image

Röportaj: Zeynep Çağer

 

PeyamaKurd- Siyaset sahnesinin her geçem gün değişime uğraması ve dinamik bir şekilde pozisyon değiştirmesi, çevrimiçi politikanın şekillenmesinde de önemli bir rolü beraberinde getirmektedir. Politik söylemler ve günlük yevmiyeli algılar toplumun anlık düşünceler üretmesini sağlamakta ve genel siyasi yapısını ona göre şekillendirmesine olanak sağlamaktadır. Geçen gün biliniyor kabul edilen bir bilgi, ertesi gün yanlış bir bilgiye dönüşebiliyor. Dünyada olduğu gibi Kürdistan siyasetinde de bu durumlarla karşılaşmak kaçınılmaz bir sonuç oluyor. Türkiye’nin yaklaşan yerel seçimleri ve iktidarın Kürt halkı üzerindeki politikası, Kurdistanî partileri harekete geçirmiş gibi görünüyor. HDP’nin (Halkların Demokrat Partisi) Kurdistanî partilerle ilişkiye geçmesi, bu partilerin tutumunu nasıl etkiliyor? Yerel seçimlerde Kuzey Kürdistan’da bulunan Kurdistanî partiler nasıl tavır alacak? Bu soruların cevabını PSK (Kürdistan Sosyalist Partisi) Genel Başkan Yardımcısı Bayram Bozyel PeyamaKurd’a  değerlendirdi.   Bozyel, “Bizim, HDP ile bir ittifak yapmamızın anlamı yok. Onların yerel yönetim pratiğinde geldiği nokta belli. Kurdistanî blok dediğimiz kesim birbirleri ile rekabet içinde olmalıdır” diyor.

1-HAK_PAR’ın gelişmesi için çok uğraştınız. HAK-PAR şu an güçlenmiş vaziyette ve siz HAK-PAR ile olan ilişkinizi kestiniz. Bunun sebebi neydi?

Bunun nedeni aslında Türkiye’deki anti-demokratik sistem. Bildiğiniz gibi Kürtler bu işe başladığı zaman legal koşullar yoktu, 1970’li yıllardan söz ediyorum. O zaman Kürtler illegal bir şekilde örgütlenmek zorunda kaldılar. Tabi bu onların tercihi değildi, bir zorunluluktu. 90’lı yıllardan sonra hem PSK (Kürdistan Sosyalist Partisi) hem de diğer çevreler, legal partiler kurdular. Önce bütün Kürt çevrelerinin içinde yer aldığı HEP ve DEP kuruldu. Sonra yollar ayrıldı ve biz PSK, Demokrasi ve Değişim Partisi (DDP), Demokrasi ve Barış Partisi (DBP) ve son olarak HAK-PAR’ı kurduk. Bu zor bir süreçti, o sürecin sıkıntısını en çok yaşayanlardan biri de bendim. Çünkü o dönemde iki kimlikli siyaset yapmak zorunda kalıyorduk. Yani hem HAK-PAR’lıydık hem PSK’liydik, hem DBP’li hem PSK’li idik ve bütün bunların yol açtığı zorluklar vardı. Bu arada PSK’nin legale çıkması konusu da yıllardır (90’lardan bu yana) gündemdeydi. 2014 yılında yapılan 10.kongrede PSK’nin legale çıkma kararı verildi ve illegaliteden nihayet çıktık. Fakat asıl mesele çıkıştan sonra yaşandı. Aslında HAK-PAR’ın çoğunluğu PSK’lilerden oluşmuştu ve PSK’li arkadaşlarımızın çoğu da PSK’nin legale çıkmasını savunuyordu. Ne var ki legale geçtikten sonra, legaliteyi yıllardır savunan bazı arkadaşlarımız bu kez PSK için legal çalışma koşulları yoktur diyerek uzak durdular. Ve noktada bir yol ayrımı yaşadık.  Umarım bu sıkıntılar kısa sürede aşılır ve geride bırakırız.

2-Diyarbakır’da 27 Şubat’ta, HAK-PAR, PSK ve PAK birlikte bir toplantı düzenledi.  Bu toplantıdan sonra hangi sonuçlar çıktı?

