image

PeyamaKurd - Birleşik Arap Emirlikleri'nde yayın yapan İngilizce gazete The National, "Erdoğan ne istiyor: Türkiye'nin Suriye ve Rojava’da askerleri var” başlıklı bir haber yayımladı. Söz konusu haberde, Türkiye’nin Suriye politikasının nasıl şekillendiği ve daha sonra bölgesel konjonktüre göre nasıl dönüşüm geçirdiği aktarılıyor. 

Haberde dikkat çeken iki ayrıntı bulunuyor. Birincisi, Erdoğan’ın 2015’te Batı’da yıldızı parlayan HDP’nin oy almasıyla beraber  popüler konuma gelmesi ile mecliste çoğunluğu kontrol edemeyerek PKK ile yaptığı çözüm sürecini bozması ve MHP ile birleşerek Rojava’da Demokratik Suriye Güçleri’ne (DSG) karşı mücadeleye yoğunlaşması. 

İkincisi ise; Erdoğan’ın Suriye’de iç şiddet ve baskılar artınca rejimi ‘İslam merkezli bir hükümetle’ değiştirilebileceği umuduyla Türkiye’nin radikal/muhalefet gruplarına destek vermesini sağlamaya ittiği” konusu olarak göze çarpıyor. 

“Türkiye’nin Suriye politikası nasıl yönlendirildi?"

Ankara'nın Suriye politikası büyük ölçüde ülkedeki iç politikalar tarafından yönlendirildi. Son askeri yaklaşım da bundan farklı değil.

Türkiye'nin Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan için bölgesel hedefleri ve yerel koşulları, Suriye’de yaşanan dokuz yıllık savaş boyunca değişti. 2011 yılının baharında Suriye genelinde yaygın gösteriler başladığında Erdoğan, yakın bir ilişki içinde bulunduğu Suriye Cumhurbaşkanı Beşar Esad'ı reformu tanımaya çağırdı.

“İslam merkezli hükümet umudu”

Ancak protestoculara yönelik şiddetli baskılar artınca Erdoğan, rejimi ‘İslam merkezli bir hükümetle’ değiştirilebileceği umuduyla Türkiye’nin radikal/muhalefet gruplarına destek vermesini sağladı.

Türkiye hala Esad'da öfkesini dile getirirken, Rus ve İran desteği  ile Suriye rejiminin Suriye'nin çoğunu geri aldığını ve hayatta kaldığını gördü.

İdlib eyaleti, sert ve aşırı gruplar da dahil olmak üzere muhalif kesimlerin son kalesi olmayı sürdürüyor. Türk güçleri ve müttefik radikal milisler ise, Halep eyaleti ile Rojava’nın bazı bölümlerini kontrol ediyor.

Ankara, bölgedeki otoritesini iddia etmesine rağmen, Suriye politikasının büyük kısmı ülke içi faktörlerlerden kaynaklanıyor.

“MHP ile birleşerek, DSG’ye odaklandılar”

Erdoğan'ın Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) Haziran 2015'te meclis çoğunluğu kazanamadı. Bunun nedeni kısmen Türkiye'nin batısındaki seçmenlere hitap ederek tabanını genişleten Halkların Demokrat Partisi'nin (HDP) yükselişiydi.

AKP bu noktadan sonra, PKK ile barış sürecinden vazgeçti ve müzakerelere şiddetle karşı çıkan Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) ile güçlerini birleştirerek daha milliyetçi bir tutum benimsedi. Bu birleşim, Türkiye’yi Demokratik Suriye Güçleri (DSG) ile mücadeleye odakladı. 

Türkiye 2016 yılında, Kürtleri ve terör örgütü IŞİD’i hedef alan üç askeri operasyondan ilkini başlattığını açıkladı. Fakat söz konusu operasyonlar Halk Koruma Birlikleri’ni (YPG) özellikle hedef aldı.

“Ekonomi ve mülteci sorunu krizi”

Diğer yandan Türkiye 2018 yazında ekonomik bir krizle karşı karşıya kaldıkça, mülteci nüfusu ile halkın sabrı zayıflamaya başladı ve önemli bir siyasi sorun haline geldi.

Bu durum Erdoğan'ın DSG’nin kontrol ettiği ve Kürtlerin yaşadığı topraklara 2 milyona yakın mültecinin yerleştirilmesi planına yol açtı; fakat bu uluslararası eleştiri karşısında solmuş gibi görünen bir plan.

İdlib'de mevcut Suriye hükümeti saldırısıyla, Türkiye sınırına kaçan siviller, Türkiye’de yeni bir ‘göç akını korkusunu’ canlandırdı. Birleşmiş Milletler’e (BM) göre, son iki ayda yarım milyondan fazla insan yerinden edildi.

“Erdoğan, Suriye’yi uyardı”

Türkiye, Suriye rejiminin ilerlemesini yavaşlatmak için (Askerlerinin ölümü pahasına) açık bir girişimde bulunarak İdlib'e yerleştirilen birliklerini güçlendirdi. 

Yeni bir anayasa çerçevesinde yeni bir Suriye çağrısı yapan Erdoğan, söz konusu saldırının ardından “Hiçbir şeyin aynı olmayacağı” uyarısında bulundu. 

Çeviri | PeyamaKurd