image
Lütfü Kıvanç Yazarlar
image

İnandığınız yola, gencecik hayatlarınızı verdiniz. Yüreği idealleri tertemiz gençler Düşmanın zulmünden kurtuluşu arayan özgürlük meşaleleri, korkmadan atıldınız ölümlere.

Bugünden yarına özgürlüğün hayallerini kurdunuz.

Ya düşmana köle, ya özgürlüğün onurlu ölümü dediniz. Çözümü dağlara yaslanıp düşmana direnmekti aradığınız.

Bir yandan bunca yıldır yoksul halkın sorunlarına ve gençliğin ileriye dönük umutsuzluğuna çare üretmeyen siyasetin aymazlığı, basiretsizliği ve bu yüzden devam eden kirli savaş konsepti.

Bir yandan red ve inkâr refleksleriyle ve bölünme Paranoyası ile sürdürülen devlet anlayışı.

Bir yandan özgürlük, demokrasi arayışları: Ne yazık ki bugün hala sizin dökülen kanlarınız üzerinden savaş baronlarının kirli hesapları ve siyasete rant devşirme çabaları devam etmektedir.

Sözün bittiği yerde bugün analar gününde Şili de Pinochet diktatörlüğüne karşı Nobel ödülü Paplu Nerudanın bir şiirini analara ve çocuklarına ithaf ediyorum.

OĞULLARI ÖLEN ANALARA AĞIT

Onlar ölmediler yok,  
Ateş fitiller gibi:  
Dimdik ayakta,  
Barut ortasındalar! 

Karıştı, bakır tenli  
Çayır çimene,  
Karıştı,  
O canım hayalleri:  

Zırhlı bir rüzgâr,  
Perdesi gibi;  
Bir set gibi:  
Kızgın çehreli,  

Göğüs gibi:  
Göğün görünmez göğsü gibi! 

Analar, onlar ayakta  
Buğday içindeler, onlar,  

Yücelerden yüce dururlar:  
Dünyayı doruktan seyreden,  
Bir öğle güneşi gibi.  
Bir çan darbeleri gibi,  

Onlar.  
Ölmüş gövdeler arasında,  
Zaferi çekiçleyen bir ses gibi  
Onlar,  

Kara bir ses gibi.  
Ey canevinden vurulmuş,  
Toz duman olmuş bacılar!  
İnanın oğullarınıza.  

Kök oldu onlar,  
Sade kök:  
Kan suratlı,  
Taşlar altında.  

Karışmadı toprağa,  
Dağılmış kemikçikleri.  
Ağızları ısırır hala,  
Kuru barutu  

Ve demir bir okyanus gibi,  
Titreşirler hala.  
Ben ölmedim der,  
Yumrukları; 

Yukarı kalkık yumrukları,  
Daha

Bunca yere düşmüşlerden,  
Yenilmez bir hayat doğar:  

Bir tek beden olur,  
Analar, bayraklar, çocuklar,  

Hayat gibi canlı tek bir beden;  
Bir yüz bekler karanlıkları,  

Ölü gözleriyle,  
Kılıcı dopdolu,  
Dünya ümitlerinden. 

Dursun

Dursun yas esvaplarınız.  
Yığın derleyin,  
Gözyaşlarınızı;  
Bir metal oluncaya kadar: 
Bununla vuracağız,  
Gündüz gece;  
Bununla çiğneyeceğiz,  
Gündüz gece;  
Bununla tüküreceğiz  
Gündüz gece  
Kin kapılarını,  
Kırıncaya kadar. 

Oğullarınızı bilirdim,  
Unutmadım acılarınızı.  
Ölümleriyle nasıl kıvandıysam,  
Hayatlarıyla da öyleyimdir.  
Onların gülüşleridir:  
Karanlık atölyeleri ışıtan.  
Her gün metroda, yanı başımda:  
Onların ayak sesleridir,  
Çın çın.  
Akdeniz portakallarında,  
Güney ağları içinde;  
Yapılarda,  
Basımevi mürekkeplerinde;  
Kalplerini tutuşur gördüm onların,  
Güçle, yangınla. 

Ben de sizler gibiyim, analar.  
Benim kalbim de yas dolu, ölüm dolu.  
Gülüşlerinizi öldüren kanla,  
Serpilip gelişmiş;  
Bir orman gibidir kalbim.  
Günlerin kahredici yalnızlığı,  
Uyanışın sisli öfkeleri  
Girmiştir içine. 

Susamış sırtlanları,  
Bitip tükenmez ürmeleriyle  
Afrika’dan gürleyen hayvan sesini;  
Öfkeyi, iniltileri, hoş görmeleri,  
Bırakın, bir yana bırakın.  
Ölümün ve tasanın  
Çemberinden geçmiş analar,  
Doğan ulu günün ortasına bakın:  
Bu topraktan güler ölüleriniz.  
Kalkık yumrukları titrer,  
Buğdayın üstünde,  
Bilesiniz. 

 Pablo NERUDA

 

Lütfü Kıvanç

14.05.2019