image

PeyamaKurd - Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Türkiye'nin Suriye’nin kuzeyindeki (Rojava) askeri operasyonları hakkında ne düşünüyor? Gelişmelerden memnun mu? Kararlarından ve uluslararası toplumun tepkisinden ne gibi dersler aldı? Bu sorular bundan sonra Suriye'de nasıl hareket edebileceğini değerlendirmek için değil, aynı zamanda Doğu Akdeniz’de de bizi ilgilendiren önemli sorular.

Yunan Kathimerini Gazetesi’nde Atina Panteion Üniversitesi'nde Uluslararası Hukuk ve Dış Politika Doçenti, aynı zamanda bir milletvekili olan Angelos Syrigos imzalı, “Türkiye’nin Suriye operasyonu başka bir ışıkta” başlıklı bir analiz yayınlandı.

Söz konusu analizde Erdoğan’ın Rojava operasyonuna uluslararası tepkilerin az olmasından dolayı Doğu Akdeniz’de de aynı faaliyetleri uygulayacağı iddia ediliyor. Yazar, Erdoğan’ın Suriye operasyonunda hedefinin küçük bir kısmına ulaştığını, beklenen tepkilerin verilmediğini ve Doğu Akdeniz’de de en iyi bildiği şeyi yapacağını (Amaçlarına uygun ve kuralları çiğneyerek) öne sürüyor.

Kürt savaşçılara önemli bir darbe vurulmamış’

İlk bakışta Erdoğan’ın Suriye’de, hedeflediği alanın sadece küçük bir kısmını başarmış olduğu gözüküyor, zira istediği alanın sadece yüzde 20'sinin kontrolünü eline almayı başardı. Aynı zamanda, alınan bu bölgeler Türkiye-Suriye sınırının en kurak bölgesi olduğundan, ülkesindeki 2-3 milyon mültecinin önemli bir bölümünü göndermesi de pek mümkün değil. Türkiye'nin operasyonları aynı zamanda Kürt savaşçılara da önemli bir darbe vermemiş gibi görünüyor. Kürtler, ABD’nin çekilmesinden ve Rusya ile Türkiye arasındaki anlaşmadan sonra; Türklere karşı savaşmak amacıyla Esad ile güçlerini birleştirecek gibiler.

ABD Kürtleri terk etse de, IŞİD lideri Ebu Bekir El Bağdadi'ye karşı operasyon, Kürt kuvvetleriyle işbirliği içinde gerçekleştirildi. Son gelişme ise dikkat çekici. Demokratik Suriye Güçleri (DSG) komutanı olan Mazlum Kobani ( Bir zamanlar Abdullah Öcalan’a yakındı) Ankara’nın karşı çıkmasına rağmen, Washington’u ziyaret etmeye davet edildi.

‘BMGK sunumlarındaki haritalar ile niyetlerini açıkladı’

Fakat Erdoğan tarafından benimsemiş olan başka bir bakış açısı var. “Barış Pınarı Operasyonu” yani Suriye’deki bölgeleri kontrolü sağlamaya çalışan üçüncü Türk saldırısı. Türkiye Cumhurbaşkanı, Eylül ayında Birleşmiş Milletler Genel Kurulundaki (BMGK) sunumlarına haritalar getirerek Suriye’deki niyetlerini açıkladı. Sınır alanına yakın yerde (etnik temizliğin yapılması planlanan konum) bölgeden sürülecek insanların endişelerini kimse dile getirmedi ve kayıtlara geçmedi.

Saldırı başladığında ise kendisine verilen uluslararası tepkiler cüretsizdi.  Avrupa Birliği, operasyonu kınayan açıklamalar yaptı, ancak yaptırım uygulamasına gelince pek sertleşmedi. Türkiye'ye silah satışı konusunda Pan-Avrupa düzeyinde yasaklama anlaşmasına varılmadı.  Bazı ülkelerin kendi kararları bile devam etmekte olan sözleşmelerden ziyade gelecekteki satışlarla ilişkin idi. İki Türk bakana karşı Amerikan yaptırımları da yetersiz biçimde uygulandıktan 15 gün sonra kaldırıldı.

İki büyük güç (ABD-Rusya), Suriye topraklarının 30 kilometre derinliğinde, Türkiye'nin hayati çıkarlarının olduğunu kabul etti. Böylece Kürt güçleri bölgeden çekilmek zorunda kalırken, Türkiye Suriye sınırları içerisinde askeri olarak faaliyet gösterme kabiliyetini elde etti. 

Türkiye sınırının Suriye tarafı boyunca ortak Rus ve Türk devriyeleri yapılmaya başlandı.

‘Suriye'ye olduğu kadar Doğu Akdeniz'e de olabilir’

Erdoğan’ın Kuzey Suriye (Rojava) operasyonundan öğrendiği şey, kalması için hiçbir neden olmayan uluslararası bir oyuncu olduğudur. Bu operasyon uluslararası hukukun açıkça bir ihlali olsa bile, inisiyatif alması sağlandı. Erdoğan, çizginin aşağısında, başka bir (yasadışı) girişimin daha fazla kazanç sağlayabileceğine inanıyor olabilir. 

Bu Suriye'ye olduğu kadar Doğu Akdeniz'e de olabilir. Suriye'de açtığı cephe sakinleşmeye yakın. Bu da ona, Akdeniz'e en iyi şekilde odaklama şansı veriyor: Amaçlarına uygun ve kuralları çiğneyerek.


 

Çeviri | PeyamaKurd