image

PeyamaKurd - HDP’nin kapatılma girişimi, Türkiye’nin başat gündemlerinden. CHP kanadının HDP ile olan yakınlığı ise bu gündemin mihenk taşlarından bir tanesi. Türkiye siyasi yapısındaki politik işlev ‘ana karakter’ üzerinde baskın iken, bir anda söz konusu karaktere ‘destek veren(ler)’ üzerinde yoğunlaşma özelliğine de sahip.  

Bunun örneğini HDP-CHP yakınlaşmasında görebiliriz. HDP’nin her an gündemde olması artık klasik bir yapıt haline dönüştü. HDP’yi istenen şekilde algılatmak isteyenler, onun bir tehlike arz ettiğini kendi hedef kitlesinin zihnine kazıdı. Söz konusu hedef kitle, HDP ve ona dair herhangi bir haberi gördüğü an, ’Pavlov’un köpeği’ gibi tepki vermeye başlıyor. Yani verilene sorgusuz sualsiz, klasik bir biçimde koşullanıyor. HDP’ye bir de CHP eklendi mi, klasik koşullanma, şartlanmış koşullanmaya dönüşüyor. 

Örneğin İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun geçtiğimiz günlerde HDP’ye ilişkin yaptığı, “Altı milyon oy almış partiye terörist gözüyle bakarsanız ben bunun karşısındayım” açıklaması, olayı ana karakter olan HDP’nin üzerinden çıkarıp, CHP-HDP birleşimine sabitledi. Türk siyasi yapısı yıllardır bu döngü içinde dönüp duran bir işleve sahip. 

Akşener’e kahvaltı güzellemesi yapan Demirtaş, kırmızı kartı o gün yemişti” 

Velhasıl! İmamoğlu’nun açıklamasının ardından bir açıklama da Selahattin Demirtaş’tan geldi. Demirtaş, “HDP’nin öncülüğünde üçüncü bir ittifak” ilan edilebilir dedi. Demirtaş’ın ittifak çağrısı Cumhur İttifakı dışında kalan kesimlere. Yani İYİ Parti gibi oluşumlara... 

Hatırlanacağı üzere kısa bir süre önce Demirtaş, ‘Eğer dışarıda olsaydım Başak Hanımla birlikte, Akşener’in kapısını çalar kahvaltıya geldik derdim” demişti. 

Akşener ise Demirtaş’a, “Kendi siyasi prensipleri gereğince” yanıt vermiş, “Ben Güneydoğu'yu iyi bilirim. Kan davalı birisi de olsa kapısı çalındığı zaman o kapıdan içeri alınır. Kapıdan dışarı çıktıktan sonra kan davası devam eder” diyerek adeta meydan okumuş, kırmızı kartı göstermişti. 

Demirtaş’ın ‘kahvaltı güzellemesi’ belki de İYİ Parti ile bir ittifak arayışı idi. Ama tutmadı ve nazik bir şekilde reddedildi. İlginçtir o günlerde buna benzer bir girişim de, “Akşener, iyi bir Cumhurbaşkanı adayı olur” diyen Hasip Kaplan’dan gelmişti.

Hata üzerine hata ve bir türlü ders almayan “Kürt Siyasileri….

Erdoğan’ı MHP’ye mahkûm etmekte yine HDP ve parti eş başkanı başrolü üstlenmişlerdi. Son dönemlerde, ittifak arayışları ile ilgili yapılan açıklamalar, 2015 haziran seçimleri ve öncesi yapılan açıklamaları aratmıyor.  

Bay Selahattin Demirtaş ne demişti? 

Biz AKP usulü başkanlık sistemi asla kabul etmeyiz. Barışın şartı başkanlık değildir ve böyle bir şey olamaz. BDP eş başkanı olarak açık söyleyeyim. Anayasada özerk Kürdistan deseler (ve yazsalar), Kürtçe anadilde eğitim serbesttir diye açıkça yazsalar ve bunun karşılığında da anayasanın bir maddesine başkanlık sistemi yazsalar, biz o anayasaya evet demeyiz. Daha nasıl açık söyleyeyim ki!” 22.04.2013.

Demirtaş bu açıklamayı, CHP, Cemaat ve Sol’un gazına gelerek yapmış ve “Erdoğan’ı bitirme operasyonuna” alet olmuşlardı. Oysa Erdoğan’ı bitirme veya yaşatma Kürtlerin işi olmasa gerek. Bu operasyona alet olan “Kürt temsilcileri” bugün Kürtlerin başına gelenlerden sorumludur açıkçası. 

Hatalardan öğrenmeyen veya sürekli birilerinin direktifi çerçevesinde siyaset yapan “Kürt temsilcileri” kısa geçmişteki yapılan hataları tekrar etmekte kararlı görünüyor. Sırf CHP böyle istiyor diye, Bahçeli ve MHP’yi aratmayan Akşener ve İYİ Parti’yi’ tatmin etmenin yollarını arıyor. Oysa CHP’ye “Madem İYİ Partisi ile ilişkiler öncelikli ise, biz bu işte yokuz” diyebilmeli. 

Kürt ve Kürdistan kelimelerini ağzına almaktan çekinen CHP’yi ikaz edemeyenler ne Kürtlere ne de demokratik bir ittifakın oluşmasına hizmet edebilir.

