image
Rojhat Amedi Yazarlar
image

 

Erdoğan, Kürtlerin desteği ile kurduğu imparatorluğu, Kürtleri tasfiye ederek yürütebileceğini sandı ve bu yaklaşımı ile seçimlere gitti. Ama Kürtler ona kırmızı kart gösterdi. Cumhur ittifakı kaybetti, Kürtler kazandı ve kazandırdı.

70’li yılların Kürt hareketi, “Faşizme Karşı Birleşik Cephe” adı altında uzun bir süre CHP’ye destek verdi. Kürtler, CHP’ye bu desteği verirken, Cumhuriyet tarihi boyunca Kürtlere karşı geliştirilen tasfiye projesinin baş mimarının CHP olduğunu unutmuşlardı.

Sonra ANAP geldi. Rahmetli Özal’ın inisiyatifinde Kürt meselesinin çözümü ile ilgili bir süreç başladı ama uzun sürmedi. Türkiye Cumhuriyeti devletinin tepe kadrosu olmayı başaran Özal, başlatmak istediği süreçten dolayı resmen öldürüldü.

AKP’nin, Erdoğan’ın yıllar sonra başlattığı süreç, aslında Özal’ın yarıda bıraktığı süreçti. Ancak bu defa konjonktür biraz daha farklıydı. Türkiye eski Türkiye değildi, Kürtler de eski Kürtler değildi. Yani sürecin, Özal dönemine nazaran başarıyla devam etme şansı daha yüksekti. Kürtler bu konuda AKP’ye sonuna kadar destek verdi. PKK lideri Öcalan da, radikalizmde ısrar eden örgütünü ılımlılaşma konusunda ikna etmişti. Barış süreci zaten herkesin malumu…

Ne var ki Özal’ı infaz eden mantık tekrar devreye girdi ve süreci baltalamaya çalıştı. Hatta bazı Kürtlerin son aşkı haline gelen CHP de süreci baltalayan kesimin içindeydi. Diğer taraftan Türkiye’nin ‘derin’ güçleri, beri taraftan da Ortadoğu’nun başına bela olmuş İran rejimi devredeydi. Kasım Süleymani, Kandil cemaatini barış sürecini sonlandırıp savaşmaya ikna etmeye çalışıyordu.

Tam bu esnada hendek savaşları alevlendi.

PKK lideri Öcalan’ı devre dışı bıraktılar, HDP’yi tasfiye etmeye ve Erdoğan’ı da Özal gibi öldürmeye çalıştılar ve yeni bir dönemin işaret fişeği yanmaya başladı. 

Erdoğan’ın “yoldan çıkma” dönemi… ABD, AB ve Kürtlere kafa tutma dönemi… Bir süreliğine rafa kaldırdığı “Müslüman Kardeşler” felsefesine tekrar sarılma dönemi…

Son 3 yıldaki gelişmeler bize gösteriyor ki Erdoğan 180 derece değişmek zorunda değildi. Özal’ın hayatı ile ödediği süreç devam etmeliydi. PKK’nin eylemlerini dikkate almadan Kürt meselesinde başlattığı süreci yasal değişiklerle güvence altına alabilirdi. Ama yapmadı... Tercihini MHP ile ittifaktan yana kullandı.

Türkiye’de Kürtleri hedef almakla yetinmedi, Suriye Kürtlerini de hedef aldı. IŞİD’i Kürtlere tercih etti. Afrin’i işgal etti, ÖSO’yu yerleştirdi... Ve sonunda Kürtlerin en tabii hakkı olan bağımsızlık referandumuna karşı çıktı, Kerkük’ün Kürtlerin elinden çıkarılması planına dahil oldu. Güney Kürdistan ile olan ilişkilerini Bağdat üzerinden yürütmenin yöntemlerine başvurdu. 90’lı yılların Anti-Kürt projesi olan Türkiye ile Irak arasında doğrudan ticaret sağlayacak, Kürtleri devre dışı bırakacak Ovaköy-Bağdat hattı projesini tekrar gündeme getirdi. Gümrük memurlarını TSK’nın denetiminde Silopi’ye yerleştirip Kürtlerin can damarı olan İbrahim Halil Gümrük Kapısı’nı Bağdat’a teslim etmenin altyapısını oluşturdu.

Dönemin başbakanı Binali Yıldırım, “Barzani'nin anlayacağı dilden konuşmasını biliriz” dediği zaman, Kürtleri tasfiye edip artık bütün ilişkileri Bağdat üzerinden yürüteceğiz mesajını vermek istiyordu.

Binali Yıldırım’ın hakaret dolu sözlerini bir tek HDP’nin Türk milletvekili olan Ziya Pir, “Sayın Yıldırım, Barzani 6 dil biliyor, siz bunların hangisini konuşabiliyorsunuz” diye sorgularken, bazı AKP sevdalısı güneyli yarı entelektüel ve müşavirler ise, “Türkiye hiç olmazsa İran gibi gümrük kapılarını kapatmıyor” tespitleri ile mide bulandırıyorlardı.

Türkiye bu yaklaşımı ile müttefiki olduğu NATO ve AB’nin Ortadoğu siyasetine de ters düşüyordu.

Kürtler bütün provokasyonlara rağmen kurdukları yarı hükümet ve idareler çerçevesinde demokrasi ve hukuk anlayışının yeşermesine hizmet ederken, Ortadoğu’nun en istikrarlı bölgesini oluştururken, Türkiye sırf Kürtler gelişmesin diye bütün gelişmeleri baltalıyor ve onları tekrar Bağdat ve Şam’a teslim etmeye çalışıyordu.

Bu siyaseti sürdürebileceklerini sandılar, ama yanıldılar.

Erdoğan, Kürtlerin desteği ile kurduğu imparatorluğu, Kürtleri tasfiye ederek yürütebileceğini sandı ve bu yaklaşımı ile seçimlere gitti. Ama Kürtler ona kırmızı kart gösterdi. Cumhur ittifakı kaybetti, Kürtler kazandı ve kazandırdı.

Bu başarıda Kürtlerin HDP ile birlikte hareket etmelerinin payı büyüktür. Ancak kimsenin genel olarak Kürtlere ait olan bu zaferi kendi hanesine yazma hakkı yoktur!

Kürtler bu seçimde doğru-yanlış tespiti üzerinde durma yerine siyasi bir tercih yapmıştır.

Kürtler Erdoğan’a, “Siz bizi MHP ile imha etmeye çalışırsanız, IŞİD ve mafya örgütü ÖSO’yu Rojava Kürtlerine tercih ederseniz, Barzani’yi referandumdan dolayı cezalandırmaya çalışırsanız, biz de CHP veya benzeri partilere yeşil ışık yakıp iktidarınızı alaşağı edebiliriz” mesajını vermiştir.

Kürtler, Erbil’den Bağdat’a, Rojava’dan Şam’a, Diyarbakır’dan Ankara’ya ayar vermeye başladı bile.

Durum bundan ibarettir. Artık kimse Kürtlerle alay etme cüretini göstermesin.

 

Rojhat Amedî

04.04.2019