image
Cihat Emir Aykaç Yazarlar
image

Yüksek Seçim Kurulu’nun İstanbul Büyükşehir Belediyesi seçimlerinin tekrarlanması yönünde verdiği hukuk tanımayan karardan yeni ve aslında kadim sayılabilecek tartışmaların yeniden hortladığını gördük.

Bilindiği üzere; 31 Mart yerel seçimlerinde HDP, İstanbul’da aday göstermemiş ve açıkça CHP’nin adayı Ekrem İmamoğlu’nu desteklemiştir. Bu destek CHP’nin veya İmamoğlu’nun kendisine değil, AKP’nin kaybetmesine yönelik stratejik bir destekti.

Evet, AKP’nin İstanbul Büyükşehir Belediyesi gibi milyarlarca lirayı ve milyonlarca insanı yöneten bir belediyeyi kaybetmesi önemliydi. Yaşayacağı güç kaybı, AKP’nin MHP ile kurduğu ırkçı-hamasi iktidarı zedeleyebilirdi. HDP ve Kürtler bu güç kaybından fayda görebilirdi.

Burada anahtar kelime “faydadır”. Eğer Kürtler bugünleri ve gelecekleri için bir fayda görürlerse, geçmişlerinin katili CHP gibi bir partiye bile oy vermekten imtina etmeyeceklerini kanıtlamış oldular.

Her ne kadar CHP ve İmamoğlu Kürtlere açıktan bir destek talebi iletecek kadar Kürtleri tanıyan ve Kürtleri bir özne olarak gören bir yaklaşıma sahip olmasalar da Kürtler onlara oy verdi ve neticede İmamoğlu’na kazandırdılar.

Burada mesele, YSK’nın hukuksuz kararıyla aynı güne denk gelen Abdullah Öcalan mesajının mevcudiyetidir. Bu rastlantı (?) özellikle kemalist cenahta bir panik yarattı. Yaşanan panikle birlikte kemalist tabanın, kemalist kalemşörlerin ve sözde aydınların Kürtlere saldırılarına şahit olduk. Öncelikle bu rastlantı üzerine bir şeyler yazmak lazım.

Abdullah Öcalan, 8 senedir avukatlarıyla görüştürülmüyordu. Bir insan nasıl bir suç işlerse işlesin o kişinin avukatlarıyla ve ailesiyle görüşmesi hakkı bütün demokratik ülkelerde saklıdır. Cezaevlerinde insanları tecrit etmek işkencedir, anti demokratiktir, insanlık suçudur. Öcalan gibi kilit öneme sahip birine karşı böyle bir yöntemi benimsemek ise siyasidir.

Bu durumun siyasi boyutunun en görünür göstergesi ise Öcalan’ın şahsında bütün Kürtleri tecrit altına alma niyet beyanıdır. Nitekim on bin siyasi tutsağın olduğu, milletvekillerinin, belediye başkanlarının tutuklu olduğu, Kürt annelerinin yaptığı eylemlere dahi insanlık dışı yöntemlerle saldırıldığı bir dönemden geçiyoruz.

Binlerce insanın açlık grevi eylemi yürüttüğü ve bu eylemlerin gittikçe ölüm oruçlarına evrildiği bir dönemden de geçiyoruz. Yani Kürtler için hayat memat olarak değerlendirebileceğimiz bir dönemdeyiz.

Beri yandan YSK tarafından da hukuksuzluğa uğradığımız bir dönemdeyiz. Seçilme yeterliliği verilen HDP adaylarına KHK bahanesiyle mazbataları verilmemiştir. YSK tarafından HDP’li belediyelere kayyum atanmıştır.

Böylesine ağır süreçlerden geçen Kürtlerin yangınını hiçbir şekilde görmeyen, bu yangına bir damla su bile taşımayan, herhangi bir destek ve dayanışma duygusu paylaşmayan CHP/kemalistler kalkıp yine Kürtlere çemkirmeyi çok normal görüyor.

Neymiş? Öcalan, Kürtlere AKP’ye oy verme çağrısında bulunmuş. Nerede böyle bir çağrıda bulunmuş? Nereden çıkardınız bunu? YSK’nın açıklamasıyla aynı güne denk gelmesi rastlantı değildir. Rastlantı olmasın. Bilerek yapılmış bir denk getiriş olsun. Bu denk getirişin Kürtlerle veya Öcalan’la alakası nedir? Yahut İstanbul seçimlerinde AKP’ye oy verme çağrısıyla alakası nedir?

Kafalarındaki düşünce çok açık ve net; Kürtler yeniden çözüm süreci içerisine girecek ve CHP’yi satacak ve AKP ile ittifak yapacak. İyi de CHP’yi satmak için önce sahip olmamız gerekirdi. CHP Kürtlere ne ifade ediyor? CHP Kürtler için ne yapmış? CHP’ye neden borcumuz var bizim?

Bütün sınır ötesi operasyonlarına, Rojava’ya, Güney Kürdistan’a saldırıları destekleyen CHP. Dokunulmazlıkların kaldırılmasını “anayasaya aykırı ama evet” diyerek destekleyen CHP. KCK operasyonlarını, binlerce Kürt siyasetçisinin tutuklanmasını destekleyen CHP. Hendek savaşları döneminde iktidarı yumuşak davranmakla suçlayıp Kürtlerin kadim şehirlerini daha büyük bir yıkımla yıkmak gerektiğini söyleyen CHP. Mesele Kürtler olunca her zaman AKP ile ittifak yapan CHP.

Kürtlerin bütün yangınlarına odun taşıyan CHP ve kemalist kitlesi kalkıp da Kürtleri AKP ile ittifak yapmak konusunda hadsizce suçlayamaz. Ayrıca Kürtler ise böyle bir ittifak da kurabilir, bu kimseyi ilgilendirmez. CHP önce AKP ile kurduğu ittifaktan vazgeçsin. CHP önce Kürtlerin adını hayırla ansın ve Kürtleri her kesimin yönlendirebileceği iradesiz bir nesneler olarak göremeyeceğinin farkına varsın.

Öyle ya, CHP’ye göre Kürtler her zaman kandırılabilen, iradesiz, ayakları üzerinde duramayacak, seçim yapacak kapasiteye sahip olmayan bir kitle. Oysa Kürtler milletlerden bir millettir. Dünya çapında hayranlık uyandıran mücadelelere imza atmış bir millettir. Sizin yalanlarla ve katliamlarla dolu utanç verici tarihinizin aksine onurlu bir duruşun yaratıcılarıdır.

Bu nedenle CHP ve kemalist kitlesi Kürtlerle ilgili konuşurken bin defa düşünüp öyle konuşmalıdır. Herkes haddini bilecek. İstanbul seçimleriyle ilgili destek istiyorlarsa bunu kamuoyuna açık bir şekilde yapsınlar. Irkçı faşist kitlesinden korkup kapalı kapılar ardından talep etmesinler. Daha sonra Kürtler değerlendirir ve “faydalarına” uygun kararı verir. Kimse Kürtlerin kararlarına ipotek koyamaz.

 

Cihat Emir Aykaç

13.05.2019