image

PeyamaKurd - Kürdistan coğrafyasında yaşanan her olumsuz gelişmenin ana kaynağının ‘Barzaniler’ olarak lanse edilmesinin bir adet haline gelmesi birçok açıdan hidayete erdirilmesi gereken bir konudur. Yerel siyasetten, bölgesel siyasete, Avrupa Parlamentolarından, kitle iletişim araçlarına dek varan bir ağ üzerinden, sanki kurulu bir sistemle ‘Barzanileri ve KDP’yi’ her olayın sorumlusu şeklinde göstermek özellikle PKK ve Apocu felsefe ile donatılmış kişiler için gayet elzem bir durumdur. 

Bu durum özellikle Apocu felsefeyi dogmatik bir ideoloji haline getirip bu minvalde çalışan şahıslar için en kutsal görevlerden biri olarak kabul görmektedir. Söz konusu yazılanların yakın tarihteki örnekleri çokça vardır. 

İsimler değişse de sistem aynı program üzerinden ilerliyor” 

Misal geçtiğimiz günlerde Aldar Xelîl’in Pêşmergelere ‘çete’ demesi bunlardan bağımsız değildir. Çünkü onların hedef kitleye yansıttığına göre Pêşmerge bir güç değil ‘Barzanilere ait bir kuvvettir, hatta daha ileri gidersek milistirler.’ Fakat bu yanlıştır. Çünkü Pêşmerge NATO destekli, Koalisyon eğitimli ve Avrupa donanımlı bir kuvvettir. İşin gerçeği budur. 

Diğer bir örnek ise Demokratik Birlik Partisi (PYD) Eş Başkanlık Konseyi Üyesi Salih Müslim’in 12.19.2020 tarihinde verdiği röportajında Roj Pêşmergelerine yönelik ‘Rojava’yı kuşatan güçler’ ifadesinde gizlidir. Birçoğunuz belki siyasette kullanılan sözlerin gücünün farkında olmayabilir ama siyaset aynı zamanda sözcüklere gizlenmiş bir disiplin olarakta bilinir. 

Rojavalı Müslim’in, tamamının Rojavalılardan oluşan ‘Roj Pêşmergelerine’ ilişkin ‘kuşatma’ ifadesi kullanması kendi kitlesini ‘Pêşmerge ve KDP’ lehine harekete geçirme ve onları farklı şekilde tanıtma gayesidir.’ 

Müslim aynı şekilde röportajında Kürdistan Bölgesi Başbakanı Mesrur Barzani için de, “Mesrur Barzani gibi birisini Kürtlerin başına bela ettiler.Sürekli olarak Rojava’ya dil uzatıyor” cümlesini kurmuş ve o günlerde Kürt kamuoyundan tepkiler almıştır. 

Bilinmelidir ki Mesrur Barzani ‘Rojava’ya’ değil ‘Rojava’ya yerleşip Kürtlerin hakkını gasp eden sözde Kürtleri eleştiren birisidir.’ Ki onun göreve geldiğinden bu yana Kürdistan için yaptıkları kanıtları ve belgeleri ile ortadadır. 

Pêşmergelere KDP milisleri deme cesareti nereden geliyor?” 

Gel gelelim en sorgulanması ve yanıt verilmesi gereken detaya. Alman Sol Partisi Parlamenteri ve radikal PKK destekçisi Sevim Dağdelen’in Alman Parlamentosu’nda ‘Pêşmerge ve Barzanilere’ dair yaptığı konuşma öyle kabul edilemezdir ki, nefret dili bir yana, kin ve öfke dilinin vücut bulmuş hali olarak karşımıza çıkıyor. 

Dağdelen’in geçtiğimiz Ekim ayında Alman Parlamentosu’nda Fransa’nın Nice kentindeki IŞİD saldırısına ilişkin yaptığı konuşmada konuyu Erdoğan’dan Şengal’e oradan da Barzani ve Pêşmergelere bağlaması bir hayli düşündürücüdür. 

