image
Rojhat Amedi Yazarlar
image

Erdoğan mı?

Babacan mı?

Davutoğlu mu?

Biz Kürtler bir türlü geçmişimizden ders almıyoruz, AKP iktidarının sallanmasıyla beraber, Türkiye gündemine yerleşen yeni bir partileşme süreci Kürtlerin önemli bir kesimini bayağı etkilemiş olacak ki, Kürtler kendi kurumlarını, partilerini oluşturmayı düşünmeden, yine el alemin sunduğu alternatiflerin peşinden sürüklenmeye devam ediyorlar…

Her zaman olduğu gibi, yine bir süre sonra peşine düştükleri “Yenilikçiler” tarafından hayal kırıklığına uğrayacakları daha şimdiden belli olmasına rağmen.

Tarihe kısa bir göz atarsak;

Kürtler çok imparator ve sultanlara bel bağladı, hatta onlar için başka milletlerle de savaştı ve siper oldu. Yine de kabul görmedi, yaranmaya devam etti. Hiçbir imparator ve sultan diğerlerini aratmayacak kadar acımasız olmasına rağmen bu kültür devam etti…

Kürtlerin bu yaklaşımı Cumhuriyet döneminde de değişmedi.

Cumhuriyeti, İmparator ve Sultanlara tercih etti. Sonra Cumhuriyetçilerin Sultanlardan daha acımasız olduğunu gördü…

Cumhuriyetin yarattığı iktidarların da Kürtlere bakış açısı değişmedi. “Türk Kürt Kardeşliği” masalı ile Anti-Kürt gelenek devam etti.

Bu bizim geçmiş tarihimiz.

Yakın tarihimiz de ise, bu geleneği “radikal yenilikçi” Recep Tayip Erdoğan’ı iktidara taşımakla sürdürdük. Erdoğan’ın Kürtlere bakış açısı, cumhuriyet öncesi ve sonrası dönemi bütün iktidarların Kürtlere olan yaklaşımları ile kıyaslanamayacak kadar farklı olmasına rağmen eskileri aratmayacak kadar radikalleşti. Kuzey Kürdistan’ındaki Kürtleri etkisizleştirmekle yetinmedi. Güney’deki gelişmeleri engellemek için, Tahran ve Bağdat ile beraber hareket etti, Kürt topraklarının Haşdi Şabi çetelerinin eline geçmesine hizmet etti.

Güneybatı Kürdistan’ının kazanımlarını imha etmek için dünyanın en barbar örgütlerini Kürtlerin üzerine saldı topraklarını işgal etti. Bu Erdoğan’ın tahmin edemediği tepkileri beraberinde getirdi. Uluslararası tepkilerle beraber Türkiye’de sesiz bir muhalefet gelişti ve onu iktidara taşıyan muhafazakâr Kürtler de AKP’den uzaklaştı, böylece Türkiye’nin gündemine yine “Yenilikçiler” yerleşti…

Ve biz Kürtler her zaman olduğu gibi, “sahi kim bu yenilikçiler” sorusuna cevap aramadan yine düşüyoruz onların peşine.

Kürtlerin “Yenilikçilerle” konuşması diyalog halinde olması bir zorunluluktur. Bir kere bu gerçeğin altını çizelim. Ancak, onları etkilemek güçlü Kürt kurum ve partilerini oluşturmaktan geçer. Onlara, Türkiye ve Orta Doğu’nun en büyük sorununun, Kürt ve Kürdistan meselesi olduğunu kabul ettirmek gerek.

Bunu yapmak yerine, Babacan ve Davutoğlu’nun gelmiş geçmiş iktidar ve partilerden farklı olacaklarına inanan bazı çevreler harekete geçti bile…

Bazıları aylarca “Yenilikçilerden” gelen daveti bekledi.

Bazıları kapı önü sohbetlerle yetindi.

Bazıları kurulan ve kurulacak yeni partiler listesinden nasıl milletvekili olabilirim hesabını yapmaya başladı.

Ve bu yaklaşımın, yıllardan beri Kürt siyasetinde yer alan malum kişiler tarafından sergilenmesi ise başlı başına bir felakettir.

Kürtlerin, “Yenilikçilerin” Erdoğan’dan daha fazla yenilikçi olamayacağı gerçeğini göz önünde bulundurarak hareket etmeleri gerekmektedir. Türkiye Cumhuriyeti tarihinde hiçbir siyasetçi Erdoğan kadar yenilikçi olmadı. Ama yine de olmadı, çünkü Türkiye Cumhuriyeti devleti Türk şovenizmi temelinde kurulan bir devlettir. Bu devlet ile başa çıkmanın yolu Kürtlerin kendi parti ve kurumlarını oluşturmalarından geçer.

Dolayısıyla burada Kürtlerin, Erdoğan mı? Babacan mı? Davutoğlu mu? tartışmasına girmeden artık Kürt cephesinde yaratılması gereken alternatifler üzerine kafa yormaları gerek. Çünkü tarih bize yeni gelenlerin gidenlerden daha iyi olmadığını net bir şekilde gösteriyor.

Başarılı olmanın yolu özgüven yaratmak ve geliştirmekle mümkündür. Ancak kendilerine inanmayanlar başkalarının peşine düşer.

“Başka alternatif yok” deyip var olan alternatiflerle yetinmek veya alemin arkasına takılmak en büyük oportünizmdir.
 

Rojhat Amedî

17.12.2019