Şöyle söyleyeyim bizim de (PSK) içinde bulunduğumuz beşli bir iş birliğimiz var ve iki yıldır bir çalışma içindeyiz. Söz konusu iş birliği olarak 25 Eylül bağımsızlık referandumunda etkili bir çalışma yürüttük. 16 Nisan anayasa referandumunda ortak bir çalışma yürüttük (kısmen). Sur ve diğer kentlerde hendek olayları yaşandığında Diyarbakır’da bir konferans yaptık ve bütün taraflara iyi bir mesaj verdik. Yani çok arzuladığımız gibi olmasa da verimli, güçlü ve kapsayıcı bir çalışma var ortada. Örneğin yaklaşık 1 ay önce yaptığımız bir toplantıda yerel seçimlere yönelik ortak bir tutum sergileyeceğimizi kamuoyuna ilan ettik, ancak bunun içeriğini henüz doldurmuş değiliz.  Öte yandan bu beşlinin dışında HAK-PAR ve T-KDP’nin (Türkiye Kürdistan Demokrat Partisi) içinde yer aldığı bir toplantı yapıldı ve orada da karşılıklı görüş alışverişi gerçekleştirildi, taraflar görüşlerini birbirleriyle paylaştı. Bu çalışmaların sonucunda yeniden bir araya gelinme kararı alındı. Sanırım önümüzdeki günlerde tekrar bir araya gelinecek ve orada durum biraz daha netleşecek.

3-Sayın Bozyel, HDP her seçimde biz Kurdistanî bir parti değiliz diyor ve yine her seçimde Kurdistanî partilere çağrı yapıyor. Sizce Kurdistanî partilerin birleşerek HDP’nin karşısına Kurdî bir proje olarak çıkması sizin için de önemli değil midir?

Bu konuda kullanılan kavramları ihtiyatlı olarak kullanmakta fayda var diye düşünüyorum.  Yani sözgelimi Kurdî blok dediğimiz zaman buna kimler girer? Bunlar çok göreceli konular. Mesela HDP kendisini Kürt ve Kürdistan partisi olarak tanımlamıyor. Bazı yerlerde belirli bir duruşu olsa da HÜDA-PAR ne kadar Kurdî? Ne kadar net? Diğer partiler açısından program olarak fazla bir ayrılık yok ama tutum bakımından zaman zaman farklı tavırlar ile de karşılaşıyoruz. Yani kimi gruplar kendilerini bu işin merkezine koyuyorlar ve herkesi kendilerine tabii olamaya davet ediyorlar. Bizim değerlendirmelerimiz ise şu şekilde. Biz yerel seçimlere farklı bakmayı ve farklı yaklaşmayı daha gerçekçi buluyoruz. Çünkü, yerel seçimler bizzat Kürtlerin kendilerini yönetmeleri ile ilgili bir konu.  Yerel seçimlerin amacı yerelde kimin iktidar olacağıdır. Bu noktada, yani yerel iktidarın kullanımında Kürtler birbirleriyle rekabet etmelidirler.

Bu açıdan bizim HDP ile bir ittifak yapmamızın anlamı yok. Onların yerel yönetim pratiğinde geldiği nokta belli. Tersine onların mevcut yönetim tarzına karşı, farklı bir yönetim tarzını ortaya çıkarmamız lazım. Yani demem o ki, yerel seçimlerde tam olarak Kurdî/Kurdistan blokla olmasa da, barışçıl ve demokratik mücadeleden yana, ulusal demokratik bir politikayı savunan Kürt çevreler (Kurdistanî partiler) burada güçlü ve alternatif yapı oluşturabilir.

4-Yerel seçimlerde PSK Diyarbakır’da güçlü, HAK-PAR Mardin’de Cizre’de güçlü PAK diyelim Dersim’de güçlü, diyelim ki bunlar bulunduğu bölgelerde bir öz yönetim modeli oluşturamaz mı?