Kürtleri, HDP bandında hizada tutma taktikleri hâlâ devam ediyor”

Elbette tüm bu siyasi manevra ve sözlü testlerin içi boş değil, CHP’nin HDP ile ittifakı gerçekleştirmesini isteyen kanadın atılımlarıdır. Fakat bu atılımların hiçbiri tutmadı. Şu anda da benzeri manevralar devam ediyor. 

CHP içerisinde HDP ve Demirtaş’a sıcak bakan kadrolar, “PKK’ye mesafeli davranın öz eleştiri verin ki ittifakımızın önünde, Cumhur ittifakından gelebilecek saldırı ve baskı sebebi kalmasın” mesajını sürekli veriyor. Bu mesaj İmamoğlu’nun açıklamasında net olarak görünmektedir. 

Kürtleri, HDP bandında hizada tutma taktileri hâlâ devam ediyor. Bu gerçeği Demirtaş’ın yaptığı son ‘demokratik ittifak’ açıklamasında tüm çıplaklığı ile görmekteyiz.

Demirtaş, aldığı ‘gizli mesajlar’ çerçevesinde söz konusu ittifak önerisini, Cumhuriyetin temel ilkelerine sahip çıkılarak yapılması gerektiğini Kürtlere kabul ettirmeye çalışıyor. 

Oysa Kürtler biliyor ki, ‘Cumhuriyetin temel ilkeleri demek Kemalizm ve Türk şovenizmidir.’ Anayasının dokunulmazlığı ve değiştirilmesinin teklif edilemezliği de bunun içindedir. Gelinen aşamada Demirtaş’ın, kimliksizlik üzerine her zamanki ‘Seni başkan yaptırmayacağız, yaşasın halkların kardeşliği’ minvalindeki demokratik ittifak arayışını savunması bir talihsizliktir. 

Bir defa Türkiye’de, demokratik güçler kavramı dendiğinde kimlerin kastedildiği asla bilinmemektedir. Çünkü Türkiye’deki politikacıların geneli, Rusya ve Çin siyasetinde kendilerine ‘ben demokratım’ diyen diktatörlerden farksızdırlar. 

Demirtaş, CHP’nin önerisiyle PKK ve Öcalan’a da mesafe çiziyor” 

Selahattin Demirtaş açıklamasının satır aralarında subliminal mesajlar da vererek PKK ve Öcalan’a da mesafe çiziyor, “Kandil ve Öcalan ile görüşmemizi siz istediniz, biz gittik” diyor. Böylece CHP’nin istediği biçimde Cumhur ittifakı ve Kandile gönderme yaparak, bizim onlarla ilişkimiz yok mesajını veriyor. 

‘Sivil siyasette’ elbette demokratlar ve demokratik güçler vardır. Fakat ‘partileşen siyasi grupların’ -HDP dahil- hiçbirinde demokrasinin prensipleri mevcut değildir. Bunun yerine Kemalizm, Türkçülük ve Siyasi İslamı esas alan kurumlar vardır. 

Türkiye’de siyaset yapan bütün partiler, şu ya da bu şekilde ittifak arayışını yapabilirler. Kimse, kimseyi ittifaklardan ötürü yargılayamaz. Ancak sürekli birilerinin dayatması çerçevesinde Kürtleri etkisizleştirme ve Demirtaş gibi Kürt siyasilerinin de bu oyuna gelmesi artık kabul edilmemesi gereken bir husustur. 

Çünkü İstanbul seçimlerinden bu yana Kürt oyları ile ayakta kalan CHP’nin, Kürtlere yönelik neler yaptığı gayet açık bir şekilde ortadadır. Mesele İmamoğlu’nun HDP hakkında konuşması değil, CHP’nin parti olarak Kürtlerin yanındayız mesajını vermesidir. 

Akşener’i, Erdoğan’a tercih etmek kadar yanlış bir hareket yoktur”

Fakat hâlâ Kürtlere kabul ettirilmek istenen bir siyaset var. Bu da, mevcut iktidara asla yanaşılmaması, Akşener ve CHP’nin daha olumlu olarak pazarlanmasıdır. Fakat bu asla doğru değildir. 

Siyasi akrobasiden anlayan herkes bilir ki Akşener’i, Erdoğan’a tercih etmek kadar yanlış bir hareket yoktur. Akşener’i Cumhurbaşkanı adayı gösterip onunla şu ya da bu şekilde diyaloga geçmek kadar abesle iştigal bir durum yoktur. 

Nasıl ki AKP, MHP gibi bir partiyi yanına almış ise CHP de, MHP’den çok çok daha tehlikeli Akşener’i yanına almıştır. Erdoğan’ın MHP’yi yanına almak zorunda kalmasının sebebi HDP’nin kendisidir.

Çünkü HDP’nin, barış süreci günlerinde Kürtlere mecliste ortaklık kapısını açan Erdoğan’a, “Seni başkan yaptırmayacağız, özerklik ilan ettik…” şeklinde yanaşması Erdoğan’ı, farklı bir politik manevraya sevk etti ve iktidarını kaybetmemek için MHP’yi zorunlu olarak yanına aldı ve tüm etkisini yitirerek faşizme dönüşen bir yapıya kurban gitti. 

Peki CHP hangi zorluklar ile karşı karşıya kaldı da post-faşist Akşener’i yanına almaktan çekinmedi? Ya HDP? Onları zorlayan nelerdi? 

Gerçek şu ki; demokratik ittifak güzellemesinden önce ‘Sorulması gereken çok soru, doğruları bekleyen çok konu var. ‘