğinde ABD için niyet edilmeyen bir sonuçtur. Yani doğrudan “Biz bir Kürdistan kuralım” diye yaptığı bir şey değildir. ABD’nin Irak politikası ‘niyet edilmeyen bir sonucu’ ortaya çıkardı. Evet, Türkiye’de “ABD güneyimizde devlet kuruyor” iddiası var. Ama ABDhiçbir zaman doğrudan Güney Kürdistan’ın bağımsızlığını desteklemedi.

Şu an Kürtler tek başına mı?

Şu an görünen tablo bu. Fakat her şerde bir hayır vardır. Evet, Güney Kürdistan yalnız kaldı. Ancak bu durum, Kürtler arasındaki uzlaşmazlıkların ve çatışmaların geri plana itilmesi ve Kürtler arası birliğin güçlenmesi sonucunu doğurdu.

“Ortadoğu’da çok ciddi bir Kürt enerjisi, Kürtler odaklı bir siyasi enerji var”

Bu referandum dört parçada yaşayan Kürtleri nasıl etkileyecek? Referandumun Kürt tarihindeki yeri ne olacak?

Bu referandum Kürdistan tarihinde Kürt halkının bir devlet istediğine dair iradesini ortaya koyduğu ilk örnektir. Bu açıdan değeri tartışılmaz. Diğer parçalardaki etkileri üzerine bir yorum yaparsak, şunu söylemek bence doğru olur: Ortadoğu’da çok ciddi bir Kürt enerjisi, Kürtler odaklı bir siyasi enerji var.Açığa çıkmış ve mevcut ülkesel sınırları aşan bir ulusal bilinç var. Mevcut sınırları aşan bir siyasi, askeri  mobilizasyon var. Bunun medya ayağı, göç ayağı var.

Öte yandan Kürtler’in artık yaşadıkları ülkelerin merkezleri ile ilişkilerinde çok ciddi bir zayıflama var. Türkiye’de, İran’da, Suriye’de ve burada, farklı ölçülerde.Kürt nüfusa sahip ülkelerin merkezleri, Kürdistan coğrafyasını ve Kürt nüfusu siyaseten kapsama konusunda zorluk çekiyorlar. Onun için her bir parçada şiddet ve zora dayalı bir siyasi sahne var.

Şimdi bu iki durumu yanyana düşündüğümüzde,Kürdistan’ın bağımsızlığını ilan etmesi,aslında bu sınırları aşan dinamik enerjinin kendisine bir merkez bulup, o merkezde konsolide olması açısından çok sağlıklı sonuçlar doğurur. Güney Kürdistan’da bir devlet kurulduğu zaman bu voltajı yüksek enerjiyi bir merkezde toplama ve konsolide etme imkanı doğacaktır ki,bu otomatikman diğer parçalardaki baskıyı da azaltacaktır.

Referandumun ardından Kürdistan’daki muhalefetinasıl değerlendiriyorsunuz?

Bu referandum bence kıymetli bir sonuç doğurdu. O da şuydu: Goran, Komele ve  Yekitîiçindeki bazı gruplar, bazı figürler referanduma karşı çıktı. Ama referandumdan bir gece önce referandumu desteklediklerini duyurdular.Bu durum,siyasi hesaplarının dayandıkları tabanın beklentilerinden uzağa düştüğünü farkedip, son anda bir manevra yapma durumuna işaret ediyordu. Referandumda, bu partilerin tabanı sayılan Süleymaniye ve Halepçe’de oylamaya katılım yüzde 50’ler civarında kaldı.Şimdi bunu nasıl yorumlamak lazım?

Bana göre birinci sonuçşu; Sandığa gitmeyenler herşeyden önce kendi partilerinin bu ikircikli tutumuna karşı bir tepki ortaya koydular.

Sandığa gitmeyenlerin profilini gözönünde bulundurduğumuz zaman da ağırlıklı olarak gençlerden oluştuğu görülüyor. Bu da söz konusu Süleymaniye - Halepçe hattında genç nüfusun giderek marjinalleştiğini gösteriyor. Süleymaniye’de çok güçlü bir İslamcı damar var. Kürdistan illeri içerisinde IŞİD’e en fazla katılım Halepçe’den oldu. Dolayısıyla orada da çok ciddi bir radikal İslamcı damar var. Bu genç nüfus radikal İslamizme mi kayar,yoksa başka siyasi akımlara mı angaje olur, onu biraz zaman gösterecek.

Üçüncü sonuç ise referandumdan iki gün önce Hero Xan’ın Mesud Barzani ile Süleymaniye’de yaptığı görüşmede ‘parlamento seçimlerini yapmama şartı’ koşmasıydı. Çünkü ne Yekiti ne de Goran, şu anda bir seçim yapılsa bile parlamentoya girebilecekler mi, emin değiller. Oysa aylar önce referandum komisyonunun aldığı ortak karar, referandumun ardından Kasım ayında seçim yapılmasıydı. Dolayısıyla da Güney Kürdistan muhalefeti kötü bir sınav verdi. Hem kendi tabanıyla arasına bir mesafe girdi, hem genç nüfusa artık hitap edemedikleri ortaya çıktı, hem de Mesud Barzani’yi demokratik olmamakla suçlarken seçimi erteleme noktasına gelecek kadar bir sarsıntı geçirdiler.