image

PeyamaKurd - Demokrasi ve Atılım Partisi (DEVA) kurucusu Ali Babacan partisinin yok haritasını geçtiğimiz günlerde sundu. Babacan, Kürtlere  ilişkin konuştuğu bölümde ‘Kürt sorunu, YPG ve herkesin özgürce kullanabileceği bir dil’ konularına yönelik konuştu. 

YPG‘ye desteği kesin ısrarı” 

Suriyeli Kürtlerin siyasal ve askeri yapılanması olan PYD ve YPG'nin 'terör örgütü' olarak tanımlandığı programda ABD ile stratejik ortaklık ve müttefiklik konusunda yeniden diyaloğa girileceği belirtilirken "FETÖ ve PYD/YPG gibi terör örgütlerine bazı ABD makamları tarafından verilen desteğin kesilmesi konusunda ısrarcı olacağız" ifadesi kullanıldı.

Babacan, PYD ve Halk Savunma Birliklerini (YPG) terörist örgüt olarak adlandırdı ve ABD’nin onlarla olan ilişkilerinin sonlanması ve kesilmesi için çaba harcayanlarını belirtti. Babacan, terör örgütü IŞİD ile savaşta en ön cephede insanlık düşmanlarına karşı savaşan ve onbinlerce savaşçısı hayatını kaybeden Türkiye’nin ısrarla YPG dediği ama aslında YPG’nin ana omurgasını oluşturduğu Demokratik Suriye Güçleri’nin (DSG) ABD’nin karadaki kilit müttefiki olduğunu iyi biliyor. 

Siyasi oluşumların bu tarz retoriklere başvurması strateji olarak adlandırılırken aslında bir gerçekliğe de gönderme yaptıkları biliniyor. DEVA Partisi, programını tıpkı eski partilerde olduğu gibi Kürtlerin, yokluğu üzerine üzerine tesis etmiş durumda. Bu durumu yaptıkları açıklamalardan anlamak zor olmasa gerek. Kürtlerin geneli olmasa da bir kısmı artık birçok şeyin farkında ama maalesef geneli Türklerin, Kürtleri boğma imparatorluğunun stratejisini anlamış değiller. 

Sadece Babacan değil, Gelecek Partisi Kurucusu Ahmet Davutoğlu’nun da Kürt ve Kürtlerin derdine yaklaşımı aynı. Bundan farklı değil. Bu noktada önemli olan onların Kürtleri yanlarına çekebilmek için politika üretmeleri değil aksine Kürtlerin, onları politika üretmeleri için yönlendirebilmesidir. 

Anadil ve müphemlik” 

Programda yer alan anadil açıklamasında ise şu sözler yer aldı:  

Resmi ve ortak dilimiz olan Türkçe’nin iyi öğretilmesi esas olmakla birlikte anadile ilişkin talepleri, vatandaşlarımızın kültürel farklılıklarının tanınması, temel bir insan hakkı ve pedagojik bir gereklilik olarak ele alıyoruz. Bu itibarla, anadil hakkı kapsamında bütün vatandaşlarımızın anadillerini kullanmaları ve geliştirmeleri için gerekli düzenlemeleri yapmayı hedefliyoruz.”

Burada Kürtçe’ye dair bir ibare de yer almıyor. Anadillerin kullanılması deniyor. Burada önemli olan nokta Kürtçe’ye dair özellikle bir açıklama yapılmamasıdır. Çünkü Türkiye’de en çok yok sayılan, inkar edilen ve birçok talebe rağmen hala bir çalışma yapılmayan dildir Kürtçe. 

Babacan’ın DEVA’sı, Kürtçe de eğitim dili olmalı demiyor. Anadiller diyerek müphem bir siyasi retorik kullanıyor. Eğitimde Türkçe esas dil olacak ve bu doğrultu üzerinden hareket edilecek ama anadiller rahat konuşulacak ifadesi ile ne(ler) kast ediliyor o da meçhul... 

Bir anadilin rahat konuşulabilmesi ve hor görülmemesi için önce eğitime entegre edilmesi ve her mecra ile her insana benimsetilmesi gerekiyor. Hatta o dilin rahat konuşulabilmesi de bu yoldan geçiyor. Artık değişen dünya düzeni ve küresel teknoloji çağında Kürtçe’nin önüne engel koymak, bir dil olarak kabul görmemek vs... Bunlar gülünç karışlanıyor. 

Güney Kürdistan ile ilişkiler” 

Bir parti kurucusu ise yaptığı açıklamada Güney Kürdistan ile olan ilişkilere çok değer verdiklerini söylerken, Türkiye’nin alışılagelmiş kürt nobranlığı çerçevesinde Irak’ın toprak bütünlüğü dahil, merkezi hükümetin güçlenmesi savunuyordu. Yani Erbil’in, Bağdat’ın hakiki bir ortağı olduğu gerçeği atlanıyor ama ona bağlı kalması savunuluyor. Oysa hem siyasi hem ekonomik hem insan ve azınlık haklarını koruma ve istikrarı sağlamada Kürdistan Bölgesi, Bağdat hükümetinden kat be kat gelişmiş ve ileridir. 

Türklerle beraber hareket eden sözümona Kürt siyasileri hala bu gerçeği göremiyor veya çıkarları için görmezden geliyorlar. 

Türkiye’nin sorunlarına DEVA olmak isteyen yeni parti, daha başlangıç aşamasında sorunlara beklenen yanıt olamayacağının sinyallerini veriyor.

Söz konusu bu yenilikçi parti, AKP’nin başlangıçta gösterdiği siyasi cesareti dahi gösteremiyor. Hatta 90’lı yıllarda Cem Boyner’in siyasi refleksinin %10’unu dahi gösteremiyor. 

Bazı Kürtlerin hala bu gerçeği görmeyip çıkarları uğruna böylesi “Yenilikçilerin” yanında bulunmaları gerçekten vahim. Söz konusu parti programı açıklamaları vesilesi ile ne pahasına olursa yeni bir oluşum/parti bekleyen “Siyasi Kürtlerin” umudu yine hayal kırıklığına uğramış gibi görünüyor.