Tabi bizim yaptığımız da bu. Çünkü yerel seçimler doğrudan Kürdistan’da iktidar belirlemekle ilgili bir konu. Ayrıca yerel yönetimler demokrasinin en etkili hayata geçebileceği alanlar. Buralarda vatandaş yönetenlerle daha kolay ilişki kurabilir ve onları denetleyebilir. Bunun için yerel seçimlerde bütün Kürtlerin bir blokta birleşmelerine gerek yoktur. Tersine kendi aralarında hizmette rekabet etmelidirler. Kentlerimizin daha modern bir mimariye kavuşması, Kürdistan doğasının korunması, dil ve kültürümüzün serpilip gelişmesi, yaşanabilir bir kent modelinin ortaya çıkması için Kürt tarafları kendi aralarında yarışabilmelidirler.

Biz PSK olarak, bizim de içinde bulunduğumuz beşli yapı ve dışarıda kalan bir iki partinin de içinde bulunduğu bir ittifakla seçime gidebiliriz. Bunun için çalışmalarımız devam ediyor. Düşündüğümüz blokta seçimlere girme şansına sahip bir parti olmadığı için seçimlere bağımsız adaylarla gitme seçeneği üzerinde çalışıyoruz.

Altını çizmek istediğim bir nokta daha var. Yukarıda bahsettiğim bir ulusal demokratik blok bakımından oldukça elverişli koşullar söz konusu. Bilindiği gibi AKP’nin 25 Eylül bağımsızlık referandumuna karşı geliştirdiği karşıtlık politikasından sonra Kürtler AKP’den hızla uzaklaşıyor. Son dönemde Afrin operasyonu ve benzeri adımlar Kürtleri AKP’den iyice soğutmuş durumda. Aynı şey HDP için de geçerli. Özellikle de hendeklerle Kürt kentlerinin başına getirilen felaketlerden sonra Kürtler HDP çizgisine de büyük tepki gösteriyor. Bu açıdan sözünü ettiğim bir blok bakımından önemli bir fırsat oluşmuş durumda. Başka bir ifade böyle bir yurtsever ittifak için en uygun dönem bu dönemdir.

Cumhurbaşkanlığı seçimi ise farklı bir konu. O seçimde HDP, HÜDA PAR’ın da içinde bulunduğu daha geniş bir demokrasi cephesine ihtiyaç var. Hata Kürtlerin de tek başına gücü buna yetmez. Bunun için demokrasiden, normalleşmeden yana olan, OHAL ve savaş siyasetine karşı çıkan en geniş kesimlerle ittifak kurmak mümkündür.

5- Büyük sosyolog Kürt dostu İsmail Beşikçi son analizinde "Tüm Kurdistani çevreler Başkan Barzani’ye sahip çıkmalı" dedi. Siz nasıl sahip çıktınız ve bu ihanet şebekesi için nasıl bir değerlendirmede bulundunuz?

Öncelikle şunun altını çizelim. 7 Haziran 2017 tarihinde Kürdistan bölge Başkanı Mesut Barzani ve 16 Kürdistan partisi temsilcisinin 25 Eylül tarihini bağımsızlık referandumu tarihi olarak belirlemesinden itibaren biz PSK ve birlikte hareket ettiğimiz partiler bu süreci desteklemek için yoğun bir kampanya başlattık. Bağımsızlık referandumuna kamuoyu desteği sağlamak ve duyarlılık oluşturmak için yoğun bir çaba sarf ettik. Kürdistan ve Türkiye’nin birçok ilinde konferanslar yaptık. Türkiye’deki bir çok STK ve siyasi parti yöneticisiyle görüşerek bağımsızlık referandumuna ilişkin olumsuz yargıları olumlu yönde değiştirmeye çalıştık. Türkiye’deki bir kısım yabancı ülke elçisiyle görüşerek desteklerini istedik. Özetle Kuzey Kürdistan’da Güney’deki referandum kampanyası benzeri bir kampanya yürüttük. 25 Eylül’de de Kürdistan’a giderek referandum sürecini gözlemledik ve bağımsızlık referandumunun coşku ve duygusunu yaşadık.

