image

PeyamaKurd - ABD Başkanı Donald Trump’ın, IŞİD’in bittiğine yönelik açıklamasına karşın maddi varlıklarından yoksun olan terör örgütü; her an yeniden etkili bir şekilde Orta Doğu siyaset sahnesine çıkabilir. Çeşitli devletler ve çevrelerden IŞİD hakkında “Bitti” şeklinde açıklamalar yapılmasına karşın, mevcut durum tam aksini gösteriyor.

CEVAPLANAMAYAN SORU: KİM İŞİDLİ?

IŞİD’in Suriye ve Irak’ta kalıcı bir tahribat yaratmasının ardından başta ABD, Rusya ve yerelde de tüm Kürt güçlerinin vermiş olduğu savaş neticesinde fiziksel olarak ilan ettiği “Halifelik” iddiasından çok uzak olsa da gücü hakkındaki bilinmezliğini halen korumakta. Bu bilinmezliğin temelinde, örgüte karşı savaş veren tüm ülke ve grupların örgütün eleman sayısına yönelik tolore edilmekten uzak 3 bin ile 18 bin arasındaki geniş aralıklı tahminlerinde kendisini açıkça ortaya koyuyor. Tahminlerin farklı olmasının ana etkenlerinden birisi ise kimin IŞİD mensubu olup olmadığına yönelik kafa karışıklığı sorunu daha da kompleks hale getiriyor. Bir bütün olarak ele alınmayan IŞİD için farklı tanımlamalar mevcut. Bu tanımlamaları “IŞİD’e biat sözü veren sade üyeler”, “Savaşçılar”, “Savaş dışı olanlar” ve IŞİD ile birlikte hareket eden ancak yenilgiler sonrası farklı güçlerin elinde çeşitli kamplarda toplanan IŞİD savaşçılarının aile ve çocukları olarak ele almak mümkün.

Çok geniş bir yelpazede çeşitlilik gösteren bu tanımlamalar akıllara “Kim IŞİD mensubu olarak değerlendirilecek?” sorusunu getiriyor. Kimliği net olarak belli olan ve kendilerini IŞİD savaşçısı olarak açıklayan birçok savaşçı saf dışı bırakılmış bir şekilde haklarındaki akıbeti bekledikleri Irak, Suriye, Kürdistan ve Demokratik Suriye Güçleri’nin çeşitli hapishanelerinde tutuluyor.

IŞİD’DEN GERİ KALAN KADIN VE ÇOCUKLAR YENİ NESİL IŞİD’İ OLUŞTURUR MU?

Bununla birlikte Kürtlerin liderliğindeki DSG’nin denetimi altındaki birçok kampta binlerce kadın ve doğdukları günden itibaren dünyaya IŞİD’in açtığı pencereden bakan çocuklar Uluslararası bir soruna dönüşmüş durumda. Sonucu kestirilemeyen bu sorun karşısında gerek Kürtler, gerekse de uluslararası kamuoyu açıkçası ne yapacağını henüz belirlemiş durumda değil. Bu belirsizliği daha da tehlikeli yapan durum ise; bu kişilerin cinsiyet, yaş ve yaşadıkları mağduriyetlerden bağımsız olarak düşünüldüğünde IŞİD mensubu olarak değerlendirilip değerlendirilemeyecekleri sorusuna verilecek cevaptır. Zira zaman zaman bazı Avrupa ülkelerinden gelerek IŞİD’in cihat çağrısına uyan kimi kadınların ülkelerine geri gönderilmeleri gündem olmuştu. İnsani refleksler ve bu kişilerin kadın olmaları nedeniyle toplumda oluşan “sahiplenme” refleksine karşın söz konusu IŞİD mağduru olarak görülen kadınların medyaya verdikleri demeçlerde halen IŞİD zihniyetinin halen ateşli birer savunucusu olduklarını açıklamışlardı. IŞİD tehlikesinin sadece silah ve şiddetli bir tehlike değil; aynı zamanda ideolojik bir tehlike olduğunu gözler önüne sermesi bakımından etkisi başta Avrupa ülkeleri olmak üzere bu ülkelerde korkutucu olmuştur.

IŞİD hakkında son dönemlerde sorulan yeni soru ise son derece çekici olan “Halifelik” ve “Hilafet” etkisinden arındırılmış olsa da Suriye ve Irak’ta son dönemde IŞİD’in saldırılarını arttırmasına sebep olan motivasyon ve insan kaynağının ne olduğu konusu kafaları kurcalamakta.

IŞİD, STRATEJİ DEĞİŞTİRDİ, ETKİLİ SALDIRILAR YAŞANACAK

Örgütün medya ağı Amaq ve buna bağlı kimi Telegram hesaplarında, örgüt yeni stratejisini 3 ana başlıkta açıklamakta. Çöl, uyanış ve vur-kaç olarak örgüt tarafından açıklanan bu stratejinin hemen akabinde Irak ve Suriye’de örgütün gözle görülür saldırılara imza atması bir tesadüf değil. Örgütün halen ciddi askeri operasyonlar yaparak kayıplar verdirmesinde hiç şüphesiz geçmişte “IŞİD’e biat sözü veren sade üyeler” ya da IŞİD’in bir dönem denetimi altında tuttuğu alanlarda yaşamış kişilerin varlığı ön plana çıkıyor. Çoğunlukla aile ve kabile bağlarını kullanarak harekete geçirilen bu uyuyan hücreler, yapıları itibariyle fark edilemez oldukları için çok beklenmedik zamanlarda etkili saldırılar yapabilmekteler.

Sadece geçtiğimiz hafta başında geçen yıl ortalarında IŞİD’den temizlendiği bildirilen Palmira kenti yakınlarında bir Suriye konvoyu pusuya düşürülmüş ve 35 asker yaşamını yitirmişti. Bununla birlikte yine Kürtlerin liderliğindeki Demokratik Suriye Güçleri’nin (DSG) denetiminde olan merkezlerde son zamanlarda etkili olan bombalı saldırılar da yaşandı. Son dönemdeki IŞİD saldırıları sadece Suriye ile sınırlı kalmış olsaydı durumun lokal ve geçici olabileceği değerlendirilebilirdi. Ancak Xaneqin, Kerkük, Musul gibi kentlerde yaşanan IŞİD saldırıları sonrası IŞİD’in Suriye ve Irak başta olmak üzere birçok farklı noktada çok sayıda değişik hedef ile savaşmaya devam etmek için yeterince imkana halen sahip olduğunu gösteriyor.

IŞİD’E KARŞI MÜCADELEDE KÜRTLER DAHA AÇIK DESTEKLENMELİ

Yukarıda bahsi geçen tüm ara başlıklar bir arada düşünüldüğünde, ABD Başkanı Trump ve diğer başka aktörlerin “Bitti” söylemlerine karşı IŞİD’in gelecekte daha büyük bir tehlike olarak ortaya çıkacağını söylemek için kahin olmaya gerek yok. IŞİD’le mücadelenin en temel gücü olan bölgedeki farklı siyasetlerde de olsa Kürtlerin daha fazla siyasal, ekonomik ve politik olarak desteklenmeleri; uluslararası politikanın gündeminde kalmasının önemi bu noktada ortaya çıkmaktadır.