image

Geçtiğimiz gün CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu’nun, AKP hükümetini sorumluluk almamakla itham eden ve “madem onlar yapmadı, şimdi biz CHP olarak bir Türkiye konferansı yapacağız. Suriye gerçeğini sonbaharda masaya yatıracağız” mealindeki bir demeci medyaya servis edildi.

Suriye'deki rejimin niteliğinin, Cumhurbaşkanı Beşar Esad’ın tartışmalı geleceğinin ve Arap Alevi’si azınlığın Sünni çoğunluğa tahakkümü devam edecek mi gibi hassas konuların ele alınacağı anlaşılan CHP toplantısının can alıcı vurgusu, hiç şüphe yok ki, Suriye topraklarının 1/3’ünden fazlasını kontrol eden Kürtlerin bu toplantıdan tamamen izole edilmesidir.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a karşı artan parti içi muhalefete rağmen, Erdoğan, Kemalist rejimin 2023’teki 100. Yıldönümünü AKP iktidarıyla kutlamak istiyor. Suriye toplantısı ile dış politik aktörleri de devreye sokarak Erdoğan’ın bu niyetini sekteye uğratmak isteyen CHP’nin bu atağı mantıklı bir hamle olarak görülebilir.

Ancak bu toplantıda tüm dünya tarafından meşru görülen Kürt halkının herhangi bir temsilcisinin davet edilmeyeceğinin açıklanması hiçbir mantıkla açıklanamayacak, klasik CHP politikalarının dışa vurumu bir hezeyan olarak ön plana çıkıyor.

Eski CIA ve Ulusal Güvenlik Ajansı direktörü Michael Hayden'in, Suriye ve Irak'ın artık var olmadığına ve bu ülkelerin Yugoslavya ve Çekoslovakya’nın parçalanmasında olduğu gibi bir parçalanmayı yaşayacaklarına dair öngörüleri ortadayken, dünyanın aksi yönünde hareket izleyen ve gerçeklere sırtını dönen CHP’nin Kürt gerçekliğini göz ardı etmesi, yakın siyasi tarihe hâkim olan kimse tarafından bir sürpriz olarak karşılanmamalı.

Kürtler gibi kendilerini tüm dünyaya kanıtlamış ve modern dünyanın desteğini almış bir güç dururken, Suriye’de yıkıntıların arasından kafa kesme bilançosu tutan grupları, bir başka grubun şeyhinin ya da liderinin dualarının Allah tarafından duyulmaması için rakiplerinin kafalarını kesen, kötü niyetle, ucuz hesaplarla birbirlerini alt etmeye çalışan insanları yüzleştirme ve bir araya getirme çabası barbarca, zevksiz ve sinsi bir siyasi yaklaşım.

Din savaşlarının, soykırımların, ekonomik krizlerin, buhranların, yoksulluğun tarihinin hiçbir döneminde sonlanmadığı Ortadoğu, hiçbir zaman şimdiki kadar kamplaşmamıştı. Kürtler bu sorunlara karşı kendi içlerindeki muhalif keskinliklere rağmen hiç olmazsa bir kısmından kurtulmak için acil ve adil çözümler ararken ne yazık ki CHP’nin, Kürtlerin geleceği için daha fazla karanlıktan başka bir vaadi yok.

CHP, geçmişinin karanlık yöntemleriyle yeni sorunlara karşı eski çözümleri ısıtıp ısıtıp Kürtlerin önüne getirmekte. Tüm insanlar doğuştan akla sahiptirler. Ancak akıl sahibi olmak ile aklı kullanmak aynı şey değildir.

CHP’nin tavrına dair asıl cevaplandırılması gereken soru, herkesin intihar andı etmiş gibi birbirlerini öldürmek için delice bir motivasyonla hareket ettiği bu topraklara değer mi?

CHP’nin genellikle sıkıştığı zamanlarda vurgu yaptığı “kardeşlik” söylemlerinin gerçek anlamına gelecek olursak, CHP ve ulusalcılar için “kardeşliği” oynamaktan daha kolay ne olabilir ki? CHP’nin Suriye iç savaşıyla ilgili ortaya attığı “Kürtsüz çözüm” hakkında söylenecek en yalın tespit ise yalancı ağızlardan dökülen “kardeşlik” sözlerine kanacak ve ikna edilecek bir Kürt temsilcisi bulmaya çabalamaktır. Öyle görünüyor ki Kürtler CHP’den çektikleri yüzünden muhtemelen çoğu günahlarından bağışlanacaktır.

Söz konusu toplantıya Kürtler dahil edilmek istense bile mevcut kanunlardan ötürü toplantıya hiçbir Kürt temsilcisinin katılımı beklenmemelidir. Mevcut Türk Ceza Kanunundaki maddeler gereği Türkiye sınırları içerisine girdikleri andan itibaren haklarında “terör” ve bağlantılı suçlardan işlem yapılabilecek Kürt temsilcilerinin böylesi bir davete gitmeyeceklerini de ön görmek gerekir.

Kürtsüz Suriye çözümü önerisinin CHP’den gelmiş olması, CHP’nin Kürtlerin politikalarına yönelik bir eleştirisi olarak sınırlandırılmamalı. Türkiye’nin genetik kodlarını işleyen parti olması hasebiyle, CHP’yi Türkiye’deki tüm siyasetleri dahil ederek ele almak en rasyonel tespit olacaktır.

Buna diğer muhalefet partileri olduğu kadar iktidardaki AKP’yi de göz ardı etmeden bakmak, tarihsel perspektifin önümüze çıkardığı bir zorunluluktur. Yeni Osmanlıcılık hayalleri peşinde koşan, aklını Viyana önlerinde yitirmiş bir siyasi karaktere sahip olan AKP’nin benzeri türde hamleleri bugüne kadar Suriye’de attığı gerçeğinden de hareket etmemiz gerekmektedir. CHP’nin hamlesi, Erdoğan’dan ve Erdoğan’ın AKP’sinden rol çalmaya çalışmaktan başka bir şey olmadığı açıktır.

Bir bütün olarak; hâkim Türk siyasi partilerinin Ortadoğu’da Kürtler için amaçladığı tek şey bir tür ruhsal ve bedensel bozukluk olan nekrofilidir. Buna en iyi örnek, Sırp Voyvoda Stefan Sindeliç’in Birinci Sırp Ayaklanması esnasında pervasız ve küstah (!) bir biçimde Osmanlı ordusunun mühimmat deposunu ateşe vermesi, Türklerle birlikte aralarında kendisinin de olduğu Sırp güçlerinin de tamamının öldüğü saldırıdan sonra Osmanlı’nın Sırpları cezalandırma yöntemidir.

Saldırı sonrası bastırılan Sırp isyanından sonra dönemin Osmanlı yetkililerinden Sadrazam Hurşit Paşa, ölen Sırpların kafa derilerinin yüzülüp 32 dişini göstererek sırıtan bu kafataslarından bir kule dikilmesini emretti. Kelle Kulesi adı verilen bu “nekrofili harikası”, Sırbistan’ın Niş şehri yakınlarında bir yere dikildi.