Ne var ki 16 Ekim’de ABD’nin göz yumması, Türkiye ve İran’ın aktif desteğiyle Irak ordusu ve Haşdi Şabi güçleri Kerkük’ü ve başka bölgeleri ele geçirdi. Tabi Kerkük’ün ele geçirilmesi YNK içindeki bazı unsurların yaptığı ihanet sonucunda gerçekleşti. Ancak Kerkük’teki ihaneti YNK’nin tümüne mal etmek mümkün değil. Tersine YNK’ye bağlı bazı güçler Kerkük’ün işgaline karşı direnerek büyük bir bedel ödedi ve yüzlerce Peşmerge yaşamını yitirdi. Bir süre önce PSK olarak Kürdistan Bölgesi’ne yaptığımız ziyarette 16 Ekim travmasının etkilerinin yavaş yavaş geride kaldığını, YNK ve PDK arasında önemli bir yakınlaşmanın sağlandığını ve Kürdistan Bölgesi’nin giderek yaralarını sarmakta olduğunu gördük. Benim inancım o ki Güney Kürdistan bu darboğaz ve kuşatmayı er geç aşacak ve yeniden Ortadoğu’da herkesin yüzünü çevireceği bir güç haline gelecektir. ABD geçmişte Abadi yönetimine destek vererek aklınca İran’ın Irak’taki etkisini kırabileceğini düşündü. Ancak ABD’nin bu hesabının yakında çökeceğini herkes görecek. Büyük bir ihtimalle birkaç yıl içinde belki de batılı ülkelerin kendileri bağımsız bir Kürdistan’ı gündeme getirecekler.

6- Son olarak Kerkük de bizim Efrin de, her ikisi de kanayan yaramız, bu anlamda her iki konuda ki değerlendirmeniz nedir?

Aslında 16 Ekim’de Kerkük’te ne olduysa şimdi de Afrin’de de o oluyor. Bilindiği gibi Kerkük işgaline ABD göz yummuş, Türkiye, İran ve Irak ittifakı Kerkük’ü Kürdistan Bölgesi’nden kopartmıştı. Şimdi de Rusya’nın verdiği izin üzerine Türkiye, İran ve Suriye Afrin’i  Kürtlerden almaya çalışıyor. İran ve Suriye Türkiye’nin Afrin operasyonuna göstermelik tepkiler gösterseler de gerçekte her ikisi de Afrin’in  Kürtler’den alınmasından memnun.

Türkiye’ye gelince… Türkiye bir zamandan beri her yerde Kürt karşıtı bir siyaset izliyor. Sadece kendi içinde değil, Kürtler nerde bir kazanım elde ediyorsa Türkiye onlara karşı çıkıyor. Söz gelimi 25 Eylül bağımsızlık referandumunda Güney Kürdistan’da Kürt karşıtı bir politika izledi. Türkiye Afrin operasyonu ile Suriye’de Kürtlerin ulusal demokratik haklarına ulaşmasını engelliyor, Suriye, Kürdistan Bölgesi’nin bir statüye kavuşmaması için elinden geleni yapıyor. Türkiye’nin bu operasyondan bir amacı da bu operasyonu bir iç siyaset malzemesi olarak kullanmaktır.  AKP iktidarı yaklaşan 2019 seçimlerinde milliyetçi ve şoven kesimleri bir araya getirmeye çalışıyor. Ancak şunu bilmekte yarar var. Bugün Türkiye’nin Afrin’e girmesine izin veren Rusya dahil, ne İran ne de Suriye Türkiye’nin Suriye sınırları içinde daha fazla etkin olmasını istemez. Ayrıca Türkiye’nin Afrin operasyonuna karşı uluslararası tepkiler artarak yükseliyor. Bütün bu nedenlerle Türkiye’nin bu operasyonu her an durdurması şaşırtıcı olmaz.

Ayrıca şunu söylemek isterim. Bugün Afrin işgal edilse bile Fırat’ın doğusunda ABD desteği ile bir Kürt bölgesinin oluşum süreci yaşanıyor. Yakında Suriye meselesi çözüm platformuna geldiğinde Kürtler mutlaka masada olacaktır. Kürtler olmadan yeni bir Suriye kurulamaz. Bunun için Suriye Kürtleri kendi aralarında yakınlaşmalı, siyasi, idari ve askerî açıdan ortak bir yönetim kurulmalıdır. Suriye Kürtleri ulusal bir birlik oluşturduklarında o zaman Türkiye elini kolunu sallayarak oralara girmez ve herhangi bir saldırı için elinde gerekçe kalmaz.

Ben Kürtlerin geleceğinden yana umutluyum. Hem Suriye’de hem de Irak’taki Güney Kürdistan’da.