image

PeyamaKurd - Yıkıcı atamaları Kürt halkı nezdinde büyük bir rahatsızlık ortaya çıkardı. Hiçbir hukuki dayanağı olmayan kayyum atamaları Kürtler tarafından şiddetle kınanıyor. İnsan Hakları savunucusu Avukat Mehmet Emin Aktar PeyamaKurd'un bu Konudaki sorularını yanıtladı. Aktar'a göre hükümet kayyumlarla Kürtlere diyor ki ben istemeyene kadar 'hiçbir hakka sahip olmazsınız.' Aktar, HDP Diyarbakır İl Başkanlığı önündeki oturma eylemleri için, “Bu provokatif eylemlerle partinin kapatılması için zemin hazırlanabiliyor” diyor.


Kürt belediyelerine kayyum atamalarının hukuki olarak herhangi bir temeli var mı?

Eğer hukuku meşruiyet bir göstergesi olarak kabul edersek, kayyumların hiçbir hukuku temeli yok. Yürürlükte olan tüzük ve yasalara göre bu atamaların hiçbir yasal dayanağı yok. Belediye başkanlığı beraber belediye meclisi vardır ve bu meclis da halk tarafından yapılır. Her ne sebeple olursa olsun, onu belediye başkanı görevini ifa edemez noktaya gelirse, belediye meclisi toplanır ve orada bulabilir ve gözetilerek bir belediye başkanı ya da vekil seçer. Kısaca 'Yerel Yönetimler' sistemi bu yol ve yöntem yerinde dizayn edildi. Sadece halkın seçtiği temsilciler o şehir ve o şehirlerde yaşayanları yönetebilir. 2016 yılında hazırlanan bir OHAL KHK'si ile kayyum atamalarının önü açıldı.

Birçok yön ve sebepten ötürü KHK’lar gayri hukuki olduğu için, kayyum atamanın da hiçbir hukuki dayanağı yok. Bunu şöyle izah etmek mümkündür; olağanüstü bir durumda çıktığı için yasal değil, kanun olamaz. Sadece alınan bir karardır. Kanun hükmünde bir karardır, kararnamedir fakat geçerliliği sonsuza kadar değildir. Geçerliliği OHAL dönemiyle sınırlıdır. Bu bir. İkincisi, KHK’nın kanun olabilmesi için belirli bir zaman diliminde meclise sunulması lazım gelir ve eğer meclis de onay verirse o zaman kanun olur. En önemlisi de kanunda KHK için gösterilen nedenlerin kendisi bile kayyum atamalarına izin vermiyor.

Başka bir deyişle kayyum atamalarında, baştan aşağı gayri hukuki olan KHK’yı bile çiğnediler ve ona da uymadılar. Bu absürtlüğün sebebine gelince, iktidar hukuki ve yasal olması için hiç bir endişe taşımıyor. Demokratik toplumlarda iktidarı denetleyen kurum ve kuruluşlar vardır. Bu kurum ve kuruluşlardan biri parlamento, öbürü de bağımsız mahkemelerdir. Bunlar siyasi iktidardan bağımsız çalışırlar. Bugün öyle bir duruma geldik ki, bu iki kurum da işlevsiz ve çalışmaz hale getirildi.


AKP hükümeti kayyum atamalarıyla Kürtlere ne tür mesajlar vermek istiyor?

Devlet de hükümet de çok iyi biliyor ki Kürt meselesi siyasi bir mesele ve Kürtlere ancak bir statünün tanınmasıyla çözülebilir. Evet yerel yönetimler bahsettiğiz statünün yerini direk tutmasa da deneyim ve tecrübeleriyle Kürtlere önemli bir tecrübe kazandırdı. Her ne kadar son 20 yılda yerel yönetimler konusunda orijinal bir çözüm ortaya koymasa da yöneticilerini kendi irade ve elleriyle seçti. Hiç değilse yerel yöneticilerini ve belediye başkanlarını kendi seçme şansı buldu. Böylelikle kendi kaderimizi tayin edelim in psikolojik alt yapısını hazırlıyorlar. Bu psikolojide siyasi statü talebini daha yüksekçe dillendirmeye ve istemeye zemin hazırlıyordu. Yerel yöneticiler iktidarın yolunu açmaz fakat önümüze geniş imkanlar sunuyor. Örneğin kültür sanat işleri belediye elleriyle yapılıyor.

