image

PeyamaKurd - Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın 2003 yılında Türkiye'de iktidarı üstlenmesinden ve partisinin devlet kurumlarını kontrolünden bu yana NATO'nun liberal ve demokratik değerleriyle tutarsız, baskıcı ve otoriter bir politika uyguluyor. 

Bu politika 2016 yılında ülkede yaşanan darbe sonrası etkisini arttırdı. Erdoğan insan haklarının ihlali ve özgürlüklerin bastırılmasına yoğunlaştı ayrıca İran, Rusya gibi otoriter rejimlerle ittifaklar kurdu. 

Diğer yandan bölgedeki kaos faaliyetlerine de adını yazdırdı, NATO’ya, ABD güvenlik stratejisi ve jeopolitik çıkarlarına meydan okudu. Ama bu politikanın NATO ülkeleri ve müttefikleri için ciddi sonuçları bulunuyor. Türkiye’nin, uluslararası hukuka ve demokrasiye aykırı politikalara geçişi büyük bir problemler oluşturmaktadır.

Modern Diplomacy sitesi yazarı John Saleh, “NATO ilkeleri ve Türkiye’nin otoriter politikası” başlığı ile bir analiz kaleme aldı. Yazar Türkiye, yönetim sistemini diktatörlüğe ve radikal İslami köktendinciliğe dönüştürdü. Erdoğan da otoriter bir yapıya dönüşerek demokrasi ve NATO ülkeleri için bir tehdit konumuna geldi diyor. Yazar aynı zamanda bunların Türkiye’nin ana politikası olmadığını kararların Erdoğan’a bağlı olduğunu belirtiyor. 

Neo-Osmanlıcılık, sorun ve riskler

Erdoğan, Neo-Osmanlıcılık hülyası ile Orta Doğu ve Avrupa'yı kontrol altına alarak Osmanlının eski ihtişamını geri kazanması için Türkiye ve dünyadaki Müslümanların sultanı olmak adına büyük isteklere sahip. 

Bu bağlamda ülkeyi kontrol etmek için Türk anayasasını değiştirdi, muhalifler ile sivil örgütlere karşı şiddetli bir politika izledi, ifade özgürlüğünün ve basın özgürlüğünün bastırılması, Kürtlerin üzerine gidilmesi ve tutuklanması üzerine çalıştı. Bu politika aynı zamanda demokrasinin gerilemesi ve otoriter modelin yükselişidir. 

Ayrıca Suriye'de IŞİD ile savaşan NATO-ABD müttefikine (Kürt Kuvvetleri) müdahale etti ve radikal grupları desteklemeyi seçti. Cihatçılara, El-Nusra, El Kaide ve Suriye rejimine Kürtlerle savaşın talimatları verdi. Ayrıca Libya'ya Müslüman Kardeşler'in de desteğiyle radikal grupları göndererek Yunanistan, Kıbrıs ve NATO ülkelerinin hamlelerine müdahale etti. 

Türkiye aynı zamanda Avrupa Birliği'nin uyarılarını göz ardı ederek Akdeniz’de petrol ve doğal gaz arıyor. Bu durum, bölgedeki istikrarsızlığa katkıda bulunarak Türkiye, ABD ve NATO arasındaki ilişkilerde büyük bir gerilim oluşturdu. NATO'nun demokratik değerlere dayalı hedeflerini karşına alma, istikrar ve barışa engel koyan, hukukun üstünlüğünü yok sayan Erdoğan’ın politikasıdır. Türkiye’nin değil. 

“NATO üyeliğinden faydalanıyor” 

Erdoğan, ülkesinin NATO üyeliğinden faydalanıyor ve bölgedeki savaşlara sürüklüyor. Onlara Türkiye'deki NATO askeri üslerini kapatma tehdidini dayatmaya çalışıyor. 

Ayrıca NATO için bir tehdit olmasına rağmen Rusya'yı bir müttefik olarak görüyor. NATO ve Amerika'dan gelen uyarılara rağmen Rus füzelerini satın aldı.  Bu hamle, Rusya'nın NATO'nun savunma ve güvenlik stratejisini gözetlemesine ve sabote etmesine, Amerikan savaş uçaklarının yeteneklerini bilmesine izin verecek tehlikeli bir gelişmedir. 

İşte tüm bunlar her yerde düşmanca ilişkiler yarattı. Türkiye, yönetim sistemini diktatörlüğe ve radikal İslami köktendinciliğe dönüştürdü. Erdoğan da otoriter bir yapıya dönüşerek demokrasi ve NATO ülkeleri için bir tehdit konumuna geldi. 

“NATO'nun Türkiye politikası"

Avrupa'yı Sovyetler Birliği'nin nüfuz ve müdahale alanının daha da genişlemesinden korumak, NATO üyeliğini 1952'de Türkiye'yi de kapsayacak şekilde genişletmenin ana argümanıydı. Türkiye de Avrupa kulübünün bir parçası olmaya çalıştı ve Batı'ya yaklaştı. Bu nedenle, ABD'nin konvansiyonel ve nükleer güçlere sahip Türkiye'deki askeri varlığı, Sovyet tehdidine ve Orta Doğu'daki istikrarsızlık ve çatışmaların potansiyel etkilerine karşıydı. 

Türkiye, Doğu ile Batı arasındaki stratejik konumu nedeniyle NATO'nun önemli bir üyesidir. Rusya’nın Akdeniz'e ulaşmasını önlemek için Çanakkale Boğazı'nı kontrol ediyor. Diğer yandan Amerikan’ın İncirlik’te üssü bulunuyor. NATO'nun askeri ve mali görevlerini destekliyor. İşte bundan dolayı Erdoğan, NATO’ya karşı bunlardan yararlanıyor. 

1949 NATO Antlaşması'nın önsözünde NATO üyelerinin “halkının özgürlüğünü, ortak mirasını ve medeniyetini, demokrasi, bireysel özgürlük ve hukukun üstünlüğü ilkelerine dayanarak korumaya kararlı oldukları” belirtiliyor. 

Bu yüzden NATO üye ülkeleri Türkiye'de meydana gelen değişikliklerden çok endişe duyuyorlar, ancak NATO yine de Türkiye ile olan ilişkisini korumaya özen gösteriyor ve Türkiye’nin ittifaktan ayrılmasına sıcak bakmıyor. 

Çünkü Türkiye'ye yönelik olumsuz bir politika ittifakın imajını ve misyonunu karartabilir, demokrasi ile hukukun üstünlüğünü daha da zayıflatabilir. 

“Sonuç olarak…”

NATO'nun Erdoğan'ın liberal ve demokratik değerlere düşman otoriter politikalarına ve İran ile işbirliğine sessiz kalması durumunda, Rusya’nın da (Suriye’deki savaş suçlarının ve Kürtlerin etnik temizliğinin yanı sıra Libya'ya müdahalesinin olduğu yerlerde) suçlu ve sorumlu olduğunu göreceğiz. 

Bu durum aynı zamanda NATO’yu, ittifaka üye ülkeleri savunmak için savaşa itecek. Bu istikrarsızlık İran ile Rusya’nın, Türkiye’nin NATO'nun güvenlik ve askeri ilişkilerini etkileme olasılığını  da beraberinde getirecektir.


Çeviri: PeyamaKurd