Dağdelen konuşmasında, “İslam Devletinin, 2014’te Kuzey Irak’ta (Başûr) Sincar’i (Şengal) işgal ettiği dönemi hatırlayalım. İslam Devletinin Sincar’a yaklaşırken ve ‘KDP milisleri’ de bölgeyi terk ederken, YPG’nin cesur savaşçıları onlarca Ezidiyi katliamdan kurtarmıştı. Ama şimdi, Irak hükümeti ve Barzani aşireti arasında Ezidi soykırımını önleyen güçleri bölgeden kovmayı hedefleyen bir anlaşma imzalandı. Erdoğan, kendisinin de teşvik ettiği bu anlaşmayla doğrultusunda Irak ve Suriye’deki Kürtleri daha geniş saldırılarla tehdit ediyor. Sanırım, siz bunu desteleyemezsiniz baylar bayanlar” ifadelerini kullanıyor. 

IŞİD Kürdistan'a saldırıp ve Kürdistan topraklarının önemli bir kesimini tehdit ederken Almanya gibi ülkeler IŞİD’in bu tehdidine karşı Pêşmerge güçlerine silah yardımı kararı almıştı. Dağdelen ve benzeri isimler ise Alman Hükümetinin bu kararına karşı çıkıp bazı grupları parlamento önüne toplayıp ‘Pêşmerge’ye silah yardımına hayır protestosu’ yapmıştı. 

İlginçtir ki bir Türk olan Yeşiller eski eş genel başkanı, Almanya Federal Meclis milletvekili Cem Özdemir ise bu sözlere karşılık, Kürt Dağdelen ve türevlerine yönelik, “Almanya Pêşmerge’ye silah vermesin de onların güreş minderinde mi IŞİD’e karşı savaşmasını beklesin” yanıtını vermişti. 

Konuşulan dilin birbirinden hiçbir farkı yoktur” 

Dağdelen’in Pêşmergelere ilişkin ‘KDP milisleri’ ifadelerini kullanmasının, Aldar Xelil’in Roj Pêşmergelerine ‘çete’, demesinin Salih Müslim’in ‘Rojavayı kuşattılar’ demesinden hiçbir farkı yoktur. Dağdelen’in KDP milisleri dediği Pêşmergeler bir ülkenin, bir milletin yalçın savaşçıları, bir milletin güvenlik güçleridir. Ayrıca milis dediği Pêşmergeler, Kobanê’de bitap düşen YPG’nin de yardımına erişmiş Kürt bir kuvvettir. 

Açılamada ‘Barzani aşireti’ ifadesini kullanan bu şahış herhalde Barzanilerin diplomatik ilişkiler konusunda Beyaz Saray’dan, Kremline, Alman Federal Meclisi’nden, Birleşik Krallık Parlamentosuna uzanan bir politika ağına sahip olduğunun ya farkında değil ya da Kürtlerin uluslararası temsilini kabul etmekte zorluk çekmektedir. 

Şengal Anlaşmasına da taş atmaktan geri kalmayan Sol Partili Dağdelen, “Irak hükümeti ve Barzani aşireti arasında Ezidi soykırımını önleyen güçleri bölgeden kovmayı hedefleyen bir anlaşma imzalandı. Erdoğan da bunu teşvik etti” iddiasında bulunuyor. Oysa Şengal Anlaşması kimseyi bölgeden kovmayı amaçlamıyor aksine o güçlerin Şengal’deki absürt hegemonyasına son vermeyi, bölge halkını huzurlu bir şekilde yerlerine döndürmeyi hedefliyor. 

Sevim Dağdelen’in bu açıklamalarını yeni duyanlar olabilir. Ama söz konusu şahıs aynı zamanda çıktığı her televizyon programında da Başkan Mesud Barzani’ye yönelik ağza alınmayacak sözler sarf ederek kin kusmakta ustalaşmış bir isim. 

PKK’nin, KDP ve Pêşmergeleri ‘düşman olarak görme’ sistemi farklı kişilerle aynı şekilde ilerlemekte bir program haline dönüşmüş vaziyette. 

Unutulmamalıdır ki siyasette bir kesimi ya da bir gücü kötülemek onları itibarsız yapmaz, tam aksine önce onlara çamur atanların ellerinin kirlenmesine zemin hazırlar.”