Bunlar halkın dil, kültür ve edebiyatından haberdar olmasını sağlıyor. Bu da o kentteki insanların kültürüyle şekillenmesine renklendirilmesine sebebiyet veriyor. Bu da şu anlama geliyor: iktidar iktidarından biraz feragat etmeli. Bazı imkan ve kullanım erklerini yerel yöneticilere devretmelidir. Fakat bunu kabul etmiyor. Her şeyi kendi eliyle yapmak kendi kontrolünde olmasını istiyor.

Bununla Kürtlere şunu demek istiyor. “ben istemeyene kadar sen hak sahibi olmazsın” diyor. Bununla legal Kürt siyasetini daraltmak istiyor. Onları şiddete ve illegaliteye sevk ediyor.

Demokratik yol ve yöntemlerin tıkandığı yerlerde toplum ister istemez başka yol ve yöntem deniyor. Bu da devletin istediği bir şey çünkü şiddet noktasında devlet her zaman daha güçlü enstrümanlara sahip.


HDP’nin önünde eylem yapan annelerin oturma eylemi bağımsız bir eylemdir diyebilir miyiz?

Şurası açık ki hükümet tarafından organize ediliyor. Hiçbir anneye neden oğlunu veya kızını feda etmiyorsun deme hakkımız yok. Fakat bence orada toplanan annelerde biliyor ki HDP onların çocuğunu dağa göndermiş değil. Çünkü onlar da biliyor ki HDP her zaman göz önünde olan bir partidir. Bir eksiklik ya da kusur olduğunda HDP’nin yakasından tutup baskı uygulayabilir. Sadece hükümet bu adımla partiyi kriminalize etmeye çalışıyor. Siyasi alanı daraltıyor. Bunu provokatif eylemlerle partinin kapatılmasına zemin hazırlıyor olabilirler.


HDP’nin bu olaylar karşısındaki tavrını nasıl okuyorsunuz? Sizce HDP nasıl davranmalı?

2016 müdahalesinden sonra HDP için en büyük sorun temsiliyet sorunu. Kürtlerin haklı mücadelesi her zaman zorlu ve zahmetliydi. Bu söylediklerim çok tepki alabilir. Fakat durum bundan ibaret. Bahsettiğimiz temsiliyet sorununun birçok sebebi olabilir. HDP’nin eşbaşkanları dahil bir çok yöneticisi halen tutuklu. Bazıları ülkeyi terk etmek zorunda kaldı. Üç büyük şehrin belediyesine kayyum atandı. Genel merkezlerine saldırılar düzenlendi vs… Bunların hepsi gözlerimizin önünde oldu. Bu baskılardan nasibimizi aldık. Devlet hala cezalandırmakla tehdit ediyor. Bu bir yana 2015 2016 sürecinde toplumda bir kırılma yaşandı.

Gittikçe bu kırılma toplumsal bir depresyona dönüştü. Bu da toplumun demoralize olmasını ve direnişi anlamsız kıldı. Evet şartlar fazlasıyla ağırdı. Halk tarafından anlaşılır bir şey. Fakat en ağır şartlarda bile sağlam siyasi bir temsil topluma yol gösterebilir. Onları bu kötü psikolojik süreçten çıkarabilir. Bu siyasi temsilliyeti üstlenenler sitem etmekten ziyade bir politika geliştirmeli. Kitlelere yol göstermelidir. Bunun için de inisiyatif alabilen kadrolara ve her daim tavır gösterenlere ihtiyaç vardır.


Kürtler kayyum atamalarına yeterince tepki gösterdi mi?

Modern, çağdaş ve yenilikçi toplumlar örgütlü toplumlardır. Kürtler son çeyrek yüzyılda örgütlenme mücadelesi verdiler. Tepkilerini de bu örgütlenmenin içinden verdiler. Kayyum atamalarıyla açık şekilde “Siz kendi kendinizi yönetemezsiniz” dediler. Bu sadece bir halkın iradesini teslim almak değil aynı zamanda bir millettin küçük düşürülmesidir de.

İktidar, devlet adına hareket ettiği için diyebiliriz ki devlet bu baskılarla Kürtlere siz bu kadar zeki değilsiniz, kendi kendiniz yönetemezsiniz diyor.

Böyle örgütlü bir güç kayyum atağında tepkiler umdukları gibi durumlarda. Fakat bu Kürtlerin kayyumdan memnun olduğu halde gelmiyor. Toplumun büyük çoğunluğu öfkeli ve bunu kınıyor. Son 4 yıllık toplumun örgütlenmesi büyük bir baskıyla karşı karşıya geldiğinde giden siyasi temsiliyettin zayıflığı gibi olabilir. Ne diyeyim? Bence bir tarafta gidip kayyuma hoş geldin demesi utanılacak bir şeydir.