image

PeyamaKurd - Dünyanın dört bir yanındaki Hristiyanlar, Türkiye'nin Ayasofya’yı camiye dönüştürmesi kararından sonra büyük bir öfke içine girdi.

Amerikan Katolik Üniversitesi Devlet Araştırmaları Merkezi kıdemli araştırma görevlisi ve genel müdürü  William S. Smith gelişmeye dair Amerikan Spectator dergisindeki makalesinde “Okuyucu, Ayasofya’nın dönüştürülmesinin sorumluluğunun Türkiye Cumhurbaşkanı Erdoğan’da değil, Türkiye’de olduğunu söylediğimi fark etmelidir. Bu ayrım önemlidir, çünkü Orta Doğu ile ilgili dış politikamız Samuel Huntington'ın 'İslami Yeniden Diriliş' olarak adlandırdığı şeyi anlamada başarısız olmuştur. 

İslam'ın tarihi bir yeniden uyanışa sahne olduğunu ve Batı'ya karşı düşmanlığının keskinleştiğini kabul etmek yerine, İslam-Batı gerginliğini bir avuç kötü adamla sınırladık: İran'daki Ayetullah Humeyni, Afganistan'daki Usame bin Ladin, Irak’ta Saddam Hüseyin, Suriye'de Beşar Esad ve son zamanlarda General Kasım Süleymani. Ayasofya'nın dönüşümü ile bazı dış politika yorumcuları Cumhurbaşkanı Erdoğan'ı da listeye eklemek istiyor” ifadelerini kullanıyor. 

“Müslüman George Washington’lar ortaya çıkacaktı…” 

Smith, dış politikanın dümenindeki kötü adamların Amerikalı politika yapıcıları Orta Doğu’ya yeterli sayıda drone, komando ve deniz piyadesi gönderilince ve bu kötü adamları devre dışı bırakınca İslam-Batı dostluğunun gelişeceği konusunda yanlış yönlendirdiklerini ifade ederek, “Bu şekilde demokrasiler ortaya çıkacak, anayasal sözleşmeler yapılacak, Müslüman George Washington’lar ortaya çıkacaktı. Tabii ki bunların hiçbiri gerçekleşmedi” diyor. 

Türkiye için ne yapmalıyız? sorusunun neden gündeme geldiğine” ilişkin de değerlendirmelerde bulunan Smith şöyle devam ediyor: 

“İslami yeniden uyanış Türk kültürüne nüfuz ettiği için “Batı” ittifakının ve NATO'nun en rahatsız edici üyesi olmaya başladı. Soğuk Savaş'ın sona erdiği dönemde NATO dağılmakta olan Balkanlar'da barış sağlamaya çalışırken, Türkiye Bosnalı Müslümanlara kaçak yollardan silah temin ediyordu. Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne üyelik başvurusu, Avrupalıların, özellikle Almanların, Türkiye'nin insan hakları sicilinden duydukları rahatsızlıktan dolayı reddedildi. 2003 yılında, Türk Parlamentosu ABD'nin Irak'ı Türkiye'deki üsleri kullanarak işgal etme talebini reddetti. 

Son zamanlarda, Türkiye Rus hava savunma sistemlerini satın aldı; Batı Avrupa'ya daha fazla Suriyeli mülteci göndermekle tehdit ediyor; Türk donanması Libya'ya silah ambargosu uygulamaya çalışan Fransız gemilerini taciz etti. 

Türkiye ve NATO arasındaki en ciddi ihlal belki de Türk ordusunun, ABD'nin IŞİD’le mücadelesinde en iyi müttefiki olan Kürt savaşçıları yok etmek için Suriye'ye saldırı başlatmasıyla ortaya çıktı. Senatör Lindsey Graham, bu saldırı için Türkiye'yi NATO'dan uzaklaştırmakla tehdit etti.”

“Sözde laik Türkiye dönemi sona erdi kesin bir şekilde daha İslamiler” 

“Türkiye'nin İslam medeniyetinin öncülüğünü yaptığı ve NATO'nun önceliklerinin muhtemelen kendisi için bu kadar önemli olmadığı aşikar mıydı?” diye soran Smith, “Sözde laik bir Türkiye dönemi sona erdi ve Türk milleti şimdi karakter ve kültür olarak kesin bir şekilde daha İslami. Bu gelişmeyi göz önünde bulundurarak Soğuk Savaş sırasında Sovyet komünizmine karşı gösterdikleri destek için teşekkür etmeli ve NATO'dan çıkmalarını kolaylaştırmalıyız” diye belirtiyor. 

“NATO ittifakı, eğer hayatta kalmak istiyorsa, anayasal özgürlükler ve hukukun üstünlüğü gibi Batı medeniyetinin en yüksek değer ve geleneklerini temel alan bir ortaklık olmalıdır” iddiasını dile getiren Smith, “NATO’nun varlığı için başka hangi olası bir gerekçe var?

Şimdi Ayasofya camiye dönüştürüldüğüne göre, Türkiye'nin Batı değerlerine sahip Batılı bir ulus olmasını istiyormuş gibi davranmayalım. Geçmişteki ortaklığımız nedeniyle Türkiye'yi atmayı bir gaye olarak değil, İslam'a dönüşlerinin kendi uluslarına fayda sağlayacağını umarak atmalıyız. Ve sonra, hoş karşılanmadığımız Orta Doğu'dan çıkmalıyız” çağrısında bulunuyor.